Üryan, Çıplak, Nü – Türk resminde bir modernleşme öyküsü

Üryan, Çıplak, Nü – Türk resminde bir modernleşme öyküsü

“Üryan, Çıplak, Nü: Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü”, Pera Müzesi’nde 25 Kasım’da açılan ve 7 Şubat 2016 tarihine kadar devam edecek olan serginin adı. Serginin küratörü Ahu Antmen ve sergiye eşlik eden katalog da yakın zamanda kaybettiğimiz iki güzel insana ithaf edilmiş durumda: Semra Germaner ve Samih Rıfat.

Pera Müzesi’nin web sayfasına baktığımızda serginin şöyle sunulduğunu görüyoruz: “Üryan, Çıplak, Nü sergisi, yüzyıl başında gizli saklı ve tek tük, Cumhuriyet dönemindeyse yoğun olarak üretilen nü resimlerin izini sürerken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan zihniyet dönüşümünün sanata yansıyan yönlerini bugünün penceresinden göstermeyi amaçlıyor. Çıplaklığın sanatsal temsillerine karşı kültürel direnci ressamların nasıl aşmaya çalıştıklarına odaklanıyor. Ülkemizde ‘sanatçı’ kavramının padişahın ‘kulları’ olmaktan ‘birey’ olmaya dönüşümünü; bir zihniyet/medeniyet dairesinden başka bir kavrayışa geçişin sancılarını; ‘Müslüman-Türk’ kimliği ile ‘sanatçı’ kimliği rollerinin hangi noktalarda örtüştüğü/örtüşmediği üzerine iç hesaplaşmaları; mahremle özdeşleştirilmiş kadın bedenine yönelik cinsellikten arınmış bir algı geliştirmenin süreçlerini; modern(leşmiş) kimlik algısıyla sanat ve nü arasındaki bağlantıyı resimlere bakarak düşünmeyi, düşündürmeyi amaçlıyor.”

nu2Sergi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte zihinsel dönüşüme paralel olarak nü’nün değişimini gözler önüne sermeyi hedefliyor ancak bu konuda bir miktar yetersiz kalıyor. Kuşkusuz, bu durum serginin küratörü Ahu Antmen’den de, Pera Müzesi yönetiminden de kaynaklanmıyor. Bu durumun temel nedeni, yeni bir binaya geçmeye hazırlanan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin yıllardır kapalı oluşu nedeniyle koleksiyonunu hiçbir sergiyle paylaşamaması. Hatırlayacak olursak, Mehmet Güleryüz’ün İstanbul Modern’deki retrospektif sergisinde de Füsun Onur’un Arter’deki sergisinde de İRHM Koleksiyonu’nda yer alan eserlerini görememiştik. Hatta Füsun Onur, Müze’de yer alan yapıtlarının replikalarını yeniden üretmek zorunda kalmıştı. Bu sergi de, Müze’deki “çıplak”ları içerememesi nedeniyle eksik kalmak zorunda kalan bir sergi maalesef. Seçkide İzmir Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu’ndan birkaç çalışma yer alabilmişse de, çoğunluk özel koleksiyondan seçilen resimlerden oluşuyor ve bu da bazı sorunları gündeme getiriyor. Bu sorunlara aşağıda değineceğim.

Ahu Antmen, sergide “Alegorik Bakışlar”, “Biçimsel Arayışlar” gibi başlıkları tercih etmiş ve “Biçimsel Arayışlar” kısmında Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Nuri İyem gibi sanatçılardan seçkiler oluşturmuş. Serginin bütününde dikkati çeken şey, Türkiye’de kadın bedenine bakış(lar). Sergi, eser azlığı nedeniyle bunu tam olarak ortaya koyamasa da, hissettiriyor ve bu konu, sergi sırasında düzenlenebilecek panellerle konuşulmaya aday bir konu. Aynı şekilde Müze’nin eğitim programları çerçevesinde sergi ziyaretçilerinin dikkatini çekebilecek bir konu. 1914 Kuşağı sanatçılarından başlayarak d Grubu sanatçılarını da kapsayacak şekilde Akademi odaklı “hoca-sanatçılar”, konuya bir miktar gerilimli olarak bakıyorlar. Konu, özellikle d Grubu sanatçılarında André Lhote’un kuramlarını uygulama çerçevesinde ele alınıyor. Bu biçimsel yaklaşıma da, çıplak tabusunu yıkma endişesi ekleniyor. Serginin girişinde, 1940’lı yıllarda çekilen bir fotoğraf yer alıyor. Fotoğrafta model ve sanatçılar birlikte görülüyor ve o karede yer alan sanatçıların model karşısındaki tavırlarını izlemek bile bunu anlamak için kâfi geliyor.

Sergide yer alan kadın sanatçıların “çıplak”a bakışları ise, Akademi odaklı hoca-sanatçılarınkinden çok çok farklı. Onlardaki didaktik tavır, kadınlarda yerini sanatçılığa bırakıyor ve sergide yer alan en ustaca resimlerin kadınların elinden çıktığı çok açık bir biçimde görülebiliyor. Kadın bedenine bakış(lar)dan kastım bu ve sergi bunu izleyiciye tecrübe ettiriyor. Belki, bunu vurgulamakta, yeniden sorgulamakta fayda var ki, bu sergiler dil üretmemize, yeni tartışmalar ve yeni yayınlara daha fazla katkıda bulunsun.

nu3Yukarıda, sergideki seçkinin çoğunluğunun mecburen özel koleksiyonlardan oluştuğunu ve bunun da birtakım sorunlar doğurduğundan bahsetmiştim. Bu sorunlardan bir tanesi, sergide Hale Asaf’a ait olan resimde karşımıza çıkıyor. Hale Asaf, son yıllarda Paris’teki antikacı-müzayedeciler tarafından fazlasıyla suiistimal edilen bir sanatçı. Sergide yer alan resmi ise, hiç içime sinen bir resim değil. Elbette, bunun çıplak gözle iddia edilmesi zor ama çıplak gözle rahatlıkla söylenebilecek olan bir şey varsa, o da resmin sanatçıdan sonra müdahale gördüğü. Hale Asaf, kendi kuşağının Paris’te de başarı göstermiş en önemli sanatçıları arasında ve “çıplak”ları ile ünlü bir sanatçı da değil. Sergi için getirebileceğim tek eleştiri, keşke bu resmiyle bu sergide yer almasaydı olur. Yokluğu sergiyi eksik kılmazdı ama bu resimle varlığı serginin kalitesini maalesef düşürüyor. Kuşkusuz bu durum, Türkiye’de ekspertiz meselesinin kurumsallaşamamasından kaynaklanıyor. Ekspertiz ve resim restorasyonu, Türkiye’de resim sanatının en büyük problemleri arasında. Sergide Namık İsmail ve Nuri İyem’e iki resmin de kötü bir restorasyondan geçtiği görülüyor. Namık İsmail’in resminde figürün oturduğu sehpanın üzerindeki kumaşın siyahlarındaki ve Nuri İyem’in resminde dudaklar ve göğüs uçlarındaki müdahaleler bu problemin ne kadar vahim olduğunu, ekspertiz ve restorasyon konusunda kurumsal eksiğimizin ne kadar acil olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu resimler bizim kültürümüz ve bu resimlerin Türkiye’de resim sanatının tarihini bilmeyen, resim örneklerini görmeyen restoratörlerin eline teslim edilmesi son derece üzücü.

Özel koleksiyonlar bağlamında karşımıza çıkan bir diğer önemli sorun da, koleksiyonların araştırmaya kapalı olması. Bu da, Türk resminde zaten sayıca az olan araştırmaların önünü kesen bir durum. Örneğin sergide, Taviloğlu Koleksiyonu’nda yer alan Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait bir resim “Hamam” adıyla sunuluyor ve 1930’lar civarına tarihlendiği belirtiliyor. Oysaki resmin adı, “Çıplak” ve resim, 1933 tarihli. “Hamam”, Bedri Rahmi’nin 1936 yılında mezuniyet konkuru için yaptığı bir başka resmin adı. Bedri Rahmi, bu sergide yer alan “Çıplak”ını, Paris’te yapıyor ve Paris’ten hocası İbrahim Çallı’ya yazdığı mektupla birlikte bu resmi de gönderiyor. Söz konusu mektup ve resim, Fikret Adil tarafından 17 Mart 1933 tarihli Vakit Gazetesi’nde “Paris’te Genç Bir Ressamımız” başlıklı yazıda yayımlanıyor. Koleksiyon, bu resmi bu mektupla birlikte içerirse, yani araştırmasını kuvvetli yaparsa önemli olur ve bu araştırmayı yapmakla da yükümlü olmalıdır.

Sergi vesilesiyle serginin dışına çıkarak bu sorunlara da değinmek gerekiyor ama başlangıçta da belirttiğim gibi, bu sorunlar ne serginin küratörünün ne de sergiyi düzenleyen müzenin sorunu. Bu sorun, hepimizin ortak sorunu. Sergi azlığı nedeniyle Türk resmini o denli unutacak noktaya geldik ki, bu sorunları hatırlamak bile, çözüme yaklaşabilmek adına güzel. “Üryan, Çıplak, Nü: Türk Resminde Bir Modernleşme Öyküsü”, gezilmeye değer bir sergi ve 7 Şubat 2016 tarihine kadar açık.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal