Tiergartenstrasse 4: Ötenazi Kurbanları Anıtı ve Anna Lehnkering

Tiergartenstrasse 4: Ötenazi Kurbanları Anıtı ve Anna Lehnkering

Berlin’de Nazi dönemi ile ilgili birçok anıt var. Bunlardan bir tanesi de Berlin Filarmoni binasının hemen yakınındaki Ötenazi Kurbanları[1] Anıtı’dır.

1933-1945 yılları arasında Almanya’da iktidarda olan Naziler “üstün ırk” kategorisine sokamadıkları bütün insanlara akıl almaz kötülükler yaptılar. Yahudiler, Sinti-Roma, komünistler ve homoseksüellerden başka, tedavisi olmayan hastalıklara yakalananlar, bedensel ve zihinsel engelliler de onların hedefleri olmuştu. Önce 1933 yılında engelli insanların çocuk doğurmasını yasaklayan bir kanun çıkardılar. Hemen sonrasında da 1934 yılından itibaren kurulan Soy Sağlığı Mahkemelerinde (Erbgesundheitsgericht) engellilerin yanı sıra psikiyatri servislerinde tedavi görenlerin, alkoliklerin ve asosyal olduklarına hükmettikleri insanların da kısırlaştırılmasına karar verdiler. Bu insanlık dışı uygulamalar 1939 yılında Hitler’in “Ötenazi Kararnamesi”adıyla ilan ettiği bir kararname ile daha da akıl almaz bir yola girdi.

Kısırlaştırmayı tek başına yeterli görmeyen Nazi rejimi bu insanların hayatlarının sözüm ona “onurlu” bir şekilde sonlandırılmasına yardım edileceğini ilan etti! Elbette aslında bu kendi başına hayatını sürdürmekte zorlanan bir grup insanın toplu halde katledilmesinin hukuki zemininden başka bir şey değildi. Çünkü Nazilere göre sakat ve hastalar topluma herhangi bir ekonomik katkı sağlamadıkları gibi üstelik büyük bir yük oluşturuyorlardı. Kaldı ki Hitler’in üstün ırkının bedenen ve ruhen sakat bireylere hiç ihtiyacı yoktu.

Katliamın kod ismi “Aksiyon T4” idi ve bu işle uğraşanların çalıştığı merkez Berlin Tiergartenstrasse 4 numara da yer alan bir villaydı. Meşhur empresyonist ressam Max Liebermann’ın kardeşi Georg Liebermann’ın önceleri kendi oturduğu sonra da kiraya verdiği bu villa 1940 yılında Naziler tarafından ailenin elinden alındı ve 1940-1945 yılları arasında “Ötenazi” katliamlarının planlama merkezi olarak kullanıldı. Bu şekilde sadece 1940 ve 1941 yıllarında 70 bin insan öldürüldü. Savaş sonunda bombalarla yıkılan villanın enkazı 1950’li yıllarda kaldırıldı ve yerine 1960-1963 yılları arasında Berlin Filarmoni (Berliner Philharmonie) binası inşa edildi. Ötenazi katliamları hakkında ise savaşın bitmesinden sonra tek bir kelime edilmedi. Bir grup insan sayesinde villanın yeri 1987 yılında tespit edildi ve akabinde yıllar süren bir mücadeleden sonra 2014 yılında Nazi caniliklerine kurban olan bu insanların anısına bir anıt yapıldı.

Ötenazi kurbanlarından biri de Anna Lehnkering[2] idi. Anna Ruhr bölgesindeki Sterkrade şehrinde 2 Ağustos 1915 de ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. İki büyük, iki de küçük olmak üzere dört erkek kardeşi vardı. Ailesi bir restoran işletiyordu. Hastane kayıtlarına göre doğum normal olmuştu ve Anna dört yaşına kadar son derece sağlıklı bir çocukluk geçirdi.

Okula bir yıl geç başladı, başladıktan hemen sonra da özel bir okula yönlendirildi. 1924-1929 yılları arasında bu özel okulda eğitim gördü. Söylenilen her şeyi anlıyordu, ancak okuma ve yazmada zorlanıyordu. Matematikte ise sadece basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabiliyordu. 1929’da okuldan ayrıldığında karnesinde hastalık nedeniyle okula düzenli devam edemediği ve pek bir şey öğrenemediği yazıldı. Bu nedenle meslek okuluna gidemedi. 1931-32 yıllarında Bonn kentinde çocuk psikiyatri kliniğinde tedavi gördü. Burada kayıtlara“iyi huylu, uysal, öğrenmeye hevesli, eğitimi mümkün” biri olarak geçti. Gündelik ev işleriyle ilgili beceriler edinmesi için zekâ geriliği olanlara özel bir kliniğe yatırılması tavsiye edildi. Ancak Anna ailesinin yanına döndü ve onlarla yaşamaya başladı. Ev işlerinde annesine yardım ediyor, kardeşinin hatırladığı gibi sevgi dolu bir abla/kız kardeş olarak erkek kardeşleriyle oyunlar oynuyordu.

19 Aralık 1934 tarihinde Duisburg kentinin Soy Sağlığı Mahkemesinde görülen bir  duruşmada Anna’nın kısırlaştırılmasına karar verildi. Çünkü Anna’nın doğuştan zekâ geriliğine sahip olduğu iddia ediliyordu ve bu nedenle de mahkeme çocuk doğurmasının engellenmesine hükmetmişti.[3] Yaklaşık iki ay sonra 18 Şubat 1935 tarihinde Anna, Mülheim’daki bir hastanede ameliyat edilerek kısırlaştırıldı. Evine döndü. Bir süre sonra böbreklerinden rahatsızlandı ve yeniden hastaneye sevk edildi. Taburcu edilmesinden hemen sonra bir bakım evine gönderilmesi kararlaştırıldı. 21 Aralık 1936 tarihinde Bedburg-Hau’da bulunan bakımevine kaydı yapıldı. Kayıt defterine sessiz, sakin olduğu ve sorulara cevap verdiği yazıldı. Bu bakımevinde yapılan bir zekâ testi sonucu Anna’ya “genetik zekâ geriliği” teşhisi kondu! Zekâ testinden ziyade adeta bir genel kültür testine benzeyen bu testin sorularından biri Almanya’nın başkenti idi. Anna doğru cevabı hatırlayamadı. Zira sadece beş yıl öğrenim görmüştü, üstelik hiçbir zaman Berlin’e gitmemişti ve ne yazık ki bundan sonra da hiç gidemeyecekti.

1936 yılının Aralık ayından 1940 yılının Mart ayına kadar Anna koşulları oldukça berbat olan bu klinikte kaldı. Kötü bakım ve yetersiz beslenmeden dolayı zayıf düştü, sık sık ateşi çıkmaya ve öksürmeye başladı. Hasta belgelerine “Verem şüphesi” diye yazıldı. Tam o günlerde Berlin’de bulunan “T4” merkezinden bazı uzmanlar Bedburg-Hau’yageldi. Bu “bilirkişiler” bakımevinde kalan ve oldukça “ağır” bir tablo izlediğine hükmettikleri bin 800 kişiyi seçtiler ve diğer hastalardan ayırdılar. Anna’da bu seçilenlerden biriydi. Yetkililer seçilenlerin hemen hepsinin “laf dinlemez ve “kötü genlere” sahip olduklarını, ekonomik olarak hiçbir katkı sağlamadıkları gibi devlete yük olduklarını ileri sürdüler. Nazilere göre bu insanların yaşamasına gerek yoktu ve gaz verilerek ortadan kaldırılmaları uygundu.

6 Mart 1940 tarihinde Anna ve 456 hasta devlet demiryollarına ait özel bir vagon ile Grafeneck’e doğru yola çıktı. 7 Mart 1940 tarihinde Grafeneck’e varıştan hemen sonra aralarından 317 kişi gaz odalarına gönderildi. Onlardan biri de 24 yaşındaki Anna idi. Berlin’den gelen “Ötenazi Programı” yetkilileri hastaların gaz odasına gönderilişlerini ve gaz odalarının içinde canice öldürülüşlerini izlediler.

Anna’nın yeğeni Sigrid Falkenstein[4] halasının ismini 2003 yılında internette yayımlanan “Ötenazi Kurbanları” listesinde görene kadar ailesi onun başına gelenler üzerine tek bir kelime etmedi.

Kaynaklar:

S. Endlich – S. Falkenstein – H.Lieser – R. Sroka (Hrsg.), Tiergartenstrasse 4. Geschichte eines schwierigen Ortes (Berlin 2014)

Susanne Doetz, Alltag und Praxis der Zwangssterilisation. Die Berliner Universitätsfrauenklinik unter Walter Stoeckel 1942-1944 (Dissertation Charite –Berlin 2010)

https://www.t4-denkmal.de/Start (24.05. 2020)

https://www.t4-denkmal.de/Anna-Lehnkering (24.05.2020)

http://www.sigrid-falkenstein.de/euthanasie/anna.htm (24.05.2020)

https://www.youtube.com/watch?v=d9DH0QVjXoo (24.05.2020)

[1]Ötenazi eski Yunancada “güzel ölüm“ demektir. Dışarıdan destekle bir insanın yaşamsal fonksiyonlarının sonlandırılması anlamında kullanılır. Ötenazi Kurbanları Anıtı hakkında bilgiler için: Endlich – Falkenstein – Lieser – Sroka 2014 ve https://www.t4-denkmal.de/Start

[2]https://www.t4-denkmal.de/Anna-Lehnkering; http://www.sigrid-falkenstein.de/euthanasie/anna.htm

[3]1945 yılına kadar 380 bin ila 400 bin insanın kısırlaştırıldığı tahmin ediliyor. (Doetz 2010, 6-8).

[4]Bayan S. Falkenstein Alman Parlamentosunda halasının başına gelenleri anlatıyor: https://www.youtube.com/watch?v=d9DH0QVjXoo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar