Zeynep Altıok Akatlı: ‘Madımak filminin dili, iktidarın diliyle aynı’

Zeynep Altıok Akatlı: ‘Madımak filminin dili, iktidarın diliyle aynı’

Zeynep Altıok Akatlı, Sivas yangınında yitirdiğimiz şair Metin Altıok ile 2010 yılında aramızdan ayrılan eleştirmen, akademisyen Füsun Akatlı’nın kızı. Adında ikisinin de anısını yaşatıyor. Sadece adında değil, bugüne dek yaptıklarıyla da.

Sivas katliamında adaletin sağlanması için mücadele verdi, halen veriyor. Çünkü aradan 20 yıldan uzun bir süre geçmesine karşın ateş sönmedi. Aksine, cezasızlık bir devlet politikası olageldiğinden, yangın onca yılın ardından Kırşehir’e Gül Kitabevi’ne sıçradı.

Zeynep Altıok Akatlı, bir süredir politikanın içinde. CHP çatısı altında, kültür alanıyla ilgili önemli çalışmalar yaptı. Ardından 7 Haziran genel seçimlerinde İzmir’den milletvekili seçildi. Pazar günkü seçimlerde yeniden, aynı kentten aday.

Bir yandan da yazmaya devam ediyor. Geçenlerde, farklı gazete ve dergilerde yayımlanmış metinleri “Acısı Bende Kalsın” adlı kitapta derlendi. Kitap, Kırmızı Kedi Yayınevi’nce basıldı.

“Acısı Bende Kalsın”ı şöyle bir karıştırmak, Türkiye’nin yakın tarihindeki acıları hatırlatıyor: Maraş ve kaçınılmaz olarak Sivas katliamı, Soma-Ermenek toplu cinayetleri, Roboski kıyımı.. Ayrıca, yitirdiklerimiz var: Sabahattin Ali, Metin Altıok’la aynı acıyı yaşayan Aziz Nesin, öldürülen Musa Anter ile Gezi Direnişi’nin güzel çocukları..

zeynep12Zeynep Altıok Akatlı, bu kitabın paylaşma ve farkındalık yaratma ihtiyacından doğduğunu aktarıyor:

“Yaşadığım, gördüğüm, ortak olduğum acılar, tek başına taşımak için fazla ağır. Dışavurmak, paylaşmak gerekiyor. Ancak böyle üstesinden gelinebilir, çözüm bulunabilir. Bir de farkındalık yaratma ihtiyacı duyuyoruz: Hoyrat zamanlardan geçiyoruz, 13 yılda iyice hoyratlaşan, şiddet sarmalına karışmış günler… Olaylar üst üste geldikçe, kıyamet kopmuyor, aksine haber değeri kalmayanlar unutuluyor, yenisine odaklanılıyor. Ben unutulmasın, yaşananların farkında olunsun istiyorum, bu büyük bir ihtiyaç.”

Aslında kitapla ilgili bir kaygısı olduğunu söylüyor: Tekrara düşmek, kendini tekrarlamak. Bir yandan da bunun kaçınılmaz olduğunu konuşuyoruz:

“Ne yazık ki bu ülke tekrarlar ülkesi. Sivas olayıyla ilgili dünden bugüne bir arpa boyu yol gidilememişken, kendini tekrar etmeyeyim deyip de ne yazacaksınız?”

Aydın sorumluluğu

Buradan aydın sorumluluğuna sıçrıyoruz. Yaşananların tekrar tekrar söylenmesi, hafızanın canlı tutulması gerekliliği.

Zeynep Altıok Akatlı, Sivas duruşmaları boyunca yalnızlık duyduğunu anlatıyor:

“O dönem aydın duyarlığını, sorumluluğunu çok sorguladım. Bu farkındalık, duyarlık eksikliği, beni şiddeti gerçekleştirenlerin yaptığından daha fazla yaraladı. Daha derin bir isyana sürükledi. Ama o zaman bile bu kadar kavgalı bir toplum değildik. Sokaktaki insanın Sivas’la ilgili en azından empatisi vardı. Şimdi kucağımıza, Türkiye tarihinin en büyük katliamını, Ankara’nın acısını bıraktılar ve artık o empatiyi mumla arar olduk.”

Ateş, önünde sonunda düştüğü yeri yakıyor. Ölüm acısının paylaşılmazlığı. “Siz yakınını benzer biçimde yitirmiş biri olarak, neler hissettiniz?” diye soruyorum:

“Umutsuz değilim, hâlâ korkusuzca sokaklara çıkanlara karşı sorumluluğumuz var, umutsuz olamayız ama çaresiz hissediyorum ve koyu bir keder duyuyorum” diyor. Ardından Şükrü Erbaş’ın dizelerini hatırlatıyor:

“Şükrü abi ‘Canı cehenneme rahat uyuyanın’ demişti ya, aklımda hep o dize dönüyor. Can cehenneme rahat uyuyanın, canı cehenneme stadyumda yuhalayanın… Canı cehenneme diyesim var.”

Madımak filmi araştırılmalı

Yaşananlar şiirlere, ezgilere, romanlara, tablolara dönüşecek. Resmi tarih yazıladursun, duygunun tarihi sanatçıların eserleriyle gelecek kuşaklara aktarılacak. Fazıl Say, Ankara’da yaşanan “barış katliamı” için bir beste yapıyor örneğin. Ne acıdır ki saldırıda bomba da, Ruhi Su’nun “Kanlı 1 Mayıs” için söylediği ağıt meydanda tekrarlanırken patladı.

Sanatın gücünden söz ederken, yakın dönemde gösterime giren ve tartışmaları beraberinde getiren “Madımak: Carina’nın Günlüğü” filmine geliyor konu. Filmle ilgili birçok kişi, dernekler, yakınlarını orada kaybedenler ile filmin yönetmeni ve senaristi Ulaş Bahadır konuştu. Zeynep Altıok Akatlı ise bugüne dek çoğunlukla sessiz kalmayı tercih etti.

zeynep13“Sivas katliamı konusunda sanatla ilgili her girişimi desteklerim, bu nedenle Madımak filmine karşı da başta eleştirel davranmamaya çalıştım ama bu film için susma noktasını çoktan aştık. Sinema adına çok talihsiz bir başlangıç oldu, böyle bir başlangıç beni yaralıyor” diyor ve ekliyor:

“Elbette kurgusuna müdahale söz konusu olamaz. Yorum katılabilir. Hiç olmayan yeni hikâyeler, yan kişiler kurulabilir, olaylar o kurguyla anlatılabilir. Çünkü bu bir belgesel değil. Ama adalete kavuşmamış bir davanın, hele ki ilk çekilen filmini yapmaya soyunuyorsanız, tarihsel gerçeklikleri çarpıtmamak, onlara saygı göstermek yapılan işin bir parçası olmalı.”

Madımak’la özdeşleşen fotoğraf karesinin filmde tahrip edilmesi ayrı bir sorun. Akatlı’nın söylemiyle “Yapılan sadece Uğur Kaynar’a değil, Haslet Gültekin’e de büyük saygısızlık.”

Onu en çok endişelendirense, bunların hepsinden önemli ve dikkat gereken bir yan: “2 yıl önce, ‘37 kişinin öldüğü Madımak’ diye bülteni yayımlanan bir filmden bahsediyoruz, oysa biz o 2 kişinin katilimiz olduğuna dair mahkemede mücadele veriyoruz. Bu film bizim davamıza zarar verebilir. Bizim bu filmi hukuki olarak ciddiyetle araştırmamız gerekiyor çünkü bu filmde kullanılan söylem, bir süre önce Devlet Denetleme Kurulu’nun olaya ilişkin hazırladığı rapordaki söylemin neredeyse paraleli. Mesele sadece bültendeki ifade olsa, 2 yıl içinde bu yanlıştan dönülse, bilgisizlik deyip geçerdim. Ama tıpkı o raporun işaret ettiği gibi, filmde, siyasi fanatik İslam anlayışının adeta aklanmasına yol açacak, endişe verici ifadeler, görüntüler var. Bunu derin devlet yaptı, masum insanlar kullanıldığı gibi bir algı oluşturmaya çalışılması, Madımak’ı yakanlar için bir avuç insan denmesi.. Oysa oradaki kalabalık 15 bin kişidir. Yönetmen bunu kendine yüksek sesle söylemeli: 15 bin.

Bu film bizim mücadelemizi hiçe saymanın yanında, davamızı da etkileyebilir. Böyle bir hukukun işlediği ülkede, yarın ben bu filmin belge olarak mahkemeye getirilmeyeceğini nereden bileceğim? Şimdiye kadar neler oldu… Bu katliam davasında, sanıklardan birinin kimlik tespiti için DNA’sının karısıyla kontrol edildiği bir süreçten bahsediyoruz. Her şey olabilir…”

Filmde, Altan Erkekli, Mustafa Alabora gibi sanatçılar rol üstlenmişti. Şimdiye dek onlar filme gelen eleştirilerle ilgili -atlamadıysam- bir açıklama yapmadı. Görüşlerini aktarmadı.

Zeynep Altıok Akatlı da ne düşündüklerini merak ettiğini söylüyor. “Aydın sorumluluğuyla bu işe kalkıştıklarını düşünmek istiyorum ama sonrasında neden sessiz kaldılar? Bu hal beni düşündürüyor.”

Çalıştırılmayan Meclis

zeynep14Seçim öncesi buluşmuşken, siyasetten söz etmemek olmaz. Milletvekili seçilmesinin, mücadeleyi Meclis’e taşımanın onun için ne anlama geldiğini soruyorum. 7 Haziran’dan sonraki sürece bakarsak, bu uğraş ne kadar “işe yarar”?

Zeynep Altıok Akatlı, “Benim Meclis yolculuğum umutlu bir yolculuk” diyerek başlıyor anlatmaya:

“Sorunları çözmek, insanların yaşamını güzelleştirmek, toplumu geliştirmek, sadece faili meçhullerle ilgili değil, tüm hak ihlalleri konusunda çalışmalar yürütmek benim birincil hayalim ve Meclis’te olmak bu anlamda bir umut. Ama öyle talihsiz bir döneme denk geldi ki…

Darbe anayasasını değiştirmek, aldatıldığımız ‘barış süreci’ için değil, gerçekten toplumun ihtiyaç duyduğu barışı tesis etmek için çalışmak isterken, çalıştırılmayan bir Meclis’le karşı karşıya kaldık. Suruç’un ardından bir komisyon kurulmasını bile reddeden bir yapı söz konusu.

Bir diktatörün kişisel hırsı uğruna yeniden seçime giderken, seçim çalışmasından bir adım öteye geçememiş olmak çok üzücü ve yıpratıcı.

Yazılarda acaba kendimi tekrar ediyor muyum diyordum ya, hayatta da kendimizi tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Hatta diğer toplumlar yeni hak ihlal alanlarıyla ilgili çalışırken, biz kendini tekrar etmekten öte, hep geriye gidiyoruz. Hâlâ kadını, fıtratı tartışıyoruz! Bütün bunlara karşı isyan duyuyorum. Ama bizim umudumuzu bileyen de sanıyorum bu isyan.

Darbe anayasasını değiştireceğiz ve o kötüyü oradan indireceğiz. 1 Kasım seçimlerinden sonra da CHP’nin katkılarıyla Türkiye’nin yenilenme sürecine gireceğini, yüzünü barışa, sola, yurttaş faydasına dönenlerin el vermesiyle farklı bir iklim yakalanacağını düşünüyorum.”

Kültür politikaları gündemin neresinde?

Yenilenen genel seçimlere sadece üç gün kaldı. Siyasiler alanlara çıktılar, televizyon programlarına katıldılar ve kültür -yine- en az konuşulan gündem maddesi oldu. Oysa CHP’nin seçim bildirgesinde kültüre geniş bir alan açılmış, ayrıntılı bir program yaratılmıştı. Acaba 1 Kasım sonrasında, kültür politikalarını tartışmak mümkün olacak mı?

Zeynep Altıok Akatlı sorumu “Bunca acının yaşandığı yerde kültür belki birincil dışavurum, birincil politika maddesi değil, ama olmazsa olmazlarımızdan” diye yanıtlıyor. Ardından sanatın şifa veren, iyileştiren yönüne ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuzu vurgulayarak şunları söylüyor:

“Siyasetin sanattan bağımsız olmadığını savunan, buna özlem duyan insanlar Gezi’de isyan ettiler. CHP bu bilinçle hareket ediyor. Sanatın nasıl yönetilmesi gerektiğine yönelik geniş bir program hazırladık: 13 yıllık iktidarın yıkıcı etkilerinin tamamen değiştiği, kültürün baskılanmadığı, özgür sanatın teşvik edildiği, mevcut sorunların çözümü için siyasilerin değil, işin ehli sanatçıların söz sahibi olduğu bir yapı kurguladık. Bunun için ilk kez bir siyasi partide salt kültür sanattan sorumlu bir genel başkan yardımcılığı tanımladık. Kültür sanat komisyonu kurduk. O platformun çalışmalarını sürdürüyoruz. Ne yazık ki ağırlıklı çalışmamız da sansür raporu.”

Fotoğraflar: Dilara Şenköken

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal