Nâzım Hikmet’in kaldığı ev yıkılacak

Nâzım Hikmet’in kaldığı ev yıkılacak

Kadıköy’de Nâzım Hikmet’in de belli bir dönem kaldığı babası Hikmet Bey’in evinin deprem tehdidi nedeniyle müteahhite verileceği öğrenildi.

Kadıköy’de Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Bey’e ait olan evin yıkılacağı öğrenildi.

Konuyla ilgili netlik kazanan bilgilere göre, Nâzım Hikmet, Sovyetler Birliği’nden ikinci dönüşünden sonra (1928) babasının öldüğü 1932 Martı’na dek burada yaşadı. Hikmet, babası Hikmet Bey öldükten birkaç ay sonra Piraye’nin ailesi ve kendi kardeşleriyle birlikte Erenköy’deki köşke taşındı.

Kadıköy’de Nâzım Hikmet’in Kadıköy’deki yaşantısına dair araştırma yapan Gamze Erbil, Nâzım Hikmet’in babasıyla birlikte kaldığı Nevzemin Sokak’taki evin tam yerini yeni kesinleştirdiklerini ancak aynı günlerde deprem tehlikesi nedeniyle evin yıkılıp yeniden yapılması için müteahhitlerle görüşmelerin yapıldığını öğrendiklerini söyledi.

Evin mimari olarak koruma altına alınacak bir eser olmadığını ancak kültür mirasının önemli bir parçası olduğunu belirten Erbil, ilgili kurumları bilgilendirmek ve konunun önemine dikkat çekmek için gerekenlerin yapılacağını vurguladı.

Ev sahiplerinin deprem kaygısı nedeniyle evi yenilemek istedikleri ve başka bir yöntem bulamadıklarından bu yola başvurdukları sanılıyor. Dün (22/01) değer tespiti amacıyla evde ölçümler yapan belediye ve müteahhit firma yetkililerinin konuyla ilgili “genel” bilgi sahibi oldukları ancak meseleyi önemsemedikleri öğrenildi. Dört dairelik bina için teklif vermeye hazırlanan müteahhitlik şirketinin Kadıköy’de bir dizi kentsel dönüşüm projesine imza atmış olan Gököz İnşaat olduğu belirtiliyor.

‘Bir dönemin efsane şiirlerinin yazıldığı ev’

Bugüne dek, Nâzım Hikmet’in en azından 1928-32 tarihleri arasında bu evde yaşadığını kesinleştirebildiklerini belirten Erbil, araştırmalar ilerledikçe bu sürenin daha fazla olduğunun ortaya çıkabileceğini kaydetti.

Nâzım Hikmet’in İstanbul’daki yaşantısının kısa kesintiler hariç büyük bölümünün Kadıköy’de geçtiğine dikkat çeken ve bu yaşantının ayrıntılarını netleştirmeye çalıştıklarını söyleyen Gamze Erbil, kesinleşen döneme dair şu bilgileri verdi:

“Nâzım Hikmet, ikinci defa Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye dönüşünde bir soruşturma geçiriyor; davalar sonuçlanıp Aralık 1928’de İstanbul’a dönünce, Süreyya Sineması’nda müdürlük yapan babası Hikmet Bey’in yanına yerleşiyor. Zekeriya Sertel’in Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladıktan bir süre sonra, 1929’da ‘Putları Yıkıyoruz’ dizisiyle, edebiyatın yerleşik değerlerine karşı sert çıkışlar gerçekleştiriyor. Edebiyat camiasındaki etkili yeri tescillenen Nâzım Hikmet, komünist kişiliği de hedef alınarak bir dizi saldırının hedefi oluyor. Asıl ağır saldırılarsa iktidar cephesinden gelen soruşturma ve tutuklamalar oluyor.

“Temmuz 1930’da şiir plakları “Salkımsöğüt” ve “Bahri Hazer” yayımlandı ve büyük yankı yapınca yasaklandı.

“Bu dönemde hayatına Piraye girdi.

“1932’de babasının ölümüne kadar onunla kalan Nâzım, evlenmeye karar verdikleri Piraye’nin ailesi ve kendi ailesiyle birlikte Mart-Mayıs 1932 arasındaki bir dönem Erenköy’deki Mithat Paşa köşküne geçiyor. Bu tarihe kadar Kadıköy’de Nevzemin Sokak’taki evde yaşadığını saptayabiliyoruz.

“Dönemin hafızalarda yer eden şiirleri arasında “Nikbinlik”, “19 Yaşım”, “Çocuklarımıza Nasihat”, “Kerem Gibi”, “Altın Gözlü Çocuk” gibi şiirleri sayabiliyoruz.”

Süreyya Sineması’nın ilk müdürü

Süreyya İlmen tarafından yaptırılan ve 1927’de hizmete giren Süreyya Sineması’nın ilk müdürü Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Bey’di. Hikmet Bey, 1932 yılında talihsiz bir şekilde ölümüne dek burada çalıştı ve bu süre boyunca da yan sokaktaki bir apartmanda oturdu. 1928’de Sovyetler Birliği’nden dönüşünde babasının yanına yerleşen Nâzım Hikmet de yine babasının ölümüne dek bu çatı altında ikâmet etti.

Babasının ölümünün ardından yazdığı “Gece Gelen Telgraf” şiirinde, babasını,

“O mükemmel bir kafa

mükemmel bir yürek,

yumruklarıyla erkek,

gözleriyle çocuktu.

Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.

Yoldaştı o..”

diye tarif eden Nâzım Hikmet, bir yıl kadar sonra kaleme aldığı “Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” şiirindeyse, babasına ölüm döşeğinde bile sinemanın hesaplarını soran patronuna öfkesini ifade ederek sınıfsal tavrını şekillendirmişti.

‘Gece Gelen Telgraf’

“Gece gelen telgraf
dört heceden ibaretti:
‘VEFAT ETTİ.’
İmza yok.
Bu dört hece bile çok.

Bakıyorum duvara:
duvarda bir yara-
duvarda bir resim-
vefat edenin,
elimle çizmişim.

Saat bir.
Saat üç.
Saat beş.
Polis düdükleri, saatlar…
Yatağım bozulmamış.
Çekmecemde kaatlar:
bazıları
onun el yazıları.

Gece gelen telgraf
dört heceden ibaret…
Şafak söküyor-
odam
geceden ibaret.

Avuçlarımda
ellerinin gölgesi dolaşan adam
demir parmaklıklardan gördü son gündüzünü.
Mahpushane doktoru
örterek paltosuyla upuzun yatanın yüzünü:
– Tamam!
dedi.
Bunu belki evvelki akşam
dedi.
Evvelki akşam
ben……

Satıcılar geçiyor mahalleden.

Bakıyorum
gece gelen
telgrafa.
O mükemmel bir kafa
mükemmel bir yürek,
yumruklarıyla erkek
gözleriyle çocuktu.
Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.
Yoldaştı o..

* * *

Düşmanlar kına yaksın
dostlar girsin saflara.
Sen gözyaşı göstermeden ağlayacaksın
gece gelen telgraflara…”

 

Kaynak: soL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal