Taşların oyunları

Taşların oyunları

İnsanlar, yıllar boyunca nedenini ilk anda kavrayamadıkları doğa olaylarını metafizikle ve inanç eksikliğiyle gerekçelendirdi. Bazılarını ise işin kolayına kaçıp ‘doğa bizlerden intikam alıyor’ diyerek açıkladı. Oysa işleyişini bozduğu doğada meydana gelen bir olayı felakete çeviren bireyler, ‘doğa insan için değildir’ diyen Antik dönem filozoflarını ve bilgeleri dinlemeyi unutmuştu. Bunun yerine ‘ilerleme’ adı altında geniş çaplı bir talana girişerek hem kendi yaşamını hem de doğal hayatı kuşattı. Ardından ‘Ne oluyor?’ diye sordu.

İnsanın, koptuğu doğayı kendi yaşamına göre denetim altına alma absürtlüğünü romanlarında işleyen Claudio Morandini, “Kedi, Köpek, Ayak” kitabına dair K24’te Zehra Onat’ın sorularına yanıt verirken şöyle demişti:

“Günümüzdeki edebî eserlerde doğanın gizli, korkutucu, anlaşılmaz taraflarının ihmal edildiğine inanıyorum. Doğayı, sevecen taraflarıyla tarif ederken gerçek yaşamda onu sarsıcı bir şekilde değiştirip tahrip ediyoruz. Benim okuduğum, doğadan esinlenerek yazılmış yazılarda çok fazla cennet tasviri, duygusallık ve turizm var (…) Ben de romanımda insandan çok daha güçlü, acımasız bir doğayla hiç bitmeyen bir mücadele içinde olan yalnız, çılgın bir adamın hikâyesini anlatmaya çalıştım. Bu adam, hem doğanın bir parçası olmak istiyor hem de meydan okuyarak sürekli ona karşı savaşıyor. Doğa, karın ve dağların çıkardığı bir yığın farklı sesi kullanarak kayaların üzerindeki ölü hayvan kalıntıları ve hayvanların lisanı aracılığıyla onunla konuşuyor ama Adelmo onun itirazlarından, kendisine karşı çıkışından başka bir şey duyamıyor ve doğaya aynı şekilde karşılık veriyor.”

Morandini’nin “Taşlar” isimli romanı ise bu çelişkiyi başka bir açıdan işlerken taşlar, kimi zaman bir metafor kimi zaman ise hayal gücünün ürünü hâline geliyor.

Mit, hikâye ve gerçekler

İtalyan köyü Sostigno’nun hemen her noktasını kaplayıp insanların yaşamına ‘anlaşılmaz biçimde’ karışırken bu duruma jeologlarla birlikte, köye yeni taşınmış Saponara çifti de kafa yoruyor. Fakat bundan evvel, romanın anlatıcısı, her şeyin sıradan olduğu atalarının günlerinden, taşların her yana saçıldığı zamana nasıl geçiş yapıldığına dair bir hikâyeye dalıyor ki Morandini’nin anlatımının bam teli de bu zaten: Konuyu iç içe geçen ve asla birbirinden kopmayan (okurda bazen uzunmuş hissi uyandıran) hikâyelerle beslemek…

Anlatıcının dilinden dökülenler, Sostigno’ya ilişkin farklı dönemlerdeki iki gerçeğe denk geliyor: Hayat saçan varsıl araziler ve hayatı dönüştüren kurak taşlık alanlara geçiş:

“Taşlar her yerde. Onları bahçelerde, çayırlarda, ayakkabılarımızın içinde ve evde buluyoruz. Nereden geldiklerini merak etmeyi bıraktık çünkü ortada öyle gizemli bir şey yok. Etrafımızın taşlarla çevrildiğini anlamak için evden çıkmak ya da camdan dışarı bakmak yeterli oluyor. Mantar gibi bitiyorlar. Nehir -ya da dere- onları dağların altındaki kayalıklardan vadiye kadar taşıyor. Orada, Alpler’in dokunur dokunmaz parçalara ayrılan işe yaramaz kayalıklarından koparak ve bir elma gibi ortadan ikiye ayrılarak hiç durmadan çoğalıyorlar.”

Dört bir yana dağılan taşlarla ilk karşılaşan Ettore ve Agnese Saponara çifti. Ettore, emekli olduktan sonra köye taşınıyorlar; anlatıcının çocukluğundaki öğretmeni Agnes ise küçük okulda kendisine sorulan her şeye mutlaka yanıt veren biri olarak öne çıkıyor.

Saponara çiftinin oturma odasında fark ettiği taşların bir geçmişi var aslında; köyü daha önce de tepelerden gelen taşlar basmış: Anlatıcı, hatırlayıp hatırlattığı geçmişi, Saponaralar’ın tanıklığına bağlayan hikâyelere girip çıkıyor. Geçmişin hikâyeleri bir mite, çiftin tanıklığı ise bir olaya dönüşüyor böylece: Mit hâline gelen hikâye ise gerçeklere karşı koymanın ve bazı şeyler olduğuna dair kanıyı dillendirmenin aracına dönüşüyor köyde.

Var olan iki hikâyeyi, anlatıcının yaşananları süslemek, gizemli kılmak ve bazen de basitleştirmek için kullandığı izlenimi uyanıyor. Başka bir deyişle taşların köylülere yaptığına benzer biçimde Morandini de okurla oynuyor âdeta.

Hatıraların kapısında

Evlerinde beliren taşlar, çifte ne kadar tuhaf görünüyorsa Saporanalar da köylüler tarafından aynı derecede tuhaf olarak algılanıyor. Şehirden gelen, hayvan sahibi olmayan ve köyün taş mimarisine aykırı bir ev inşa eden Agnese ve Ettore, ahalinin her daim ilgi odağı.

Evin orta yerindeki taşların nereden geldiğine kafa yoran Agnes ve Ettore’nin içinde şüpheler uyanıyor; zaman zaman eski günlere geri dönen çiftin arasında tartışmaya evrilen konuşmalar geçiyor. Kısacası taşlar, hem ikilinin hem de köyün hatıralarının kapısını açan birer anahtar işlevi üstleniyor. Dahası, ahali taşlar yüzünden dağ ile vadi arasında mekik dokumak zorunda kaldığı sırada Saporanalar, taşları birilerinin eve getirdiğiden tutun da arazide daha önce yaşayanların ruhlarının taş suretinde kendilerine göründüğüne kadar bir dizi ‘teori’ üretiyor. Tabii köylülerin de konuyla ilgili ve ucu Saporanalar’a dokunan ‘derin fikirleri’ var.

Derken anlatıcı, durumun ciddiyetini yansıtan bir belirleme yapıyor:

“Saporanaların taşları, hayatımıza girip etrafımızı saran, gittiğimiz her yerde bizi takip eden, gizlice bizi izleyen ve üzerimize gelmek için doğru ânı bekleyen taşlara benziyor. Bu hain, kindar, inatçı, aptal taşlar, uzun bir süredir gerçekten bulamadığımız huzuru elde etmek için bizi Sostigno’ya inmeye ya da Testagno’ya çıkmaya mecbur bırakıyor.”

Hayal gücü ve insan-doğa mücadelesi

Anlatıcının Saporanaların evinden köye taşların yayılışına dair tanıklığı, okuru kadim bir metafizik sorunla ve buna yönelik bilindik bir çözüm arayışıyla yüzleştiriyor. Köylülerin, gereksiz samimiyet kurduğu çiftin evini ‘lanetli’ ya da ‘kötü ruhların yuvası’ diye nitelemesi, aynı kadim sorundan kaynaklanıyor. Merakla, ısrarla, imalarla, dedikodularla, ‘fikir’ yürütmelerle ve bâtıl inançlarla örülü tuhaflıklar silsilesi alıp başını gidiyor böylece. Oysa doğanın sesini duyanlar, geçmişten beri yaşanan jeolojik hareketleri gözleyen ve hayvanların vücut dilini çözenler, taşların köye nereden ve nasıl geldiğini anlayabiliyor.

Morandini’nin kurduğu hikâyenin özü, mantık ve mantıksızlık arasında gidip gelmeyle; olan bitenin bu iki pencerenin hangisinden bakarak yorumlandığıyla ilgili. Özellikle taşların kişiliğini fark edenler ve etmeyenler arasındaki ayrım, bu noktada önemli. Sonuçta hayal gücü ve insan-doğa gerilimi ya da mücadelesi, Morandini’nin hikâyesine yön veren öğeler.

Doğayla baş başa kalmaya alışkın olmayanların ayağına takılan taşların oyunlarına ilişkin göndermelerin, toplumsal eleştirilere evrildiği bir roman kaleme alan yazar, hayatı ve edebiyatı buluşturuyor.

“Taşlar”, Claudio Morandini, Çeviren: Esma Fethiye Güçlü, Timaş Yayınları, 206 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar