Telif hakkı ihlalleri ile haber alma özgürlüğü nerelerde kesişir?

Telif hakkı ihlalleri ile haber alma özgürlüğü nerelerde kesişir?

“Sezen Aksu’nun yapım şirketinden Kültür Servisi’ne telif davası tehdidi”ni mart ayında yayımladığımız haberle duyurmuştuk. Konu hakkında, Türkiye’de sansür ve otosansür vakalarının düzenli kaydını tutan Susma Platformu’nda bir haber yayımlandı. Haberde “Telif hakkı ihlalleri ile haber alma özgürlüğü nerelerde kesişir ve telif hakkı bir sansür mekanizmasına dönüşür mü?” gibi sorulara, müzik yazarı Metin Solmaz ve Bilişim Hukuku Uzmanı avukat Gökhan Ahi’nin görüşleriyle yanıt aranıyor. Susma’da yayımlanan, Sonay Ban’ın hazırladığı haberi aktarıyoruz:

Kültür Servisi internet gazetesi mart ayında kamuoyuyla bir açıklama paylaştı. Sezen Aksu’nun karantina günlerini anlattığı mektubu ve “Ne Yapayım Şimdi Ben” şarkısını Nisan 2020’de YouTube yönlendirmeli (embed kodu ile) video ile haberleştirip yayımlayan gazete, haberin üstünden sekiz ay geçtikten sonra Aksu’nun yapım şirketi SN Müzik’in kendilerini “telif hakkı ihlali” ile suçladığını belirtti. Haklarında yapılan suçlamalar nedeniyle emniyette ifadelerinin alındığını söyleyen gazete yetkilileri açıklamalarında; yapım şirketinin gazeteye 11 bin liralık “uzlaşma” ya da telif davası seçeneklerini sunduğunu da dile getirdi. Kültür Servisi durumu kendilerine yönelik bir “cezalandırma” olarak nitelendirmenin yanı sıra konuyu haber yapmak istediklerinde sanatçının avukatının engeliyle karşılaştıklarının da altını çizdi.

Gazetenin açıklamasıyla birlikte sosyal medyada pek çok sanat ve müzik yazarı, gazeteci ve müzik dinleyicisi konuyla ilgili tepkisini dile getirdi. Biz de Susma Platformu olarak; “telif hakkı ihlalleri hangi durumlarda geçerlidir ya da değildir,” “haber yapma özgürlüğü ile telif hakkı ihlalleri hangi noktalarda kesişir ya da kesişmelidir” ve “telif hakkı meseleleri hem sanatçılar hem de haber içeriği üretenler açısından sansür ya da otosansürle nerelerde buluşabilir” vb. sorularımızı müzik yazarı Metin Solmaz’a ve Bilişim Hukuku Uzmanı avukat Gökhan Ahi’ye yönelttik.

‘Bir içeriğin embed özelliğini açık tutmak, içeriğin her yerde yayımlanabilmesine muvafakat vermek demektir’

Kültür Servisi ile Sezen Aksu’nun yapım şirketi arasında yaşanan ve şirketin gazeteye dava açma tehdidine kadar giden olay temelinde; müzik videolarının YouTube ya da başka video paylaşım platformlarının embed kodları ile herhangi bir haber/web sitesinde yer alması var. Embed kodu ile video paylaşımında hangi kuralların izlenmesine dair görüşünü istediğimiz Bilişim Hukuku Uzmanı avukat Gökhan Ahi meseleyi şöyle açıklıyor: “YouTube ve benzer video platformları, müzik eserlerinin telif haklarını ücretlendirme ve dijital hak yönetimi sağlamak açısından; sanatçılara, komşu hak sahiplerine, bağlantılı hak sahiplerine içeriklerini yönetebilme imkânları sağlıyor. Ayrıca bu tür video platformları, meslek birlikleri ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde, paylaşıma esas alacak istatistik ve diğer verileri sağlıyor.”

Ahi’ye göre YouTube ve benzer platformlar kimi özellikleri sayesinde; eserlerin paylaşılması ve dolaşıma girmesi üzerinden eser sahiplerine verimli bir alan açıyor. Ahi sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir içeriğin ‘embed’ olarak başka sitelerde ve mecralarda yayınlanabilmesi sayesinde içerik sahibi, içeriğinin ‘embed’ olarak üçüncü kişiler tarafından kullanılabilmesi ve başka sitelerde de yayımlanabilmesi yoluyla, hem daha fazla kitleye ulaşıyor hem de izlenen her videodan gelir elde etmeye devam edebiliyor.

Bir içeriğin embed özelliğini açık tutmak, o içeriğin her yerde yayımlanabilmesine bir nevi muvafakat vermek demektir. Sosyal medya olabilir, bloglar, forumlar, hatta haber siteleri dahi olabilir; tüm bu mecralarda embed video yayımlamak telif haklarına aykırı bir durum yaratmayacaktır. Kaldı ki, içerik sahibi istediği zaman içeriğinin embed olarak kullanılabilme özelliğini kapatabilme imkânına da sahip ama bunun bazı istisnaları var elbette. Örneğin; embed videolardan oluşan bir site veya mobil uygulama yapıp, bu site veya mobil uygulama üzerinden ticari gelir elde etmeye çalışmak olabilir. Zira bu durumda eserden normal yararlanma amacı fazlasıyla aşılmış olacaktır.”

‘Sezen Aksu şirketinin Kültür Servisi’ne köstek değil destek olması beklenir’

Kültür Servisi’nin açıklamasının ardından durumu sosyal medyada ilk dile getirenlerden biri de müzik üzerine önemli yazılarının yanı sıra pek çok web sitesinin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenen Metin Solmaz oldu. Embed kodları ile web sitelerinde video paylaşmanın kurallarının son derece net çizgilerle belirtildiğini dile getiren Solmaz’a göre olayın izahı oldukça basit: “YouTube’a bir video yüklerken önünüzde iki seçenek var: Birincisi yüklediğiniz gömme fonksiyonunu kapalı tutmak. O vakit videonuzu seyretmek isteyen gelir YouTube sitesinde seyreder. Başka yere gömemez. Bunu beceremez zaten. Değişik yöntemlerle yaparsa da suç işlemiş olur. Ama yok, bunu açmışsanız bu, videonuz başka mecralara da gömülebilir, kullanılabilir demektir. Bu YouTube’un herkese açık kuralları içerisinde açık seçik yazar.”

Gerçekleşen durumun, bahsettiği iki seçeneğe de uymamasından dolayı bilgisinden şüphe ettiğini söyleyen Solmaz, konuyu en iyi bilen isimlerden akademisyen Yaman Akdeniz’e teyit için danıştığını ve kendisinden de aynı cevapları aldığını belirtiyor. Durumu “saçma” ve “acayip” sıfatlarıyla nitelendiren Solmaz iki şeye özellikle dikkat çekiyor: Birincisi; yapım şirketinin haber sitesinden telif hakkı ihlali gerekçesiyle para istemesi. Solmaz durumu şöyle dile getiriyor: “Kültür Servisi gibi zengin olmadığı, bunun üzerinden para kazanmadığı çok belli bir siteden bundan dolayı para istenmiş. Kültür Servisi hepimizin borçlu olduğu, fedakarlıklarla ayakta duran bir site. Sezen Aksu’nun şirketinin Kültür Servisi’ne köstek değil destek olması beklenir.”

Solmaz’ın altını çizdiği diğer husus ise meseleye dair Sezen Aksu’nun neden bir açıklama yapmadığının anlaşılamaması. Bununla ilgili de şu ifadeleri kullanıyor: “Sezen Aksu nasıl bütün bunlara izin verebiliyor asla anlamıyorum. Kendisini iyi kötü uzun yıllardır takip ederim. Asla Kültür Servisi’nden üç beş kuruş ‘koparmaya’ çalışacağını ihtimal dahilinde görmüyorum. Bir acayiplik var bu işte. Eğer yanlış bilgilendirildiyse hemen açıklama yapmalı. Yok, hakikaten bütün bu kuralların açık seçik yazılmasına rağmen hakkının yendiğini düşünüyorsa yine açıklama yapmalı. Demesi bile komik ama demeli ki ‘Kültür Servisi benim hakkımı yiyor.’ Çünkü bu iş onun adıyla anılıyor artık.”

‘Cover’ müzik içerikleri yeni moda ihlal’

Sanatçıların telif hakkı ihlaline karşı haklarını araması yıllardır sanat camiasında süregelen tartışmalardan bağımsız değil. Çıkan yasalar ve meslek örgütlerinin çalışmalarıyla da, eksikler olmasıyla birlikte, 20-30 sene evveline göre tartışmaların daha görünür olduğunu söylemek mümkün. Peki dijital medyada telif hakkı ihlalleri çoğunlukla hangi durumlarda ön plana çıkıyor ve sanatçılar bu konuda en fazla ne tür şikâyetlerde bulunuyor?

Gökhan Ahi’ye göre bu durum en çok “müzik ve sinema eserlerinin başka sunucularda barındırılıp ücretli veya ücretsiz olarak kamuya sunulmasında” karşımıza çıkıyor. Gerisini kendisinden dinleyelim: “Bir ara mp3 dosyaları her yerden erişebiliyor ve indirilebiliyordu. Dijital müzik platformlarının ve dijital video platformlarının ücretsiz veya düşük ücretli abonelik modelleri sunması ve mesleki birliklerle anlaşma yapılmasıyla herkese ulaşabilmesi sonucunda, korsan mp3 içerikleri artık çok ilgi görmüyor diyebiliriz. Ancak, sinema eserlerinde ve TV yapımlarında, dijital film platformlarına rağmen korsanlık yoğun bir şekilde devam ediyor. Halen onlarca sitede, (bahis ve kumar reklamları izleme karşılığında) hukuka aykırı film ve dizi yayınları devam ediyor. Bir başka ihlal de, ‘cover’ adı verilen, yeniden icra edilen eserlerde görülebiliyor. Bestecinin ve güftecinin izni olmadan yapılan ve ticari gelir elde etmeye uygun ‘cover’ müzik içerikleri yeni moda bir ihlal olarak karşımıza çıkıyor.”

‘Özgürlük sadece gazetecilikte değil, her alanda kimseye zarar vermediği sürece sınırsız olmalı’

Kültür Servisi vakası sanatçıların ve yapım şirketlerinin telif hakkı taleplerinin yanında süregelen bir tartışmayı; dijital medyada gazetecilerin ve medya içerik üreticilerinin haber yapma özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp bittiği meselesini, yeniden görünür kıldı.

Metin Solmaz’a göre haber yapma özgürlüğünün sınırları dijital olan ve olmayan mecralara göre değişen bir olgu değil fakat oldukça çetrefil bir konu: “Bir gazetecinin neye dikkat edeceği bellidir ama burada iş gazetecilerde bitmiyor. Artık herkes gazeteci bir yandan da. Bir internet fenomeni birisinin ipliğini pazara çıkarmak istedi mi bunu on beş dakikada becerebiliyor. Üstelik gazeteci olmadığı için gazetecilik üzerinden eleştirilemiyor. Asla oturmuş kurallar yok. Ama temel olarak gazeteciliğin temel kurallarına, 5N1K’ya, haber kaynağının kutsallığına haber hırsızlığının ahlaksızlığına, haber uydurmanın, manipülasyonun başımıza neler açabileceğine her zamankinden daha fazla dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. İşler zaten karışıkken, post-truth [hakikat sonrası] alıp başını gitmişken, bu sınırların özgürlük sınırları olarak değil güvenilirlik sınırları olarak çizilmesi gerekir sanırım. Özgürlük zaten sadece gazetecilikte değil her alanda kimseye zarar vermediği sürece sınırsız olmalı.”

Bir konunun haber değeri taşıyıp taşımadığı ya da doğru olup olmadığı ile ilgili denetimlerin mutlaka yapılması gerektiğini düşünen Solmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir grup trolü ve zengin bir hayal gücü olan herhangi birisi etkili olamamalı. Zaten bu konularda çalışmaları da var büyük platformların. Gazeteci örgütleri de gazetecileri sıkı denetlemeli. Güvenilmez haberler yapan, manipülasyon yapan, özel hayata saygı, nefret suçu, intihar haberleri yapmak gibi temel gazetecilik kurallarını umursamayan isimler ifşa edilmeli. Bu insanlar kendilerine mecra bulamamalı. teyit.org gibi doğruluk kontrol yapan siteler çoğalmalı, desteklenmeli, etki alanları büyütülmeli.”

Konunun hukuki tarafında işlerin nasıl yürüdüğüne baktığımızda ise haber yapma özgürlüğünün anayasada nasıl açıklandığını dikkatle incelemek gerekiyor. Gökhan Ahi’nin verdiği bilgiler bu noktada oldukça bilgilendirici: “Dijital medyada gazetecilerin ve medya içerik üreticilerinin haber yapma özgürlüğü, anayasada çok net olarak belirlenmiş. Anayasanın 26. Maddesine göre, herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu özgürlük resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. AİHM ve Yargıtay kriterlerine göre haberler doğru ve güncel olduğu müddetçe, ayrıca kamu yararı ve belirli bir toplumsal ilgi sağladıkça serbesttir ve sansür edilemez. Bu serbesti, müzik, sinema gibi fikri eserleri de kapsar. Yani haber siteleri veya haber platformları; bir müzik eserinin veya bir sinema eserinin haberini yapabilir, kısa bir bölümünü veya fragmanları haberine, eleştirisine konu edebilir. Haber siteleri ve gazete siteleri dahi, embed özelliği açık müzik eserlerini, normal yararlanmaya engel olmamak, ticarileştirmemek kaydıyla (önüne arkasına reklam koymadan) yayımlayabilir. Bu kesinlikle suç teşkil eden bir eylem olmayacaktır.”

‘Bize düşen emek sömürüsünü ayırarak tepki göstermek’

Kültür Servisi vakası, müzik sektöründe bir yapım şirketinin, herhangi bir telif ihlali olmayan bir link paylaşımı nedeniyle kültür-sanat içerikleri hazırlayan bir web sitesinden telif istemesi ya da mahkeme yolunu göstermesi açısından oldukça önemli bir yer tutuyor ve tutmaya da devam edebilir. Peki bu vaka sanatçılar için; işlerini paylaşan mecralara bir nevi ekonomik sansür uygulamanın önünü açabilecek bir öncül teşkil edebilir mi?

Soruyu yönelttiğimiz Metin Solmaz’a göre vaka “vasat bir hukuk zorlamasından” ileriye gitmiyor. Solmaz’ın konuya dair görüşleri şu şekilde: “Daha önce de benzer örnekler gördüm. Devamı gelebilir elbette. Ama bir şey çıkabilir mi? Bilmiyorum. Bence en çok mesnetsiz şikâyet sahibine zarar verir. Burada da Sezen Aksu’ya zarar vermiştir en çok. Bir açıklama yapması herkes için iyi olur. Aksu şarkısının paylaşılmak üzere konmuş videosu bir kültür sanat sitesinde değil de çelik inşaatçıları derneği kurumsal sitesinde mi yayımlanacaktı? Doğal olan Kültür Servisi’nin yaptığıdır. Erdil Yaşaroğlu örneği de taze yaşandı. Yaşaroğlu’nun avukatları açıklandığı gibi sadece ‘üzerinden çıkar sağlayanlara’ yönelselerdi haklarıydı. İcraat niyeti aştı. Sonra geri adım atıldı. Bence bize düşen emek sömürüsünü ayırarak tepki göstermek. Mesele burada Kültür Servisi’nin yüksek sesle yanında durmak.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal