Ölümün kol gezdiği yerdeki hayat kıvılcımı

Ölümün kol gezdiği yerdeki hayat kıvılcımı

Fransızca öğretmeni, belgeselci, seçim gözlemcisi, eğitmen ve yazar Ingrid Thobois’nın “Sollicciano” (Çeviren: Aykut Derman, YKY, 2013) başlıklı romanını okuyanlar hatırlayacaktır: Thobois; ana karakterleri Norma-Jean, Marco, Marco’nun öldürdüğü nişanlısı Flora, Norma-Jean’ın eşi Jean ve yine onun eski sevgilisi denizci Karl arasında terapivari diyaloglar kurgulamış ve böylece kitap, hatırlama ve unutma üzerinden ilerleyen psikolojik gerilim romanına dönüşmüştü. Yazar, romanın teması zamanı, hem bir hapishane hem de özgürlük alanı hâline getirmişti.

Zaman, Thobois’nın yeni romanı “Miss Sarajevo”da yine karşımızda; ‘Veya Kendinden Kaçan Bir Adam’ alt başlığı taşıyan hikâyenin başkarakteri Joaquim. Ana mekânlar ise 1990’ların Saraybosnası, 2017’nin Parisi ve Rouenı.

Joaquim’in kendisinden kaçışı ve kendisiyle buluşması üzerine kurduğu romanda Thobois, yanıtı hayli zor soruların ve aşılması güç sorunların peşine takıyor okuru.

Anılar ve şimdi arasında bir adam

Bir hikâyede 1990’lardaki Saraybosna yer alıyorsa savaş öncesi ve savaş dönemi diye ikiye bölünmüş zamanın içinden geçmemek mümkün değil. Thobois, “Miss Sarajevo”da bu durumu, Joaquim’in kendisiyle mücadelesiyle bir araya getiriyor. Başka bir deyişle Joaquim, savaşı yaşayan ve kendisiyle (dolayısıyla anılarıyla) savaşan bireyi temsil eden bir karakterken kaos içindeki topluma karışan ve ona dışarıdan bakabilen bir kişiye de dönüşüyor.

Gerçeklerle yüzleşmekten korktuğu için kitaplara sığınan Joaquim hatırlıyor; hatırlamanın yükünü sırtlanıyor, unutmak istedikleri tek tek karşısına çıkıyor: Kız kardeşinin ölümünü, kardeşinin atladığı pencere yüzünden tutulduğu fobiyi ve zihnindeki her şeyi silen hastalık yüzünden annesinin yok oluşunu anımsıyor. Dahası var: Röportaj yapmak ve fotoğraf çekmek (ya da kaçmak) için çıktığı seyahatlerden sonra Fransa’ya geldiğinde ‘neye tutunacağını bilmeden dönüşe geçtiğini’ hatırlıyor. Thobois’nın Joaquim aracılığıyla resmettiği iç sıkıntısı ve dolayısıyla varoluşçu bunaltı tablosu, yaşamı ve düşünmeyi sekteye uğratan bir hâl alıyor.

Bu ruh hâliyle Joaquim, 1990’larda Saraybosna’ya kaçıyor. Kaçış notlarıyla beraber başka bir acı gerçek daha su yüzüne çıkıyor: “Her şeyi not ede ede Joaquim, kimi zaman hayatının bir dizi nota dönüştüğünü düşünüyor. Onları tekrar tekrar okuduğu oluyor. Yazdıklarını okuduğu zamanlarda, sahibi olduğunu bildiği ama tanınmaz hâldeki bir eve kilidi zorlayarak girdiğini hissediyor.”

1990’lardan, 2017’de aralarında hayli mesafe bulunan babasının ölümü ve vasiyet nedeniyle eve dönüşüne kadarki zamanı kapsayan bu hatırlama sürecinde, Joaquim’in zihin labirentinde gezdiriyor bizi yazar. ‘Yas süreci yok, kapılardan oluşan bir sonsuzluğa açılan başka kapılardan oluşan bir sonsuzluk var’ cümlesiyle Joaquim, ömrünün büyük bir kısmını kapsayan kaçışı ve arayışı özetliyor. Sımsıkı sarıldığı savaş fotoğrafçılığı da aynı şekilde onun bu durumuna hayli uygun bir meslek hâline geliyor zamanla.

Joaquim, savaş fotoğrafçılığına, bu işe resmî olarak adım atmasından önce başlıyor; kendileriyle doğru düzgün ilişki kurmayan ve zaman zaman ‘uzaktaki bir kuzen gibi’ eve gelen babasının, hafızasını kaybetme endişesi duyan ve hastalanmaktan korkan annesinin, anoreksiyadan mustarip kız kardeşinin ve bir bütün hâlinde aile yaşantısının bol bol fotoğrafını çekiyor. Daha sonra kamerayı kendisine çeviriyor; bir süre ilişki yaşadığı Ludmilla’yı, savaşı ve kuşatma altındaki Saraybosna’nın benliğinde bıraktığı izleri fotoğraflıyor. Tabii tüm bu olup bitenler içinde anıların ve ‘şimdi’nin yıkıcılığı da giriyor karelere. Saraybosna ile Rouen’ı, 1990’lardaki ile 2017’deki Joaquim’i buluşturan da yine bu anılar ve ‘şimdi.’

Bir fotoğraf karesi

Joaquim hatırlıyor: Saraybosna’daki ilk günlerinde işitip gördükleri geliyor aklına; ‘Büyük Sırbistan’ sloganları, top atışları, tepelerden bomba ve kurşun yağdırılan kent, keskin nişancıların hedef aldığı siviller, ‘Mavi Miğferliler’ denen BM askerleri ve açılması umut edilen insani koridor…

İkiye bölünmüş zaman ve hayat, başlatılan etnik temizlik ve bir fotoğraf karesi misali anılar: “Ölmek de hayatta kalmak kadar tesadüfi bir durum. Birbirine girmiş cephe hatlarıyla çevrili bu kuşatmada, hiçbir yer güvenli değil (…) Asla sabit durmamak gerek. Vizörün görüş alanında üç saniyeden fazla vakit geçirirsen bu dünyadan ayrılırsın. Ateş etme veya etmeme kararı, nişancının silahı yanağına götürdüğü andan itibaren geçen kısa süre zarfında alınıyor. Bunun ötesinde tek şans, kurşunun ıskalaması veya keskin nişancının bir başka hedef için sizden vazgeçmesi olabilir (…) Bir kurşundan nasıl kurtulabildiğini anlamaya çalışmak insanın tüm ömrü boyunca kafasını kurcalayabilir. Her patlamadan sonra Mavi Miğferliler beliriyor. Birleşmiş Milletler gözlemcileri, patlamaların arasında bir dizlerini yere dayayıp füzelerin nereden geldiğini raporluyor ve bilgi akışını sağlıyor (…) Tüm şehir yaşamaya çalışarak direniyor. Tanrı’nın var olması ve iyi tarafta yer alması için dua ederek, kollarında taslarla yiyecek ve su almak için dışarı çıkarak. Yer altındaki tiyatrolara, sanat galerilerine ve mağaralarda yankılanan konserlere giderek. Evlenmeye devam ederek. Sevişmeye devam ederek. Eğlenmeye. Çocuk yapmaya… Güzellik yarışması düzenleyerek.”

Geçmişi silmek ve anımsamak

Joaquim’in hatırladığı ve aslında kendi yaşamı (daha doğrusu yirmi yıllık terapisi) için de geçerli olan şey, ölümü alt etme amacıyla girişilen direniş ve ‘hayat kıvılcımının, bazen sadece ölümün kol gezdiği yerlerde bulunduğu.’ İşte Saraybosna’da düzenlenen güzellik yarışması, tam da bu direnişe ve hayat kıvılcımına denk geliyor; yarışma sırasında açılan pankarttaki ‘Bizi Öldürmelerine İzin Vermeyin’ yazısı, kuşatılan kentteki yaşama tutunuşu simgeliyor.

“Miss Sarajevo”; Joaquim’in geçmişi ile eski Yugoslavya coğrafyasında 1990’larda yeniden yazılan tarihin ve savaşın Saraybosnalıların belleğinde bıraktığı izin kesişimini anlatıyor. Joaquim, kendisinden ve ailesinin geçmişinden kaçarken geçmişi silmeye uğraşanların kuşattığı Saraybosna’ya geliyor. Yıllar sonra babasının ölümü nedeniyle çocukluğunun geçtiği eve döndüğünde ise kaçtığı her şeyle bir kez daha karşılaşıyor. Thobois, bu kaçışı ve yeniden karşılaşmayı, zaman, hatırlama ve ânı sonsuza taşıyan fotoğraf ekseninde, Joaquim’in ve etrafındakilerin kişilik çözümlemeleri eşliğinde kurguluyor.

Thobois, romanda bir fotoğraf çekiyor: Joaquim’in kaçtıkları ve karşılaştıkları, Saraybosna’da hayatta kalmak için hızlı hareket etmenin ve sessiz kalmanın zorunluluğu, savaş sırasında devam eden günlük yaşam, Saraybosna’da kaybedilenler ve Joaquim’in kaybettikleri, çatışmalardan kurtulanlar ve sokak ortasında hareketsiz yatanlar, Joaquim’in uzun yolculuğundan geri dönüşü bu kareye girenlerden bazıları.

Yazarın, romanı üzerine inşa ettiği ironi ve ikilem dikkat çekici: Hızla akan; unutmayı kolaylaştırırken kaçılan her şeyi acı biçimde hatırlatan zaman ve zamanı durduran fotoğraf… Bu ikilem ve ironi, hem Joaquim’in sümen altı etmeye uğraştıklarını hem de Saraybosna’da hayatta kalmaya çalışanların ruh hâlini yansıtıyor; yazar, savaşın sesini ve insanın içindeki kavganın uğultusunu hiçbir şey bastıramaz diyor âdeta.

“Miss Sarajevo”, Ingrid Thobois, Çeviren: Özge Akkaya, Salt Okur Yayınları, 140 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal