Orhan Pamuk’un kaleminden: ‘İstanbul – Hatıralar ve Şehir’ kitabı için ‘Fotoğraf Toplamak’

Orhan Pamuk’un kaleminden: ‘İstanbul – Hatıralar ve Şehir’ kitabı için ‘Fotoğraf Toplamak’

Orhan Pamuk’un, 2003 yılında çıkan “İstanbul – Hatıralar ve Şehir” kitabı, 230 yeni fotoğraf eklenerek özel bir baskıyla yeniden yayımlandı. Yapı Kredi Yayınları’nca okura sunulan kitapta, Ara Güler’den Cartier-Bresson’a, çoğumuzun görmediği, yeni eklenenlerle 430 İstanbul fotoğraf ve resim yer alıyor. Orhan Pamuk, kitabın bu özel baskısı için “Fotoğraf Toplamak” adlı yeni bir bölüm yazdı. Aktarıyoruz:

istanbul12Fotoğraf Toplamak

Bu kitabın metni 2003 yılında yayımladığım İstanbul-Hatıralar ve Şehir adlı kitabınkiyle aynıdır. (Şu okumakta olduğunuz bölüm hariç.) Ama 200 fotoğraf ve resmi olan o ilk kitaba burada 230 tane daha ekledim ve kitabın boyutlarını fotoğraf ve resimlerin duygusal etkisini ortaya çıkaracak bir şekilde büyüttüm. İstanbul-Hatıralar ve Şehir metne dayanan bir kitaptı. Resimli İstanbul ise görselliğe dayanan bir kitap. Birincisinde fotoğraflar metne eklemlenmişti. Resimli İstanbul’da ise metnin fotoğrafların verdiği duyguyu açıkladığını söyleyebilirim. Bu kitaba sağından solundan karıştırılarak da bakılıp zevk alınabilir. Zaten hiçbir metni olmayan pek çok sayfa var.

2000 yılında İstanbul üzerine yarısı hatıra, yarısı şehir üzerine düşünsel bir deneme biçimindeki kitabı yazmaya başladığımda, aslında fotoğraf ve resim kullanma niyetim hiç yoktu. Kitabın yarısına geldiğimde, özellikle aile bölümlerinde 1950-1970 arasında çekilmiş fotoğrafların anlattıklarımı çok iyi resimleyeceğini düşündüm. Böylece aile fotoğraflarını seçmeye ve onlara bakarak yazmaya başladım.

Daha sonra, manzara, hüzün, tarih, 19. yüzyılda İstanbul’a gelen Batılı gezginler, kenar mahalle, taşralılık ile ilgili şeyler yazarken de fotoğraflardan ve gravürlerden yararlanmam gerektiğine karar verdim. Önce söylemek istediğim şeyleri resimsiz bir kitap için yazar gibi konuyu kelimelerle tüketerek yazıyor, sonra toplamakta olduğum şehir manzaralarını bu metnin içine yerleştiriyordum. Bunun için çoğu zaman anlatıyla fotoğrafı ve resmi ilişkilendiren birkaç cümle de kurardım. Yani metnin fotoğrafı sarmasına, ona dokunmasına özel bir önem veriyordum.

Kendi kendime fotoğrafların altına açıklama yazılmayacak diye bir kural koymuştum. Resmin anlamı ve bağlamı bölümün içinden çıkmalı, altyazıdan değil diye düşünüyordum. Fotoğraflar ve resimler tek tek eşyaları, sokakları, kişileri gösterse bile, onların asıl görevi bir duyguyu, bir atmosferi vurgulamak, ortaya çıkarmaktı.

istanbul132003 yılında metni 200 fotoğraf ve imgeyle yayımladıktan sonra da fotoğraf toplamaya devam ettim. Amacım İstanbul’un bütün “güzel” fotoğraflarını toplamak değildi. Kitapta anlattığım konuları, duyguları gösteren, ortaya çıkaran, büyüten siyah beyaz fotoğrafları topluyordum. Bu eski fotoğraflar hem geçmişi doğru bir şekilde ve zenginliğiyle hatırlamama yol açıyor, hem de bende düzyazı ve romanlarla onlar hakkında yazma dürtüsü uyandırıyordu.

Bu dürtüyü en çok büyük fotoğrafçı Ara Güler’in 1950-80 arasında çektiği İstanbul fotoğraflarına bakarken hissediyordum. Ara Güler’in hayatının büyük çoğunluğunu geçirdiği ve bugün bir çeşit Ara Güler arşivi işlevi gören ve ileride başarılı bir müze olmasını umduğum Galatasaray meydanına iki adım uzaklıktaki aile evi, fırsat buldukça gidip eski İstanbul fotoğraflarına baktığım bir çeşit arşiv-cennettir benim için. Ara Güler hâlâ bazan bana “sen benim fotoğraflarımı çocukluğunu hatırlattığı için seviyorsun” der. Ben de ona onun fotoğraflarını güzel oldukları için sevdiğimi anlatırım. Böylece güzellik-hatıra ilişkisi üzerine konuşmaya başlarız. Elbette ki güzellik ve şehir manzarası gibi kavramlar hatıralarımızla iç içedir ve bu kitap da bu ilişkinin ürünüdür.

Son on beş yılda eski İstanbul fotoğrafları ararken ve özellikle kimsenin bilmediği eski görüntülerin fotoğrafçıları ve stüdyolarını tanımaya çalışırken benim için en büyük keşif Rum kökenli Aşil Samancı’nın (Achilles Samandjı) ve damadı Eugene Dalleggio’nun fotoğrafları oldu. Samancı, 19. yüzyıl sonunda saray fotoğrafçılığı yapan Ermeni kökenli Abdullah Biraderler’in Tünel’deki stüdyosunu 20. yüzyıl başında devralmış, devlet için resmi ve ticari turistik fotoğraflar çekmenin yanı sıra, şehrin arka sokaklarını, yoksul Rum mahallelerini, Osmanlı modernleşmesinin çürüyüp dökülen yanlarını, yoksul Rumların ve şehrin bütün halkının görüntülerini ta 1936’ya kadar ve benzersiz bir hüzün duygusu taşıyan fotoğraflarla korumuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarından benim doğum yıllarıma kadar olan dönemin en tanınan iki İstanbul fotoğrafçısı Hilmi Şahenk (1903-1972) ve Selahattin Giz’dir (1914-1994). İkisi de gazeteciydi bu fotoğrafçıların ve o dönemin yangınlara, kazâlara, yıkımlara yollanan pek çok gazete fotoğrafçısı gibi fotoğraflarını zaman zaman diğer fotoğrafçı arkadaşlarıyla paylaşıyor ya da onlarla değişiyorlardı. Bu gazeteciler arasında ekmek parası için yapılan arkadaşca bir dayanışma geleneği idi.

istanbul14

Daha sonraki yıllarda bu gelenek İstanbul fotoğrafları toplayan, sergileyen ve onlar hakkında yayım yapanlar için bir çeşit kâbus oldu. Bazan aynı fotoğraf kısa aralıklarla, iki ayrı gazetede, iki ayrı fotoğrafçı imzasıyla görülüyordu. Bazan bir fotoğrafçının negatifi başka bir fotoğrafçının arşivine karışıyor, bazan ölen bir fotoğrafçının arşivini başka bir fotoğrafçı kendi arşivine katıyor ama hangi fotoğrafı kim çekmiş işaretlemiyordu. Fotoğrafçılık daha dünyada bir imza ve sanat işi yeni olmuştu; İstanbul’da kimsenin eski negatiflere ya da fotoğrafçısının imzasına ilgisi yoktu. Bu yüzden profesyonel düğün, nişan, tören ve aile fotoğrafçılarıyla gazete fotoğrafçılarının çoğu arşivlerini Cumhuriyet’in ilk yıllarında saklamadılar. Gazetecilerin çoğu ciddi bir arşiv çabası da göstermiyorlardı.

Bütün bu sorunlarla fotoğraf kolleksiyoncusu, kitap yazarı ve İstanbul Fotoğraf Müzesi küratörü Cengiz Kahraman’la arkadaşlığım sırasında karşılaştım. Arada bir Cengiz’in bana sevdiğim, meşgul olduğum bir konuda bir fotoğrafı internet üzerinden yollaması ya da dizüstü bilgisayarındaki binlerce eski İstanbul fotoğrafını bana göstermesi hayatımın mutluluklarındandır. Bu kitaptaki pek çok fotoğrafı onun yardımıyla buldum.

istanbul15

İnternet, fotoğraf kolleksiyonculuğunu ve fotoğrafa bakma zevkini yaygınlaştırdı, değiştirdi ve kolaylaştırdı. Eski-yeni fotoğraf satlan web siteleri ortaya çıktı. Sahaflar, kolleksiyoncular için basılı eski kâğıt, efemera satan dükkânlar ellerindeki fotoğrafları tarayarak internete koymaya başladılar. Açık arttırma siteleri yaygınlaştı. Böylelikle İstanbul’un eski bir görüntüsü bulmak için her seferinde eski fotoğrafçılara, arşivlere, kütüphanelere gitmeye gerek kalmadı. Çoktan unutulmuş Sami Pekşirin’in çektiği 1960 ve 70’ler İstanbul fotoğraflarını bu foto-paylaşım sitelerinin en başarılılarından Depo Photos sayesinde buldum.

Masumiyet Müzesi’ni yazdığım ve yaptığım yıllarda İstanbul’un 1970’lerde çekilmiş görüntülerini her akşam bir süre web sitelerinde aradım. Bir süre sonra eski İstanbul fotoğraflarına bakmak bir görev olmaktan çıkıp bir zevke dönüştü. En önemli zevk, eski bir fotoğrafta, unuttuğum ve unuttuğumu da unuttuğum bir ayrıntıyı görüp hatırlamaktı. “Evet, tabii, eski İstanbul taksilerinin pencerelerinin çevresinde böyle damalı bir şerit olurdu” derdim kendi kendime. Ya da “Doğru, İstiklal Caddesi eskiden çift yöndü,” diye hatırlardım… Evet sokaklar da daha boştu o zamanlar.

istanbul16Beni eski fotoğraflara bağlayan daha ince zevk ise, bazı duyguları yeniden yaşamak, kendimi bir an hâlâ o zamanlarda yaşıyormuş gibi hissetme ihtiyacı idi. “Evet, o zamanlar dünyanın dışında, kenarda, önemsiz hayatlarımız vardı!” diye hatırlardım. “Evet, bu sokak bana esrarengiz bir yere gidiyormuşum duygusu verirdi!”. “Evet, şimdi herşeyin yeni ve gereksiz olduğundan şikâyet ettiğimiz gibi, o zamanlarda da herşeyin eski ve kullanışsız olduğundan şikâyet ederdik.” Bu resimli kitabı, daha çok bu ikinci çeşit zevkler için hazırladım. Çünkü bu fotoğraf ve resimlerden okura geçecek duygunun, 1950-75 arası İstanbul sokaklarından bana geçen duygulara yakın olacağına saflıkla inanıyorum.

Fotoğrafların açıklamaları: 1- Pamuk küçükken, evinin balkonunda, 2- Orhan Pamuk (sağda), babası Gündüz, annesi Şekure ve abisi Şevket, 3- Eski İstanbul İtfaiyesi, Cengiz Kahraman Koleksiyonu, 4- Şişli Terakki Lisesi’ndeki ilkokul sınıfı, Pamuk sağda, en üst sırada, 5- Pamuk’un annesi Şekure ve babası Gündüz’ün düğünü.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal