Yanılgılar silsilesinde iki insan

Yanılgılar silsilesinde iki insan

Modern klasik müziğin en önemli isimlerinden Gustav Mahler’i anlatırken hangi anahtar kelime ve ifadeleri kullanabiliriz? Mesela, en başta senfoni ustası diyebiliriz. Sonra şef, değeri geç keşfedilmiş bir müzik dehası, bestelerinin seslendirilmesi Naziler tarafından yasaklanmış, acının ve haylazlığın müzisyeni, büyük âşık… Bir yaşamı anahtar kelimelere sıkıştırınca her şey çok basit görünüyor fakat işin aslı öyle değil.

1860’ta kalabalık bir ailede doğan Mahler, küçük yaşta piyano öğreniyor ve ilk konserini on yaşındayken veriyor. Okul yaşamı pek başarılı gitmezken annesi üzerinde otorite kuran ve nobran tavırlarıyla tanınan babası tarafından konservatuvara gönderilen Mahler, âdeta kendisini buluyor; piyano virtüözlüğünü bestecilik ve şeflik izliyor. Daha sonra Viyana Kraliyet Operası’nda Sanat Yönetmeni olarak şöhretine şöhret katıyor Mahler.

Avusturya ve Almanya başta olmak üzere, Avrupa’nın pek çok noktasında konserler veriyor, senfonileri dünyanın dört bir yanında icra ediliyor.

1900’lerin başında, yaşamının akışını değiştirecek bir dizi olay yaşıyor Mahler: Önce, ‘hayatımın aşkı’ dediği; 1901’de evlendiği Alma Maria Schindler’le tanışıyor. Bir piyanist ve besteci olan Alma, kendisinden yirmi yaş büyük Mahler’i hem erken yaşta kaybettiği babası gibi bir figür hem de yaratıcı erkek modeli olarak görüyor. Bunu fark eden Mahler ise Alma’dan müziği bırakmasını istiyor. Bir başka deyişle Mahler, Alma’dan kendisinin besteciliğini ve dehasını koşulsuz biçimde kabullenmesini; başarılı erkeğin arkasında konumlanan ikincil özne kimliğiyle var olmasını bekliyor. Bu istekleri gerçekleşen Gustav ile Alma’nın ‘mutlu’ evliliği böylece başlıyor. Alma’nın anılarının yayımlanmasına dek ikilinin ilişkisi pek çok kişi tarafından, uyumlu ve tutkulu diye niteleniyor.

Alma, notlarında Gustav’ın baskın ve cesur görünen fakat özellikle kendisiyle ilişkisinde yetenekleri ve güzelliğinden korkan, bunu da üzerinde kurduğu baskıyla aşmaya veya gizlemeye uğraştığından bahsediyor. Gustav’ın, kendisini suskunluğa, fedakârlığa ve başka biri olmaya mahkûm ettiğini, âdeta kocasının hayatını yaşamaya zorladığını söylüyor. Tam da bu netameli konu ve babasından miras kalan yönü yüzünden Gustav, Freud’dan yardım alıyor ve halının altına süpürdüğü her şey karşısına dikiliyor.

Alma-Gustav çiftinin 1902’de Maria, 1904’te ise Anna adlı kızları dünyaya geliyor. Maria’nın 1907’de difteriden ölmesi, çifti derinden etkiliyor ve Gustav, Viyana’daki tüm görevlerinden ayrılıp ABD’ye gitme ve şefliğe orada devam etme kararı alıyor.

Aynı günlerde kalp hastalığını ve eşi Alma’nın hayatında bir başkasının bulunduğunu öğrenen Gustav, son dönemece girdiğini hissediyor. 1910’dan itibaren sağlığı daha da bozulan Gustav’ın durumu, 21 Şubat 1911’de New York’ta yönettiği son konserin ardından kötüleşiyor ve gemiyle ABD’den ayrılıp Avrupa’ya doğru yola koyuluyor.

Robert Seethaler, “Son Senfoni”de Gustav Mahler’in çalkantılı hayatının bu son bölümünü bir romana dönüştürürken zihninde ve hatıralarında dolaşan, kendisiyle ve dünyayla hesaplaşan bir adamla buluşturuyor okuru. Diğer bir deyişle Seethaler, yorgun Gustav ve büyük besteci Mahler’i, hem roman kahramanı hâline getiriyor hem de ikiye bölünmüş benliğin çelişkilerini ve kavgalarını getiriyor karşımıza.

Gustav ve Alma Mahler

‘Dünyanın en sorumsuz insanı’

Seethaler, zihninde uzak ve yakın geçmişin hatıraları canlanan, kulağında kimi zaman çayırlardaki bir ineğin ve kuşun sesi tınlayan, bunları zihninde notalara dökerken düşüncelere dalan bir Gustav Mahler portresi çiziyor. Manzaranın ve seslerin eşlikçisi (kimi anlarda öznesi) eşi Alma ve küçük kızı Anna. Düşlere ve hatıralara daldığı mekân ise açık denizde yol alan gemi.

Ailesini, kaybettiği kardeşlerini, şöhretini ve kendisine yöneltilen eleştiriler ile övgüleri anımsıyor, derhal bir hesaplaşmanın ve kalbini zorlayan gerilimin ortasında buluyor kendisini: “Gustav Mahler, kendi çaresizliğinin fırtınasında titreşen küçük bir alev. Onun hakkında böyle yazmıştı Viyanalı bir gazeteci bozuntusu; ‘küçük alev’ ile narin fizyonomisi ve bir metre altmış santimlik boyu kastedilmişti tabii. Mahler, yüksek perdeden bir kahkaha atıp gazeteyi yırtmıştı. Ne var ki gazeteci bozuntusunun haklı olduğunu içten içe o da biliyordu. Henüz ellisine bile gelmemişti ama efsane olmuştu: Çağının, belki de gelecek bütün çağların en büyük orkestra şefiydi. Ne var ki bu şöhretin bedelini kendi kendini yiyen bir bedenin yol açtığı felaketle ödüyordu.”

Alma’nın yarım yaşanmış bir hayat ile ilgili sıkıntıları bulunurken Gustav’ın, kendisini mutlu ve şanslı saydığını görüyoruz. Belki de bu, bir kaçış veya kendini kandırma refleksi. Alma’nın çok severken ‘dünyanın en sorumsuz insanı’ diye nitelediği Gustav’ın hayat hikâyesini belli bir düzende, ileri gidiş ve geri dönüşlerle romanlaştıran Seethaler, bestecinin dengesizliklerini, kimi anlarda açığa çıkan inceliklerini, büyük kızı Maria’nın hastalığı sırasındaki duygusallığını, kişiliğinin ayrılmaz parçası olan baskınlığı ve müziği bir kaçış gibi görüşünü çıkarıyor karşımıza.

Öfkeyle ve güç gösterisiyle yönettiği orkestralardaki müzisyenlerin ‘kürsüdeki zebani’ dediği, hem sevdiği hem de korktuğu Mahler, kendi başına kaldığı ve sükûnetin tadını çıkardığı anlarda, çalkantılı bir evlilik yaşadığı, zaman zaman ağır sözler sarf ettiği zaman zaman hakaretler işittiği Alma’yı düşünüyor: “Başka kadın yok, diye düşündü Mahler. O benim şansım. Ben onun şansı mıyım bilmiyorum ama o benim için şans. Onu hak ediyor muyum, onu da bilmiyorum. Aşk, hak edilmez.”

Kaybettiği zamanların peşindeki besteci

Seethaler, dinginlik ile öfke, mutluluk ile acı arasında bocalayan Gustav Mahler portresi çiziyor. İnsanlarla, eşiyle ve kızıyla kurduğu ilişkide, bazen sert ve duygusuz, bazen aniden duygusallaşan ve çoğunlukla sınırlarını koruyan Mahler’le yüzleşiyoruz.

‘Müzik üzerine konuşulamaz; tarif edilebilen bir müzik kötüdür’ diyen Mahler, kendi duyguları söz konusu olunca da benzer biçimde ketumlaşıyor.

1900’lerin başında ortaya çıkan hastalıkları yüzünden Mahler, ölümü daha sık düşünüyor. Seethaler de romanda bu duruma önemli ölçüde yer vermiş. Gemi seyahati sırasında güvertede, bir miçoyla konuşur, eşi Alma’yı ve kızı Anna’yı izler, küçük yaşta hayatını kaybeden Maria’yı hatırlar ve yaşamını gözden geçirirken Mahler, ölümün nasıl bir şey olduğunu kendisiyle tartışıyor. Buna Alma’nın ilişkisi olduğunu öğrendiği ve ‘ahmak inşaatçı’ dediği Walter Gropius’u kıskanması, eşinden nefret etme ve onu sevme arasında bocalaması da eklenince Mahler kendisini biraz daha yoruyor. Hastalıkları ve öfkesi alevleniyor. Seethaler, bu gel gitler sırasında Mahler’i bir sanatçı, deha ve şöhretli besteci kimliğinden çıkarıp gerilim dalgalarıyla sarsılan sıradan bir insan olarak ortaya koyuyor. Öte yandan Alma da bu konuda bir şeyler söylüyor: “Her zaman iyi bir eş oldum. Öyle denir, değil mi? İyi bir eş. Sana destek verdim. Sana inandım. Müziğine ve onu saran bütün sihre. Seni bekleyip durdum: Evde, tiyatroda, otel odalarında. Sürekli ve sadece bekledim.”

Ölümün gölgesinde, patolojik bir aşkın sonucu olarak duygusal savruluşların söze döküldüğü konuşmalar, Gustav’ın ve Alma’nın birbirinden uzaklaşmasının, daha doğrusu baştan beri bulunan mesafenin tasvirine dönüşürken ‘yaşamın bir yanılgılar silsilesi olduğu’ gerçeğiyle yüzleşiyor ikili.

Seethaler; “Bütün Bir Ömür”, “Tütüncü Çırağı” ve “Toprak”ta olduğu gibi “Son Senfoni”de de psikolojik çözümlemelere yer veriyor. Gustav Mahler’in hayatından belli kesitleri öne çıkaran yazar, şöhretinin tılsımına kapılan ve bu nedenle eşi Alma’yı, yaşamının pasif bir öznesi ve patolojik bir ilişki nesnesine dönüştüren bir adamla yüzleştirirken çocukluktan kalma çelişki ve gerilimlerle boğuşan, bütün bunları sanatına ve hayatının her ânına yansıtan, ardından hepsiyle yüzleşen bir besteciyle ve şefle buluşturuyor okuru.

Kısacası Seethaler, hem sıradan bir insan hem de sanatçı olan, müzik tarihinin büyük bestecisi Gustav Mahler’i, kaybettiği zamanların peşine düşen bir roman karakterine dönüştürüyor “Son Senfoni”de.

“Son Senfoni”, Robert Seethaler, Çeviren: Regaip Minareci, Timaş Yayınları, 126 s. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal