Unutulan Olimpiyat Sanat Yarışmaları ve madalya peşindeki sanatçılar

Unutulan Olimpiyat Sanat Yarışmaları ve madalya peşindeki sanatçılar

Bu hafta başlayan Olimpiyat oyunları için, madalya kazanmayı uman sporcular, kramponları, boneleri, steç giysileri ve diğer malzemeleriyle Rio de Janeiro’da toplandı. Ancak bundan yaklaşık yüz yıl önce, Olimpiyat yarışları biraz daha farklı bir biçimde yapılıyordu.

1912 yılında bir grup altın madalya heveslisi, İsveç’in başkenti Stockholm’e doğru kalemleri, boya fırçaları, killeri ve nota sayfalarıyla yola çıktı zira o yıl Yaz Olimpiyatı’nda sanatçılar, mimarlar, yazarlar ve müzisyenler de tıpkı atletler gibi yarışmalara katılma hakkı kazanmıştı. Dolayısıyla o sene Havaili yüzücü Duke Kahanamoku yüz metre serbest stil yüzme yarışını kazanırken, Giovanni Pellegrini isimli bir İtalyan da rakiplerinin hakkından geldi; resim dalında.

Olimpiyat oyunlarındaki sanat yarışmaları 1948 yılına kadar düzenlenmeye devam etti. Örneğin 1924 yılında İrlandalı şair ve oyun yazarı William Butler Yeats’in kardeşi ressam Jack B. Yeats, “The Liffey Swim” isimli eseriyle gümüş madalya kazandı. Abi Yeats her ne kadar küçük kardeşi kadar tanınmasa da, Samuel Beckett kendisinin büyük bir hayranıydı ve hatta bir işi hakkında bir şiir yazmıştı.

“The Liffey Swim”

Olimpiyat Oyunları, ilk kez 1896 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin himayesinde düzenlendi. 1912-1948 yılları arasında düzenlenen sanat yarışmalarında ise uluslararası bir jüri mimari, resim, heykel, edebiyat ve müzik dalındaki adayları değerlendirdi. Kurallara göre Olimpiyat eserleri “Olimpiyat konseptiyle belirgin bir ilişkiye dayanıyor” olmalıydı. Dolayısıyla tüm epik şiirler, müzik kompozisyonları ve resimlerin bir spor dalını yansıtıyor olması gerekiyordu. Örneğin, “Bir sportif ideali, atletik yarışı ya da atleti öven ya da sportif festivaller ile bağlantılı bir sunum yapmaya niyetli” müzik kompozisyonları, yarışmaya katılabiliyordu. Dramatik çalışmalar, lirik çalışmalar ve epik şiir dallarına bölünmüş olan edebi yarışmalara katılacak eserlerin 20 bin kelimeyi aşmaması gerekiyordu. Tüm müzik eserleri için bir saati geçmeyecek bir sunum süresi vardı.

Tüm konsept, sanat ve sporun ayrılmaz bir ikili olduğunu düşünen Uluslararası Olimpiyat Komitesi kurucusu Baron Pierre de Coubertin’in buluşuydu. “The Forgotten Olympic Art Competitions” (Unutulan Olimpiyat Sanat Yarışları) kitabının yazarı Richard Stanton, “Klasik bir biçimde yetiştirilmiş ve eğitilmişti ve özellikle gerçek bir Olimpiyatçının nasıl olması gerektiği fikrinden çok etkilenmişti; sadece atletik değil, müzik ve edebiyata da yeteneği olan biri,” diyor. “Modern zamanlara uygun yeni etkinlikler yaratmak için, bazı sanat dallarını eklememenin eksiklik olacağını düşünmüştü.” Eski Yunan’da Olimpiyat Oyunları’na şair ve heykeltıraşlar da katılır, işlerini sergilerdi. Pierre de Coubertin’in kendisi de, “Ode to Sport” şiiriyle 1912’de edebiyat dalında altın madalya kazandı.

Sanat yarışmalarına ilk kez 1924 Paris Olimpiyat Oyunları esnasında ciddi bir katılım gerçekleşti. 193 sanatçının işleriyle katıldığı yarışmalarda, üç Sovyet sanatçı da vardı ki, o yıl SSCB Olimpiyatlar’a katılmıyordu. İlk modern Olimpiyat Oyunları’nın gerçekleştiği 1896’da yüzme dalında birinci olarak hem ilk Olimpiyat yüzme şampiyonu, hem de ilk Macar şampiyon olan Alfréd Hajós, 1924’te bu sefer mimari dalında gümüş madalya kazanarak, hem spor hem de sanat yarışlarında madalya kazanan ilk kişi oldu. 1928 yılında Amsterdam’daki yarışmalara edebiyat, müzik ve mimari dalları hariç toplam 1100 eser yarıştı. 1932 yılında Los Angeles’taki Olimpiyat Oyunları, dönemin ekonomik buhranı nedeniyle bir öncekine göre sönük geçmişti ancak sanat yarışmaları bu durumdan nasibini almadı. Tarihin kapsamlı bir biçimde belgelenen ilk Olimpiyat Oyunları ise, 1936 yılında Nazi Almanya’sında, Berlin’de düzenlendi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan üç yıl önce düzenlenen Berlin Olimpiyatı, Hitler’in emriyle baştan sona filme çekildi. Naziler, yeni Almanya’nın “barışçıl ve hoşgörülü” yüzünü tüm dünya basınına gösterme niyetiyle büyük bir çalışma içine girdiler ve tüm propagandanın merkezinde de Berlin Olimpiyat Stadyumu yer aldı. Ancak asıl başarı, Nazileri çıldırtan bir biçimde dört altın madalya kazanan Amerikalı siyah koşucu ve uzun atlamacı Jesse Owens’ın oldu. Kentin büyük bir bölümünün kaderini paylaşmayarak bugün de ayakta olan Berlin Olimpik Stadyumu, dünyanın en iyi stadyumlarından biri kabul ediliyor.

O yıl Berlin Olimpiyatı, İspanya ve SSCB tarafından boykot edildi. Hatta yeni seçilen sol görüşlü İspanya hükümeti, 49 ülkeden 6 bin sporcunun katıldığı alternatif “Halkın Olimpiyatı”nı düzenlemeye karar vermiş ancak İspanya İç Savaşı’nın başlaması üzerine iptal etmek durumunda kalmıştı. Dünyanın pek çok yerinden Yahudi sporcular katılmayı reddetti. Türkiye’den katılan Halet Çambel ve Suat Fetgeri Aşani, Olimpiyatlara katılan ilk Müslüman kadınlar oldu. Çambel ve Aşani, Hitler ile tanışmayı ve elini sıkmayı reddetti.

ABD, Berlin Olimpiyatı’nı boykot etmeyi değerlendirdi ancak daha sonra katılmaya karar verdi. Büyük Britanya, Fransa, Çekoslovakya, Hollanda ve İsveç’te boykot hareketleri olsa da, onlar da katılmaya karar verdi. Yine de 1936 Berlin Olimpiyatı güçlü bir uluslararası destek ve katılım yakalayamadı ancak sanat yarışmaları başarılı geçti. Yarışan eserlerin sergilendiği dört hafta süren eş zamanlı sergi 7 bin kişi tarafından görüldü. Nazi İçişleri Bakanı Frick,  Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels, Bilim, Eğitim ve Ulusal Kültür Bakanı Rust, İtalyan Eğitim Bakanı ve Japon Baron Morimoura sergiden işler satın aldı.

Goebbels, İtalyan heykeltıraş Farpi Vignori’nin altın madalya kazanan eserini inceliyor

Uluslararası jüri 29 Alman ve 12 Avrupalıdan oluşuyordu ancak bu rakamlar Almanya’ya özel değil, pek çok ülke jüride kendi vatandaşlarına alan açmayı tercih ediyordu; örneğin 1932’de 30 kişiden oluşan jüride 24 Amerikalı bulunuyordu. Bunun yanında, 1936’da jürinin değerlendirmeleri hayli milliyetçi kabul edilebilir. Dokuz altın madalyadan beşi Alman sanatçılara gitti (Almanya son iki Olimpiyat Oyunları’ndaki sanat yarışmalarında toplam bir altın madalya kazanmıştı). Alman besteciler hem solo hem koro kategorilerini süpürdü. Charles Dowing Lay, mimari dalında kazandığı gümüş madalyasıyla, o yıl sanat yarışmalarında madalya kazanan tek Amerikalı oldu. Altın madalya, tabii ki Olimpik Stadyum’u tasarlayan Werner ve Walter March’a gitti.

Werner March

Peki bugün neden Olimpiyatlar’ın şanlı sanat tarihi hakkında çok az konuşuluyor? Muhtemelen, çok az sanatçının katılması sebebiyle. Zira, pek çok başarılı sanatçının rekabetçi bir yaratım sürecine yanaşmıyor ve sanatın spor gibi nicel değerlendirmelere tabi tutulamayacağına inanıyordu. Ancak bunun da ötesinde, Olimpiyat Oyunları sanat yarışmalarına profesyonel sanatçıların katılması yasaktı ki spor yarışmalarına sadece profesyonel sporcuların katılabildiği düşünüldüğünde bu kararın ne sebeple alındığı anlaşılmıyor. Her ne kadar Igor Stravinsky gibi meşhur yüzler jüri görevini üstlense de kazananlar (örneğin Lüksemburglu ressam Jean Jacoby, Polonyalı besteci Zbigniew Turski, İsviçreli sanatçı Alex Diggelmann ve Danimarkalı yazar Josef Petersen) ilerleyen yıllarda çok da tanınmış sanatçılara dönüşmediler. Sanat yarışmaları toplam on Olimpiyat Oyunları boyunca sürdü ve onlarca heykel ve resim madalya kazandı ancak bu eserlerin hiçbiri bugün büyük müzelerde sergilenmiyor.  

1924 Olimpiyat Oyunları edebiyat dalında altın madalya

1948 yılında sanat oyunları etkinliklerine ilginin azalması sonucu, organizatörler oyunları iptal etmeyi ve yerine oyunlarla eşzamanlı gerçekleşen bir sergi düzenlemeyi tercih etti. Üzücüdür ki, yıllar boyunca verilen altın madalyalar da resmi Olimpiyat kayıtlarından silindi. Olimpiyat tarihçisi Bernhard Kramer sanat yarışmaları şampiyonlarını araştırdığında, üzücü bir şekilde çoğu madalya kazanmış sanatçı ve sanat eserinin tarihten silindiği sonucuna vardı. Çalışması, şu gibi cümlelerle dolu: “O ana dair bir delil belgesi sunulamaz.” “Onun şiiri de kayıp.” “Gerhardus Bernardus Westrman’ın bronz madalya sahibi tablosu ‘Horseman’ın bir kopyası bulunamıyor.”

Kaynakların eksikliği sebebiyle, bu yarışmaların uluslararası sanat camiası ya da Olimpiyatlar için ne anlama geldiğini söylemek pek mümkün değil. Olimpiyat sanat oyunları başarısız bir deneme miydi, yoksa geçip giden bir dönem ve ideolojiye ait nadir kalıntılar mıydı? Bu sorunun cevabı, tıpkı “Horseman” gibi, tarihte kaybolmuş olabilir.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal