Süfrajutsu: Kadınlar için oy hakkı mücadelesinde öz savunma ve dövüş sanatları

Süfrajutsu: Kadınlar için oy hakkı mücadelesinde öz savunma ve dövüş sanatları

İngiltere’de kadınlar için oy hakkı mücadelesini anlatan “Diren!” Türkiye’de vizyonda. Film, “süfrajetler” olarak adlandırılan grubun kadınların seçme ve seçilme hakkı için verdikleri yoğun mücadeleyi ve yaşadıkları zulmü anlatıyor. Yıllara yayılan kavgaları boyunca süfrajetler sadeece büyük ve etkili bir politik kampanya yürütmedi, aynı zamanda polisin ve kendilerini engellemeye çalışanların fiziksel saldırılarına karşı öz savunma geliştirdi. Bunu da disiplinli bir biçimde eğitim alarak başardılar. BBC’de yayınlanan ve süfrajetlerin öz savunma tarihini anlatan makaleyi sizlerle paylaşıyoruz. 

Edith Garrud ufak tefek bir kadındı. 150 cm’lik boyuyla, en az 178 cm boya sahip olması gereken Metropolitan polislerinin sıkletinden değildi. Ama onun gizli bir silahı vardı.

Mücadelenin hız kazandığı yıllardan 1. Dünya Savaşı’na kadar Garrud, süfrajetler olarak bilinen, kadınlar için oy hakkı için şiddeti giderek artan bir kampanya yürüten Kadınların Sosyal ve Siyasi Sendikası’nın (Women’s Social and Political Union-KSSS) jujutsu eğitmeniydi. 

Sürecin ilerleyememesinden daralan süfrajetler sivil itaatsizlik eylemleri, mitingler ve saldırı ve kundaklama içeren illegal faaliyetler düzenliyordu. Savaş öncesi yıllarda mücadele daha da çetindi. Kadınlar tutuklandı ve açlık grevi yaptıklarında lastik tüpler kullanılarak zorla beslendiler. Yürüyüş düzenlediklerinde, çoğu polis tarafından tartaklandı ve yerde sürüklendi. 18 Kasım 1910’daki “Kara Cuma”dan sonra, işler iyice karanlık bir hal aldı. 

sufra2

300 süfrajetten oluşan bir grup Parlamento’nun önünde polisle karşı karşıya geldi. Sayıca daha az olan kadınlar hem polis hem de yasa dışı kanun infazcısı erkekler tarafından saldırıya uğradı. Pek çok kadın ciddi biçimde yaralandı ve iki kadın yaşamını yitirdi. Yüzden fazla süfrajet tutuklandı. 

“Çoğu kadın polis ve erkek izleyici tarafından elle tacize uğradığını söyledi” diyor “Kadınların Süfrajet Hareketi: Bir Başucu Kaynağı” kitabının yazarı Elizabeth Crawford. “Bu olaydan sonra, kadınlar bu tür protestolara hazırlıksız gitmedi.”

Bazıları kaburga kemiklerinin üstüne mukavva koymaya başladı. Ama Garrud çoktan KSSS’ye karşılık vermeyi öğretiyordu. Seçtiği teknik, Japonların kadim savaş sanatı jujiusuydu. Bu teknik, saldırganların gücünü onlara karşı kullanmalarını, hızlarını aktarmalarını ve saldırganların baskı noktalarını hedef almalarını sağlıyordu. 

Jujutsu ve süfrajetler arasındaki ilk bağlantı bir KSSS toplantısında kuruldu. Garrud ve Londra’daki dövüş sanatları okulunu beraber işlettiği kocası William toplantıya davet edilmişti. Ama William hastaydı, o yüzden Garrud tek başına gitti. 

sufra3

“Normalde William konuşurken Edith gösteriyi yapardı” diyor grafik roman üçlemesi “Suffrajitsu”nun yazarı Tony Wolf. “Ama hikayeye göre, KSSS’nin lideri Emmeline Pankhurst Edith’i bu seferliğine konuşması için cesaretlendirdi, Edith de anlattı.” 

Garrud bazı süfrajetleri eğitmeye başladı. “O zamanlar polisten ziyade, sahneye çıkıp sözlerini kesmeye çalışan sinirli seyircilere karşı kendilerini korumaya çalışıyorlardı” diyor Wolf. “Defalarca saldırı girişimiyle karşılaştılar.”

1910 yılında Garrud artık sadece süfrajetlere özel bir sınıfı eğitiyor ve KSSS’nin gazetesi “Kadınlara Oy Hakkı”na (Votes for Women) yazıyordu. Makaleleri jujutsunun KSSS’nin içinde bulunduğu duruma faydalarını vurguluyordu; bulundukları durum ise, polis ve hükümetle cisimlenen çok daha güçlü ve büyük bir baskıyla karşı mücadeleydi. 

Basın Garrud’u fark etti. Health and Strength (Sağlık ve Güç) dergisi “Jujutsufrajetler” başlıklı bir hiciv yazısı yayınladı. Punch dergisi Garrud’un tek başına bir sürü polisin karşısında durduğu bir karikatüre “Jujutsu bilen süfrajet” başlığını attı. “Süfrajutsu” tabiri çok yakında sıkça kullanılacaktı.  

sufra4

“Etkili bir direniş ortaya koymak bir kenara, kimse o günlerde kadınların bu tarz bir saldırıya karşı fiziksel bir tepki vereceğini beklemiyordu,” diyor İngiliz Jujutsu Birliği’nin başkanı Martin Dixon. “Kalabalık bir ortamda elle sarkıntılığa uğramakla baş etmek için ideal bir yöntemdi.” 

Mücadelenin liderleri Pankhurst’ler tüm süfrajetlerin dövüş sanatları öğrenmesini onayladı ve destekledi. Emmeline Pankhurst’ün kızı Sylvia, 1913 yılında yaptığı bir konuşmada “Polis jujutsu biliyor. Sizin de öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Kadınlar da tıpkı erkekler gibi egzersiz yapmalı” diyordu. 

Yıllar geçtikçe polis ve süfrajetler arasındaki karşılaşmalar gittikçe şiddetlendi. 1913’teki “Kedi Fare Yasası” diye anılan yasa sayesinde, açlık grevindeki süfrajetler serbest bırakıldı ve sağlıklarına kavuşur kavuşmaz tekrar tutuklandılar. 

“KSSS bir motivasyon kaynağı ve sembolik başkan olarak Mrs Pankhurst’ün hareketleri için ele geçirilmesine izin verilmeyecek kadar hayati bir role sahip olduğuna inanıyordu.” diyor “Viktoryan Edebiyat ve Toplumda Kadınlık, Suç ve Öz Savunma” (Femininity, Crime and Self-Defence in Victorian Literature and Society) kitabının yazarı Emelyne Godfrey. 

sufra5

Pankhurst’ün korumaya ihtiyacı vardı ve Garrud da Fedailer isimli bir grup kurdu. Godfrey’in söylediğine göre 30 kadar kadın “tehlikeli görevleri” üstleniyordu. “Bazen sadece bir telefon gelirdi ve belli bir arabayı takip etmeleri için talimatlar alırlardı.” Fedailer’e basında “Amazonlar” ismi takıldı ve elbiselerinin altına gizledikleri sopalarla silahlandılar. 

1914’ün başlarında gerçekleşen “Glasgow Savaşı” isimli meşhur karşılaşmada özellikle işlevli hale geldiler. Fedailer gece yarısı Londra’dan trenle yola çıktı, saklı sopaları yolculuklarını epey konforsuz bir hale getiriyordu. St Andrew Hall’da kalabalık Emmeline Pankhurst’ün konuşmasını bekliyordu. Ama polis mekanı kuşatmış, Pankhurst’ü yakalamayı umuyordu. Pankhurst bir bilet alıp seyirci gibi davranarak onları ekmeyi başarmıştı. Fedailer pozisyon aldılar, konuşmacı kürsüsünün arkasına yarım daire çizerek oturdular. 

Birden Pankhurst belirdi ve konuşmaya başladı. Polis hücum etmeden önce ancak yarım dakika kadar sahnede kalabildi. Ancak polisler, içine dikenli tel sarılmış sopaların gizlendiği çiçek demetleri tarafından durduruldu. “Yaklaşık 30 süfrajet ve 50 polis, 4000 kişinin önünde sahnede dakikalarca kavga etti” diyor Wolf. 

Sonunda, polis Fedailer’i yıldırdı ve Pankhurst tutuklandı. Ama onu uzaklaştırmak konusunda yaşadıkları güçlük, korumaların ne kadar etkili bir gruba dönüştüğünü gösteriyordu. Garrud onları sadece fiziksel olarak eğitmemişti. Aynı zamanda düşmanlarını nasıl kandıracaklarını da öğrenmişlerdi. 

sufra6

1914 yılında Emmeline Pankhurst Camden Meydanı’nda bir balkon konuşması yaptı. Evden yüzünde peçeyle ve Fedailer’in eşliğinde belirdiğinde, polis baskın yaptı. Dehşet bir savunmaya rağmen polis Pankhurst’ü yere yapıştırmayı ve bilinçsiz bir halde sürüklemeyi başardı. Ama muzaffer bir biçimde peçesini kaldırdıklarında tuzağa düştüklerini fark ettiler. Gerçek Pankhurst kargaşada gizlice kaçırılmıştı. 

Edith Garrud, çok yakında kocasının asistanlığını yapmak yerine kendisi eğitmeye başlayacak ve batının ilk kadın dövüş sanatları ustalarından birine dönüşecekti. Gösterilerinde, kırmızı bir cübbe giyer ve polis kılığına girmiş dövüş sanatları meraklısı öğrencilerini kendisine saldırması için davet ederdi. “Süfrajetlerin kaydı duyduğu bir noktada, doğru yerde ve doğru zamandaydı,” diyor Wolf. “Kadınların önderliğindeki buluşmalar ile jujutsu toplumsal bir modaya dönüştü.” 

Garrud ve onun jujutsu öğrencileri, daha büyük bir savaş onları yutana kadar oy hakkı için dövüşmeye devam ettiler. 1. Dünya Savaşı baş gösterdiğinde süfrajetler savaşın ihtiyaçlarını gidermeye konsantre oldular.  Savaşın sonunda, 1918 yılında Halkın Temsili Yasası nihayet onaylandı. Yasa sayesinde yaklaşık sekiz milyon kadın oy hakkı kazandı. Ancak 1928’e kadar kadınlar erkeklerle eşit oy hakkına sahip olamadı. 

sufra7

Zaman geçtikçe Fedailer ve hocaları unutulmaya başlandı. “Kitapları yazan ve tarihi belirleyen liderlerdir” diye açıklıyor Crawford. Onlara yardım edenlerin hikayesi nadiren kaydedilir. “Diren!” filminde Edith Garrud’dan bahsedilmiyor ama filmin yıldızlarından Helena Bonham Carter, oynadığı karakterin ismini Caroline’dan Edith’e değiştirerek hürmetini göstermek için elinden geleni yaptı. “Mücadele yöntemi kaba kuvvet değil, maharet olan inanılmaz bir kadındı” diyor Carter.

Süfrajetlerin güçlü aleyhtarlarıyla baş etmesine yardımcı olan bu maharetti. Garrud 1965 yılında verdiği bir mülakatta, bir polisin Parlamento’nun önündeki bir protestoda kendisini nasıl engellemeye çalıştığını anıyordu. “Hadi bakalım, ikile, yolu tıkayamazsın” demişti polis. Garrud da “Afedersiniz ama burada yolu tıkayan sizsiniz” diye cevap vermiş ve omuz atmıştı. 

Kaynak: BBC

Hazırlayan: Haziran Düzkan

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal