Tahsin Yücel’in ‘son dileği’: ‘Beni çağıma tutsak etme’

Tahsin Yücel’in ‘son dileği’: ‘Beni çağıma tutsak etme’

Türkiye’deki göstergebilim çalışmalarının öncüsü, Türkçenin en özenli seslerinden, yazar, eleştirmen, çevirmen Tahsin Yücel, bugün 83 yaşında hayata veda etti. Tahsin Yücel’in cenazesi yarın Şişli Camisi’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.

Yaşamına öykü, roman, deneme, anlatı, derleme alanında pek çok eser sığdıran Yücel’in, 2012’de yayımlanan “İnsan Yazdığı Şeydir” kitabının sonunda, “tanrıdan son dileği” yer alıyordu. “Son dileğim şu senden: dilimde ve düşüncemde çağıma tutsak etme beni, ama ondan çok da uzak düşürme” diyen Tahsin Yücel’in o metnini aktarıyoruz:

Sonsöz: Dilek

Tanrım, şu sıcak temmuz gününde, uzaktan bir avuç deniz gören şu köy evinde, yani her zamanki çalışma ortamımdan uzakta, elimde bir kurşunkalem, dizimin üstünde bir küçük defter, içimde incecikten bir coşku, bu kitabı yazmaya girişirken, önce sana seslenmek geliyor içimden. Sana seslenmek ve yeryüzünde yetkilendirilmiş görevlilerin olduklarını söyleyenlerin hiç hoşlanmadıkları bir alanda, her şeyi yeniden sorgulayan yazının alanında yol almaya çabalayan bir yaratığa yardımcı olmanda sakınca yoksa, bu alçakgönüllü kitaba ilişkin dileklerimi sıralamak istiyorum.

Tanrım, bizlerle sıradan yaratıkların içinden geçenleri bile bilecek ölçüde, tek tek ilgilendiğin doğruysa, seni tanık göstererek söyleyebilirim ki, bildiğimi eksiksiz bilmek gibi bir savım olmadı hiçbir zaman; tam tersine, kendi uzmanlık alanımda bile, eksiklerimi hep gördüm, gizlemek için de fazla çaba harcamadım. Gene de, yazacağım küçük kitapta, bilgi yanlışlıklarına düşmeme izin verme, okurlarım söylediğinin doğruluğunu iyice araştırıp kesinleştirmeden kitap yayımlamaya kalkan bir saygısız sanmasın beni.

Tanrım, yeteneklerimizi sınırlı, yaşam süremizi kısa tutmuşsun; koşulumuz sonucu, yüzeysel bilgilerle, yüz kızartıcı önyargılarla donanmışız, yaşamımız acıklı koşulumuzun örnekleriyle dolu; gene de hiç değilse kitaplarımda, içi sıra da bu kitabımda, okurumun karşısına yüzeysel bilgilerle, yazarlıkla bağdaşmayan önyargılarla çıkacak olursam, beni durdur demiyorum, her iş bitti de sıradan bir yazara çobanlık mı edeceksin, ama içime fazladan bir tepke yerleştir de beni sürekli uyarsın; kalıplaşmış bilgilerle, taşlaşmış önyargılarla okurumu yanlış yola sürüklemeyeyim.

Tanrım, gözlerini bir an için şu sıradan kulunun üzerine çevirecek olursan, açıklıkla görürsün ki, kendi kendimle başbaşa kaldığım zamanlarda bile, benzerlerinden daha iyi ya da daha doğru düşündüğünü sananlardan olmadım, farklı verilerin ve farklı alışkıların farklı sonuçlara götürdüğünü de çoktan öğrendim; ayrıca, yalnızlığında azıcık eğlenmek istediğinden olacak, saçmalık ve çelişki dağıtımında bizlere fazlasıyla cömert davrandığını bilmez değilim. Gene de şu kitapta okurumun karşısına yalan yanlış düşüncelerle çıkarma beni.

Tanrım, “Çıkarma!” diyorum ya çıkardıklarının çok olduğunu da iyi biliyorum. Ne yapalım, sağlam bilgilerle donatmıyorsun bizi, biz de, hemen her konuda sanılar, varsayımlar, eğretilemeler arasında bocalayıp duruyoruz. Birkaç yıl önce, şimdi elimin altında olmayan o eşsiz araçla çalışmaya yeni başladığım sıralarda, hem de kaç kez, parmaklarımın camda görünür kıldığı söylem benim kendi görüntümmüş, en azından benim kendi görüntümden bir şeyler yansıtıyormuş gibi bir sanıya kapılarak donup kaldığımı anımsıyorum. Şimdi, elde kalem, dizde defter, düşünüyorum da izlenimim çok aykırı gelmiyor bana. “Önce söz vardı,” diyen aracıların haklıysa, hepimizin sözden geldiğini, sözün de tıpkı bedenimiz gibi, bedenimizle birlikte, bedenimizle kaynaşmış olarak varlığımızın özünü oluşturduğunu kesinlememiz gerekmez mi? Gerekirse, hatta gerekmese bile, sözüm de tıpkı bedenim gibi, bedenimle birlikte, bedenimle kaynaşmış olarak beni hem benzerlerimle birleştiren, hem onlardan ayıran özüm, özdeşim değil mi? Öyleyse, okur karşısına aksak bir dille çıkmama izin verme Tanrım. Güzel yazmak bir yetenek işi, ama aksak yazı ortak özümüze değer vermediğimizi gösterir ya da bu öze yabancı olduğumuzu. Benimki konuğunun karşısına en düzgün kılığıyla çıkmak isteyen yoksulun dileği.

Tanrım, söylemimi görmemişler gibi süsleyerek gülünç düşmeme de izin verme.

Tanrım, yazarken kızarıyorum ya, belli mi olur, bakarsın şu alçakgönüllü kitapta doğru sözler de ederim, olur ya, yeni şeyler bile söylerim belki; böyle bir tansığın gerçekleşmesi durumunda, yazdıklarım benzerlerimin önyargılarına takılıp kalmasın, onlara gerçekten ulaşsın isterim; bu nedenle, son dileğim şu senden: dilimde ve düşüncemde çağıma tutsak etme beni, ama ondan çok da uzak düşürme.

Benden istemesi.

İnsan Yazdığı Şeydir/ Tahsin Yücel/ Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/ 314 s

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal