Roger Waters: “Aslında çokuz, bizim gibi hisseden insanlar var”

Roger Waters: “Aslında çokuz, bizim gibi hisseden insanlar var”

Roger Waters, yeni konser filmi “Roger Waters The Wall”un montajını izlerken birden önemli bir eksikliğin farkına vardı. Konserlerde arka planda, dev ekrana, savaşta ölenlerin ve yakınlarını kaybedenlerin fotoğrafları yansıtılırken, Waters, Pink Floyd’un 1979’da yayımlanan efsane albümünden şarkılar çalıyordu.

roger2“Dev ekranda görülen insanların hepsiyle aramda bir bağ kuruyordum. Ama filmin montajını izlerken bir anlatımın eksik olduğunun farkına vardım. Sonrasında bir arabayla babamın mezarına gideceğim bir yol sahnesi çekmek aklıma geldi. Hem böylece bir Bentley almak için de bir bahanem olacaktı.”

Bu şekilde başlayan ve Waters’ın deyimiyle, insanlara sinema salonlarında konser seyretmekten daha fazlasını vermeyi amaçlayan proje, sonunda Waters’ı, babasının 1944’te savaşta öldüğü plaja kadar götüren bir yol hikâyesine dönüştü. 2010-13 yılları arasında Waters 219 konser verdi. Aslında konserler büyük birer sahne şovuydu. Savaşta babasını kaybeden Waters, “Roger Waters: The Wall” filmiyle, savaşta kaybedilenlere adadığı konserlerini, kendi hikâyesiyle birleştirerek izleyicilere ulaştırıyor.

Eski “rockstar” kavramının yaşayan örneği Waters, Rolling Stones dergisine verdiği röportajda, yeni filminden Jimi Hendrix ile olan ilişkisine, Beatles’ın efsane “Sgt Pepper’s Lonely Hearts Club Band” albümünü grup üyeleriyle nasıl dinlediğinden annesiyle ilişkisine, Pink Floyd’un son albümüne kadar birçok konuda ilginç açıklamalar yaptı.

Duygu yüklü yolculuk

roger3İşte o röportajdan öne çıkan soru ve cevaplar:

-“The Wall”un sizin için anlamı yıllarla beraber değişti mi?
-Hayır, değişmedi. İçerik değişse de hikâye aynı kalıyor. Eğer insanlar bu filmi seyrederse, birbirlerine bakacaklar ve şöyle diyecekler: “Biliyor musun, biz bir topluluğuz ve çokuz. Bizim gibi çok sayıda insan var.”

-Filmin konser dışı bölümleri sizin hayatınızla ilgili. Örneğin filmde, babanızın öldüğü Anzio plajını ziyaret ettiğiniz bir bölüm var. Oraya ilk defa mı gittiniz? Neler hissettiniz?

Daha önce oraya hiç gitmemiştim çünkü babamın cesedi hiçbir zaman bulunamadı. Ölümünün nasıl olduğuna dair detayları daha önce bilmiyordum.
-Peki neler öğrendiniz?
-Bir ara İtalya’nın güneyindeydik ve Cassino’da çekim yapıyorduk, birçok insan ve bir haber ekibi vardı. Yaşlı bir adam, bir İngiliz gazi, çekim yaptığımızı televizyonda görmüş; sonra da “ben bu adam yardım edebilirim” demiş. 2. Dünya Savaşı’ndan arkadaşlarını bulmuş ve böylece eksik parçaları tamamlamış. Beni aradı, ardından söylediği yere gittim. Babamın nerede öldüğünü bulmuştu.
Filmde benim denize doğru baktığım yer aslında Anzio plajı. Orada olmak duygu yüklüydü. Aslında bütün yolculuk duygu yüklüydü.

-Babanızın ölümünü annene bildiren, Albay Harry Witheridge’den gelen mektubu okurken gözleriniz dolmuş.
-Yaklaşık 10 yıl önce, o mektuba sadece bir kez bakmıştım; sonra bir yerlere kaldırdım ve bir daha görmek istemedim. Daha sonra o mektubu yönetmen Sean Evans’a verdim ve bu mektubu, oralarda bir yerde okuyacağım dedim. Orada okudum, çekimi yaptık, bir daha da mektubu elime almadım.

Nazi’nin rahibi vurması

roger4-Filmdeki, konser kayıtları dışındaki bölümler için senaryo kullandınız mı?
-Hayır senaryoya bağlı kalmadık. Gabriel Chevallier’nin kitabı “Fear”ın yanımda olacağını biliyordum, daha önce okumuştum ve çok hoşuma gitmişti. Yazarın Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadıklarıyla ilgili, çok iyi yazılmış bir kitap. John Berger’in giriş yazısını da beğenmiştim ve orada mezarlıkta, onu okuyacağımı biliyordum. Ama onun dışında ne çocuklara ne söyleyeceğimi biliyordum ne de arabada ne konuşacağımızı.

-Rahatsız edici bir sahne var filmde, siz arabayla gidiyorsunuz ve camdan bir Nazi’nin bir rahibi vurması görülüyor. Bu sahne nereden çıktı?
-Martin Scorsese bana “My Voyage to Italy” isimli bir belgesel verdi, İtalyan sinemasındaki post-realizm ile ilgiliydi. O filmleri biliyordum; “Paisà”, “Roma Città Aperta” ve tabii ki “Bisiklet Hırsızı”. Roma Città Aperta’da bir sahne vardı, Katolik papaz, Don Pietro idam mangasının karşısına çıkarılıyordu ama İtalyanlar onu vurmuyordu. Sonunda Nazi subayı orada papazı vuruyordu. Ben de bu sahneyi yeniden yaratmak istedim ve böylece o filme de bir selam çakmış oldum. İlk başta garip bir fikir gibi geliyor ama “The Wall” filminde Bağdat’taki cinayet sahnesinde gibi oldu, çok sertti ve istediğim etkiyi yarattı.

Bu yaşlı adam kim?

(C)STUFISH - www.stufish.com

(C)STUFISH – www.stufish.com

-Peki filmi izleyici gözünden izleyince neler hissettiniz?
-İyi hissettim. Doğrusu, kendimi aynada görmek gibiydi. Tabii bana “Bu yaşlı adam da kim?” diye sordurdu. 70 yaşında olmanın getirdikleri… Ama bence filmdeki enerji, prodüksiyonun enerjisi, tabii ki konserlerin ve izleyicilerin enerjisi birleşince hepsi çok güzel hale geldi; ben sevdim.

-“Yeni Wall” filminin gösterimi sonrası Pink Floyd’un davulcusu Nick Mason ile soruları cevaplandıracaksınız. Bu aralar aranız nasıl?
-Harika. Geçen haftayı birlikte geçirdik.

-Geçenlerde Pink Floyd’un 50. yıl anmasında da bir araya geldiniz. O ilk günlerden aklınızda kalan en canlı anılar nelerdi?
-Birileri bana yeni Hendrix belgeselini önerdi ve geçenlerde seyrettim. Doğruyu söylemek gerekirse çok sevmedim, çok tekrar vardı. Fazlasıyla Monterrey’e odaklanmıştı. Ama belgesel beni meraklandırdı ve “Googleland”e gidip Hendrix’in Londra’daki ilk konseri hakkında, yeni bir şeyler var mı diye baktım; konser1 Ekim 1966’daydı. Hatırlamamın tek nedeni ben de o sıralar kolejdeydim. Küçük bir salonda dönem sonu için bir gösterimiz vardı. Oraya geldi ve gösteride çaldı. Büyük ihtimalle bir gün önce gelmişti ve hemen ertesi gün sahneye çıktı. Sanırım o zamanlar “Junior” Hendrix olarak tanınıyordu. Çünkü henüz ortada daha bir grup yoktu. Bu Noel Redding ve Mitch Mitchell ile çalışmadan önceydi. Film bana o günleri hatırlattı, orada olmayı.

Hendrix’le turne

roger6Pink Floy, Hendrix ile birlikte turne yaptı mı?
-Evet, bu o belgeselde olmayan şeylerden biri. 1967’de 3 Kasım gibi başladı ve aynı yıl 19 Aralık’a kadar devam etti. 6 ay boyunca Birleşik Krallık’ta gezdik, sinemalarda, ufak salonlarda çaldık. Akşamları sahne kenarında dikilip Hendrix’i izlediğimizi hatırlıyorum, zaten gidecek başka bir yer de yoktu. Ve sadece 35 dakika kalırdı sahnede, “Purple Haze”, “Hey Joe” ve “Wild Thing”i söylerdi ve bütün set bundan ibaretti.

-Peki nasıl biriydi?
-Oh, çok tatlıydı. Ona çok yakın değildim aslında. Ama o benim bilim kurgudan hoşlandığımı öğrenmiş. Çok okurdum ve o da Theodore Sturgeon, Robert Heinlein, Kurt Vonnegut ve Asimov’u keşfetti. Jimi biraz çocuk gibiydi, biraz masumdu. Bildiğim kadarıyla çok tatlı bir insandı ve tabii ki çok zekiydi.

-Harika bir tur olmuş olmalı.
-Evet harikaydı. Aslında o turda arabayı bir kenara çektik -o sırada bir Ford Zephyr ile turda geziyorduk, diğerleriyle birlikte otobüse binmezdik- ve Radyo 1’de Sgt. Pepper dinledik, albüm çıkınca bütün albümü radyoda çalıyorlardı. O arabada oturup, “Wow bu harika bir albüm” dediğimizi hiç unutmadım. Tabii aslında albümü daha önce duymuştuk çünkü aynı stüdyoyu kullanıyorduk ve biz de onların kayıt yaptığı yerde ilk albümümüzü kaydetmiştik. Gerçekten bir tür devrimdi.

Pink Floyd’la ilgim yok

roger7-30 yıldır Pink Floyd içerisinde değilsiniz ve geçenlerde David Gilmour resmi olarak grubun dağıldığını açıkladı. Nasıl hissettiniz bu konuda?

-Bence sonunda doğru kararı vermiş (gülüyor). Yani demek istediğim bunun benimle bir ilgisi yok. İstediklerini yapmakta özgürler. Tabii, mirasın benimle bir ilgisi var ama geri kalanı benim işim değil. Ben ayrıldıktan sonra yaptıkları hiçbir şey beni ilgilendirmez.

-“The Edless River”ı, son albümlerini dinlediniz mi? 
-Bazı bölümlerini duydum.

-Beğendiniz mi?
-Hayır ama bu çok önemli değil, dinleyip de beğenmediğim o kadar çok albüm var ki.

-Yeniden filme dönersek, “The Wall” için benim son büyük turnem olacak demiştiniz, hâlâ aynı fikirde misiniz?

-Bilmiyorum, eğer yapabilirsem bir tane daha yapmak isterim. Şu anda üzerinde uğraştığım bir şeyler var ve onu büyük bir arena şovuna çevirebilirsem bir büyük turneye daha çıkabilirim. Sanırım hâlâ bir turneye daha çıkabilecek gücüm var.

Annem bana hep aferin dedi

-Peki anneniz film hakkında ne düşünürdü, sonuçta babanızın yokluğu ile ilgili bölümler var. Müziğinizi beğenir miydi?

-Evet, 1980’lerde konserlere gelirdi. Konserlere gelir ve “Çok ilginç” derdi, “biliyorsun tatlım ben tonlardan, notalardan anlamam. Müzik benim için bir anlam ifade etmiyor”. Ben de “Evet anne bunu bana çok küçük bir yaştan beri söylüyorsun” diye cevaplardım. Bazen de “Geçenlerde biriyle karşılaştım ve senin müziğin onun için çok anlam ifade ediyor” der, ben de “Evet anne sence de bu çok havalı değil mi?” derdim. O da “Aferin” derdi, her zaman sırtınızı sıvazlayıp, “Aferin” diyen bir anne oldu zaten. 96 yaşındayken öldü ve üzerinden 2-3 Ekim ayı geçti.

-“Mother” (Anne) şarkısını sevmiş miydi? 
-Bunun üzerine hiç konuşmadık zaten o şarkı onunla ilgili değildi.

Anılarımı yazıyorum

-Hayatınızla ilgili konuşuyoruz madem şunu da sorayım; anılarınızı yazmayı düşündünüz mü?

-Ara sıra yazıyorum, 2011 yılından beri bazı şeyleri yazıyorum. İlk yazdığım şeylerden biri Cambridge’e taşınmak ile ilgili, 2. Dünya Savaşı sonrasında 1.5 yaşındayken oraya taşınmıştık. Hâlâ dönüp bazı şeyler yazıyorum ve onları bir araya getirip anlamlı bir yazı çıkarma yolunu bulacağım. Ne yazık ki iyi bir arşivci değilim. Birçok şey kayboldu. Ne yapabilirsin ki? Ya bazı şeyleri depolarsın ya da depolamazsın. Ve sonuçta Bill Wyman olmaktansa kendim olmayı tercih ederim. Ona karşı bir şeyim yok ama Bill her şeyi toplar. Nicky (Mason) de aynı şekilde iyi bir arşivcidir, her şeyi toplar.

-O da bir kitap yazdı.

-Evet, harika fotoğraflar vardı. Bana ilk halini gönderdiğinde aramız hâlâ biraz soğuktu. Ama üzerine çok fazla güldük. Çünkü üstüne mavi bir çizgi çekip “Çöplük” yazıp geri göndermiştim. (gülüyor) Oldukça komikti. Ama gerçekten çok iyi bir çalışma, çok sevdim.

** “Roger Waters The Wall” belgeseli !f İstanbul kapsamında dünyayla eşzamanlı 29 Eylül’de İstanbul, Ankara ve İzmir’deki Cinemaximum’larda. 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal