Müzik susmasın, barış daim olsun -I-

Müzik susmasın, barış daim olsun -I-

Barış: Ülkede en çok korkulan kelime. Hepimizin özlemi. Bir türlü gelemeyen. Belki de bundan, şarkılar hep barıştan söz ediyor. Bugüne dek, onlarca mecraya, barış şarkılarını anlatan bir sürü yazı yazdım. Bu, onlardan biri. Sonuncusu olmayacağı muhakkak. En azından içinde bulunduğumuz günlerde, barış özlemiyle nice yazılar yazacağız. Birileri savaşı körükledikçe, onlara inat “barış” diyeceğiz. Yıllardır, bu coğrafyada, barış içinde bir arada yaşayan halklar, bugün, bir kısım gereksiz insanın kışkırtmasıyla birbirini düşman belliyor. Gereksizler gereksizlerin etrafına toplanıyor, “karşı” tarafa saldırıyor ve yazık ki olan, sahiden barışa inananlara oluyor. 6-7 Eylül’den Maraş’a, ötekileştirmenin nerelere varabileceğini, nelere malolacağını gördük. Bugün bunun ısrarla sürdürülüyor oluşu, sürdürenin alıklığı. Alıklık değil aslında, düpedüz ayıklık: Savaşı körükleyen, ondan para kazanıyor. Varoluşunu bunun üzerine kurmuş. Kimileri de hırslı: Yönettikleri ülke onlara yetmiyor, gözünü, kolay ulaşabileceği İslam âlemine dikiyor. Bugün, bir savaşa girersek -ki çok da küçük olmayan bir ihtimal bu- bundan. Tek bir adamın hırsı, ülkeyi yakacak. Bugün onu pohpohlayanlar da dâhil olacak üstelik bu “yangın”a. Savaş, ayırmıyor çünkü. Öldürüyor.

Bu yazı, bugüne dek yazdığım pek çok yazının “bir”leştirilmiş hali. “Kimse Barıştan Söz Etmiyor” başlıklı bölüm, 2003 yılında başlayan ve beş yıl boyunca büyük bir coşkuyla yapılan haysiyetli organizasyon BarışaRock’ın ikinci yılına denk düşüyor: Çorbaya küçük de olsa bir tutam tuz katmak amacıyla bugüne kadar yapılmış barış şarkılarına göz atmış ve bu yazıyı yazmıştım. Yazının kısaltılmış hali, Birgün’de yayımlandı. Sonradan polifoni.net için biraz uzattım. Kitabıma (“Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği”, İletişim Yayınları, 2006) alırken, başka şeyler ekledim. İkinci ana kısım “Ege’nin Karşı Kıyısından” ise Atina’da yapılan 2004 Olimpiyatları’nın kapanış töreninden yola çıkarak yazılmış, yine Birgün gazetesinde yayımlanmıştı. Arada, BirGün Pazar’da yayımlanan üç yazımdan alıntılar yaptım, hepsini “bir”leştirdim. Kolaylıkla ulaşılabilsin diye. Yeni ve heyecanlı bir girişim için elimden gelen ilk katkının barıştan söz eden bir yazı olması, şüphesiz tesadüf değil: Barış için bir arada yaşamak üzere yan yana gelmiş, buna inanan insanların toplandığı bu platformda, ne kadar çoğalırsak ve el ele verirsek her şey daha güzel olacak. Barış (ve elbette müzik), her dem en gerekli şeyler. Buna rağmen giderek onlardan uzaklaşmamız, sonrasını karanlık kılacak. Karanlığa batmamak için buradayız. Şiarımız basit: Müzik susmasın, barış daim olsun. Tıpkı umut gibi.

Giriş: Şarkılarımız kardeştir…

Başlığı, yıllar önce Radyo Arkadaş’ta yapılan bir programdan ödünç aldım. 1993 yılı sonlarında Ankara’da kuruluşuna katıldığım bu radyo, benim için farklı bir deneyimdi. Memleketin ilk muhalif radyosuydu ve çok ilgi görüyordu. Sadece tartışma programları değil müzik programları da işinin ehli kişilerce hazırlanıyor, her biri farklı bir dinleyici kesimini hedefliyordu. Memlekette yapılmış şarkıların çalındığı gündüz kuşağının ayrıksı bir programı vardı: “Şarkılarımız Kardeştir”. O yıllarda birbiri ardına çıkan etnik müzik albümlerinden cesaret alarak yapılmıştı bu program ve her geçen gün dinleyicisi artıyordu. Programın mimarı Arzu Çur, sürdürücüleri Evrim Aydoğan, Zübeyde Köksal ve Alper Şen’di.

Aynı yıllarda, bu radyoda iki program birden hazırlıyordum. “Dünden Yarına” ve “Çıtır Çıtır”. Belki kökenim (Selanik) belki de yetiştiğim yer (Çanakkale) itibarıyla, her iki programda da Yunan şarkılarına ve Yunanistan’dan adapte edilmiş şarkılara ziyadesiyle yer veriyordum. Çocukluğumdan itibaren bu şarkıları dinleyerek büyümüştüm ve kulağımın bir köşesinde hep onlar vardı. TRT’nin tek kanallı olduğu dönemde pek çok şeyi, (akşamüstüleri yayımlanan “Tom ve Jerry” kuşağı sayesinde tanıştığımız) Yunan televizyonu ERT’de izlerdim. Gençliğimde, TRT’de yayımlanmayan ecnebi klipleri izlemek üzere antenleri Yunan televizyonuna ayarladığımızı hatırlıyorum. Hele cuma akşamüstleri yayımlanan Müzikorama programı, bir dönem benim için tutku halini almıştı. Bu arada, görmememiz gereken şeyler de görüyorduk ERT’de: Yılmaz Güney filmleri, Melike Demirağ ve Cem Karaca konserleri… Filmler orijinal dilinde yayımlanıyordu ve rastladığımızda severek izliyorduk. Karaca ve Demirağ, konserlerinde Türkçe şarkılar söylüyordu, Türkiye’ye sesleniyordu. Seslerindeki kırgınlığı, içlerindeki hasreti fark etmemek mümkün değildi; çocuk aklımla bile… Belki de bunun için, Cem Karaca’nın “Ben döneksem döndüm diye memleketime / Döndüm baba döndüm işte oh be!” sözleri yüzünden çok eleştirilen Oh Be şarkısındaki “Şu adadan şu Bodrum’a yüzesim gelir / Yüzsem de çıkamam ki of be!” sözleri ilk duyduğumda içimi dağlamıştı…

Sözü uzatmayayım, dallandırmayayım. Barış denince akla ilk gelen, Türkiye-Yunanistan ilişkileri. Aslında halklar arasında bir sorun yok, onlar birbirini seviyor ancak politikacılar ve milliyetçiler işin içine girdiğinde bu “barış” hali, arapsaçı kıvamında bir soruna dönüşüyor. Uzun “giriş” faslını, Ataol Behramoğlu’nun 1978 tarihli “Ne Anlatır Yunan Şarkıları” şiirinin son dörtlüğüyle bitireyim: “Ne anlatır Yunan şarkıları / Bir gün birleşeceğini mi bütün şarkıların / Ne anlatır Yunan şarkıları / Bu kadar uzak.. ve bu kadar yakın..”

1.

Kimse barıştan söz etmiyor…

Türkiye’de yapılmış barış şarkısı maalesef çok fazla değil. Çocukluğumuzdan itibaren karşımıza çıkanlar, “savaş yalazları”, asker şarkıları, kahramanlık türküleri… 12 Eylül döneminde yaptırılan, halk nezdinde ilgi görmeyen ancak buna rağmen zorla söyletilen “100. Yıl Marşı”nda şu dizeler var: “Savaş yalazlarıyla ak etti kara günü / Barışlarla süsledi yurdunu, yeryüzünü…” Dostluğun önemini anlatan şarkılar müzik dersinde öğretilir, edebiyat derslerinde bununla ilgili kompozisyonlar yazdırılırken diğer yandan bunlarla karşılaşmak ağır travma. 12 Eylül “iş”i “Türk’e Türk’ten başka yoktur dost millet” sözlerinin baş tacı edildiğini de unutmayalım. Şimdilerde unuttuk belki ama 80’lerde popüler olan “Küçük Asker / Küçük Ayşe” rontunda öğütlenenleri hatırlayalım: Erkekler büyüyecek, askere gidecek ve vatanı için savaşacak, kızlarsa evde onları beklerken bebeklerine bakacak… Bugün, başımızdakilerin düşüncesi çok da farklı değil. Kendileri ve aileleri dışında kalan herkes vatanını savunmakla ve onun için ölmekle yükümlü. Kadınlar “en az üç” çocuğa baksalar, yetiyor. Ha, bir de börek yapmayı bilmeleri gerekiyor. Yazıyı yazdığım saatlerde, Aile Bakanı, böyle buyurdu. Gün geçmiyor ki tuhaf açıklamalar gelmesin…

Böyle bir ortamda şarkıcıların barış şarkısı yapmasını beklemek elbette mânâsız. Neyse ki hâlâ yapanlar var. Tülay German’ın “Yarının Şarkısı”, ilk örneklerden: “Bir şarkı olmalı / Özlemi söyleyen / Bu koyu günlerden / Yarına ses veren // Bir sevgi olmalı / Senden de yükselen / Sonra benimle bir / Yarına yönelen // Bir umut olmalı / Gözlerinde senin / Gözlerimde benim / Yarına ilişen / Bir yarın olmalı / Başka türlü bir şey / Bir aydın bir güzel / Yarına varmalı…” Erdem Buri’nin bestesi 1964’te plağa alınmış, ertesi yıl yapılan seçimlerde Türkiye İşçi Partisi tarafından propaganda şarkısı olarak kullanılmıştı. Sonraki yıllarda iki Şenay şarkısı, “Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa”, seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kullanıldı. Her iki şarkı da yabancı kökenliydi ve barışa gönderme yapan sözleri Şenay yazmıştı.

Kıbrıs soslu barış şarkıları:

Savaş ortamında haysiyetli çırpınmalar!

Şanar Yurdatapan bestesi olan “Barış Dersi”, 1974’te, Kıbrıs Harekâtı’nın akabinde, Yeşim ve Yasemin Kumral tarafından ayrı ayrı plak yapıldı. Yıllar sonra, Melike Demirağ, dönüş albümü “İstanbul’da Olmak / Anadolu”da seslendirdi bu şarkıyı. Yeşim’in plağının arka yüzünde yer alan “Aslan Mehmedim”de oğlunu savaşta kaybeden bir annenin çığlığını duyduk: “Yunanistan dağlarında benim gibi bir ana var / Belki o da o ellerde şimdi yavrusunu okşar / Onu bana beni ona düşman edenler kahrolsun…” Yasemin Kumral’ın plağının arka yüzünde ise tüyler ürperten bir şarkı vardı: “Girne’den Yol Bağladık”. Bu şarkı, “Barış Dersi”ni mundar etmekle kalmıyor, bir çılgınlığın da önünü açıyordu. 1974 sonuna kadar etkisini sürdüren faşizan “Kıbrıs şarkıları” furyasını başlatan şarkı, aslında ilginç bir tornistan hikâyesiydi: 1971’de, bestecisi Can Başer tarafından “Bilmem” adıyla plağa alınmış sahici bir barış şarkısıydı ve bu, Yeşil Giresunlu’nun elinde bir savaş dansına dönüştürülüyordu.

Hikâye enteresan: Can Başer, şarkıyı, “radyoda 07.30 haberlerinde dinlediği Pakistan – Hindistan savaşı hakkındaki bir haberden etkilenip esinlenerek” bestelemiş: “Yıkılsın bu dünya, erisin canlar / Silahlar konuşsun dökülsün kanlar / Bir gün gelip o, öfkeyle kalkanlar / Mezarımın başında ağlar mı bilmem? // Medeniyet demiştin, al işte sana / Getirdiği ne varsa savaştan yana / Bir gün olur o liderler gelir de bana / ‘Barış yapalım mı?’ diye sorar mı bilmem? // Hepsinin gözlerinde var perdeleri / Önlerinde bombalarının düğmeleri / Bugün o düğmelere basan elleri / Acep bir gün barış harcı karar mı bilmem? // ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ diyor bilenler / Harbe karşı çıkıyor harpten gelenler / Bugün süngü takıp bağır delenler / Açtıkları yaraları sarar mı bilmem?” Aynı şarkı, aynı altyapıyla, 1974’te bambaşka sözlerle ortaya çıkıyor. Yukarıda sözünü ettiğim Yasemin Kumral şarkısı bu: “Irkımın Akdeniz’de bir sevinci var / Yurdumun Mersin’den öte bir devamı var / Girne’den yol bağladık Anadolu’ya / Şanlı ordumun Kıbrıs’ta bir zaferi var.” Şarkı boyunca ırkçı söylem sürüyor, bomba ve tüfek sesleri Kumral’a eşlik ediyor. Şarkının sonunda alkış sesleriyle desteklenen ve nihaî amacın açıklandığı bir dörtlük var: “Ordusuyla milletiyle bir bütünüz biz / Vatan için göz kırpmadan can veririz biz / Tarihimde her sayfa zaferle dolu / Barış için savaşan büyük Türküz biz.” Sözler, plağı yayımlayan Melodi’nin “büyük”lerinden Yeşil Giresunlu’ya ait, Behçet K. Çağlar’ın “Bir Beyanname de Benden” adlı şiirinden esinlenerek yazılmış. Can Başer’in kendi plağı için yaptığı playback aynen kullanılmış, Kumral -ki yakın zamanda AKP’den milletvekili adayı olduğunu da söyleyeyim– şarkıyı bu playback üzerine “okumuş”. Hikâyenin bu kadarı enteresan ama daha da acayip olan, Yasemin Kumral plağının arka yüzünde yer alan “Barış Dersi”nin, Can Başer tarafından 1972’de “Barış Şarkısı” adıyla plak yapılmak istenmesi ve (sonradan Yasemin Kumral plağınıbasacak olan) Melodi’nin bu şarkıyı yayımlamayı reddetmesi. Gerekçe, şarkının içinde geçen “Amerikalılar peace derler” sözünün “pis derler” gibi algılanması… Neye niyet, neye kısmet!

Kıbrıs Harekâtı döneminde yapılmış hamasî şarkılar “barış” adına piyasaya sürüldü. Bunda, harekâtın içinde yer alan “barış” sözcüğünün etkisi var elbet. Ancak harekât öncesinde hem de bir amaca hizmet etmeden kendiliğinden yapılmış sahici dostluk şarkıları vardı: 1973 yılında, Yonca Plak’ın girişimci sahibi Ergin Bener, ünlerinin doruğundaki dört şarkıcıyı (Ali Kocatepe, Bora Ayanoğlu, Esin Engin ve Hümeyra) bir araya getirerek “Akdeniz Şarkısı”nı yapmıştı. Plağın sloganı, “aynı plakta hep beraber söylüyorlar”dı ve tanıtımlarda “dostluk” teması üzerinde özellikle duruluyordu. Aynı yıl, Ali Kocatepe, 1 Numara adlı plak şirketini kurdu ve ilk plak olarak “Akdeniz Çocukları”nı yayımladı. Şarkı kendi bestesiydi ve Kocatepe bu plakta Ertan Anapa, Esin Engin, Füsun Önal, Gökben ve Nilüfer’le birlikte Tuğrul Dağcı’nın sözlerini seslendirdi: “Hiçbir şey bozmasın bu dostluğu / Sevgi dolu, neşe dolu / Koşalım el ele mavi sevgilimize / Akdeniz’e…” Bu şarkı o yıl, “dostluk ve kardeşlik” için düzenlenen Akdeniz Festivali’nin “resmi” şarkısı olarak kullanıldı ve Jose, Pierre, Marino, Helen, Carmen, Ali gibi Akdeniz memleketlerinden insanların adının geçtiği plak çok sattı. Ertesi yıl, festival yapan iki belediye, Kocatepe’ye başka şarkılar ısmarladı. Antalya Festivali için yapılan “Antalya’ya Koş”u Kocatepe’yle birlikte Ertan Anapa, Esmeray, Funda Anapa, Gökben, İlhan İrem ve Seyyal Taner seslendirdi: “Yeşillikler, mavilikler / Antalya’da hoş / Dost ellere, kardeşliğe / Antalya’ya koş…” Mersin Festivali için yazılan ve “Türk Hafif Müziği’nde ihtilal var!” sloganıyla piyasaya sürülen “Merhaba Mersin” ise Amcalar-Yengeler tarafından seslendiriliyordu: Kocatepe’nin yanında bu kez, Ertan Anapa, Hümeyra, İskender Doğan, Kamuran Akkor, Melike Demirağ ve Zafer-Banu-Hülya üçlüsü vardı.

Bombalar düşmesin gül bahçesine…

Nükhet Duru’nun, Mehmet Teoman sözleriyle 70’li yılların ortalarında söylediği “Harp ve Sulh”, savaşa duygusal bir yaklaşım getiriyordu: “Bombalar düşmesin gül bahçelerine / Nefreti sokmayın insan sevgimize…” Barış Manço’nun geç döneminde yaptığı “Günaydın Çocuklar” ise naif bir barış şarkısıydı: “Uzakta bir ülkede insanlar anlaşmış / Tam silahları bırakırken / İçlerinden ikisi hemen karşı çıkmış / Sonuçta onlar kazanmış // İkisinin de önünde birer düğme varmış / Biri yeşil, diğeri kırmızı / Bir, iki, üç demişler basıvermişler // (siren, tüfek ve bomba efektleri) // Ve sonunda dünya kapkaranlık olmuş / Tam istedikleri gibi…” Manço, özellikle 80’li yıllarda yaptığı tekerlemeli şarkılara, kendince bir barış temasını hep kattı. Cem Karaca, başta “Barış Dikeni” olmak üzere, pek çok şarkısında barıştan söz etti. Bulutsuzluk Özlemi de şarkılarına barış sözcüğünü sıklıkla sokan topluluklardandı. Topluluğun solisti Nejat Yavaşoğulları, çok öncesinde, 1975’te yaptığı bir plakta barış özlemini dile getiriyordu: “Yalnız Kalma Bu Dünyada” adlı şarkı sonradan kırpılmış sözleriyle Bulutsuzluk Özlemi adını taşıyan ilk albümde de kullanılmıştı. “Bir olalım barış içinde / Yaşayalım özgürce / Kardeş gibi birlikte / Birbirimizi aramayalım” kısmı, “yeni” düzenlemede yoktu. BarışaRock’ın elebaşısı ve sürekli katılımcısı Moğollar ise 90’lı yıllarda hep barış şarkıları söyledi.

İlhan İrem’in daha lise öğrencisiyken yaptığı ilk plak, şu sözlerle açılıyordu: “Bir dünya olsun ki barışla, sevgiyle aşkla dolu…” “Birleşsin Bütün Eller” adlı şarkının yer aldığı plak çok ilgi görmedi ama barış şarkıları arasındaki yerini hemen aldı. İrem, bu temaya vurgu yapan şarkılarıyla dikkat çekti, adı hiçbir zaman savaşla anılmadı. Kariyerinde yaptığı tek asker şarkısı olan “Er Mektubu Görülmüştür”de bile, sevgilisine duyduğu özlemi dile getiriyordu. Erol Evgin ise, Irak işgaline karşı eylemlerin arttığı günlerde, oğluyla beraber “vatan savunması için” sloganıyla konserler veriyor, sevdiğimiz şarkılarını bu uğurda harcamaktan çekinmiyordu. O günler, mor ve ötesi’nin önderliğinde Aylin Aslım, Bulutsuzluk Özlemi, Bülent Ortaçgil, Vega gibi bir grup sanatçının bir araya gelerek “Savaşa Hiç Gerek Yok”u yaptıkları günlerdi. Şarkı ses getirdi ve barış mitinglerinin vazgeçilmezlerinden oldu.

Geniş katılımlı barış temalı şarkılar, daha önce de yapılmıştı. Ajda Pekkan’dan İbrahim Tatlıses’e, Muazzez Abacı’dan Cem Karaca’ya pek çok sanatçının katıldığı “Sev Dünyayı”, 90’lı yılların hemen başında yapılmış ancak fazla ses getirmemişti. 80’lerin sonuna doğru Istanbul’da düzenlenen “Afrikalı Açlara Yardım Konseri”nde, Barış Manço’dan Seyyal Taner’e bir grup şarkıcı tarafından seslendirilen bir başka “çok şarkıcılı” şarkı vardı: “Biz Dünyayız”, adı üzerinde, “We Are the World”ün Türkçesiydi ve neyse ki sadece o sahnede ve bir kere seslendirildi. Yine meşhur bir şarkının, “We Shall Overcome”ın Türkçesini ise 70’li yılların sonunda Esmeray seslendirmiş, “Bir Gün Gelecek” adlı bu şarkı, o dönemde Cici Kızlar, sonraki yıllarda Melike Demirağ tarafından da plağa alınmıştı.

Hiroşima’dan Eurovision’a

Japonya’ya atılan atom bombası, tüm dünyayı olduğu gibi bizi de derinden etkiledi. İlerleyen dönemde, bu bombadan, popüler şarkılar çıktı: İlki, Zülfü Livaneli’nin Nâzım Hikmet dizelerinden müziklediği “Kız Çocuğu (Hiroşima)”. Bu şarkı, aralarında Maria Faranduri ve Joan Baez’in de bulunduğu onlarca kişi tarafından seslendirildi. 1978 tarihli Livaneli albümü “Nâzım Türküsü”nde yer almıştı, konserlerde daha ziyade Sevingül Bahadır’ın sesinden dinledik. Şiirin bir de Amerika macerası var: Pete Seeger, şiiri, “I Come and Stand at Every Door” adıyla yorumladı ve bu yorum, dünyaya yayıldı. Aynı şiir, Ünol Büyükgönenç tarafından da bestelenmiş, 1978 yılında Eurovision Şarkı Yarışması elemelerine gönderilmiş ancak finale kalamamıştı. Büyükgönenç, Nâzım Hikmet’in bir başka şiiri olan “Japon Balıkçısı”nı, 1989 tarihli “Güzel Günler Göreceğiz”de, başına, geleneksel bir Japon şarkısı olan, “Tairyo Uati Komi”yi ekleyerek seslendirmişti. Aynı şiirin farklı bir versiyonuna (Kerem Güney bestesiyle) Selda ve Edip Akbayram’da rastlıyoruz: “Bulutlar Adam Öldürmesin”.

Bir başka Eurovision şarkısı, Sezen Aksu’nun “1945”i. Aysel Gürel’in yazdığı sözleri Onno Tunç besteledi ve 1984’te seslendirilen bu şarkı, tarihe geçti: “Gel, asırlardan uzan da tut / Ellerimi, sımsıcak / Yoksa bendeki çocuk da böyle çaresiz kalacak / Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdırlar // Ve ümitleri çiçeklerden / Acıları tarihlerden / Senin gibi, benim gibi / Onlar da hep insandılar / Ne sevgiye inandılar / Ne saygıya inandılar / Senin gibi benim gibi…”

Nejat Yavaşoğulları “iş”i Bulutsuzluk Özlemi’nin “Uçtu Uçtu / Acil Demokrasi” albümünde yer alan şarkısı “Hiroşima”, bir başka önemli şarkı… Bir yandan, bir ansiklopedi maddesi gibi bilgi verirken, diğer yandan bu bombaların yaşattığı çöküntüyü bize aktarıyor. Hiroşima bahsinde ıskalanmaması gereken şarkılardan.

Eurovision Şarkı Yarışması, belki de konumu itibarıyla barışa hep açıktı. 1978’de yarışan iki şarkı doğrudan bu tema üzerine kurulmuştu: Nükhet Duru ve Modern Folk Üçlüsü birlikteliğinden doğan Anadolu Majör topluluğunun seslendirdiği Ali Kocatepe bestesi “Dostluğa Davet”, “Hayatı yudum yudum içelim hep birlikte / Hedefimiz insanların mutluluğu elbette / Haydi hep birlikte söyleyin bizimle” sözleriyle insanları evrensel bir barışa davet ediyor, Kerem Yılmazer, Melike Demirağ, Funda-Ertan Anapa, Esmeray ve İskender Doğan’dan kurulu Grup Sekstet’in seslendirdiği “İnsanız Biz” ise, mesajından ziyade “en zeki en uygar hayvanız biz” dizesiyle tartışılıyordu. 1979 elemelerinde yarışan Selçuk Sun bestesi “Evren ve Biz”in sözlerini Sebla Pekcan yazmıştı: “Örnek olalım herkese / Sevgi olsun evrende…” 1975’te yapılan ilk Eurovision’un “halkoyu birincisi” Ali Rıza Binboğa, “Yarın”da barışa olan özlemini dile getiriyordu: “Özgürlük ve barış tüm insanların / Özlemi olacak yarınlarda…” 1986’da Türkiye’yi ilk 10’a sokan “Halley”, sözlerini İlhan İrem’in yazdığı bir Melih Kibar bestesiydi ve o yıl dünyayı ziyaret eden Halley kuyrukluyıldızının barış getirmesini diliyordu. İrem, iki yıl sonra “Yurtta Barış Dünyada Barış” ile elemelerde yarışacaktı. Fatih Erkoç, “Dünya Barışı İçin” adlı şarkısını Eurovision için yazmıştı. Erkoç, yıllar sonra “Dostluğa Çağrı” adlı bu minvalde bir başka şarkıyı, Ajlan-Mine ikilisi ile yorumladı.

Eurovision’da “Dostluğa Davet” ile yarışan Modern Folk Üçlüsü, iki yıl sonra, “Pop” albümünün açılışında yer alan “Dostluğa Selâm”da şunları söylüyordu: “Selamlar size, katılın bize / Çalıp söyleyelim neşeli şarkılar / Dünyada müzik kadar kaynaştıran / Başka ne var yaklaştıran / Sarı siyah beyazından / Tüm insanları // Yaşamak bunca kısayken biz değerini bilemeyiz / Şu koskoca dünyayı neden bölüşemeyiz / İnsanlar huzur bulurdu dostça yaşasa / Dünya bir başka cennet olurdu savaş olmasa // İşte bu bir dostluk çağrısıdır / Sevgi barış şarkısıdır / Haydi, söyleyin bizimle…”

İnsanların suçu yoktur savaşlarda…

Edip Akbayram, “Bir Sohbetin Özeti” adlı şarkısında “Yok olunca babacığım kavga dövüş yeryüzünden / Barışı dünyaya sığdıramazsan / Dünyayı barışın içinde sakla” derken, “Merhaba Çocuk”ta, göçlerin ve savaşların, “öğrenerek, düşünerek ve yaratarak” yenileceğine dem vuruyordu. Haluk Levent’in, “Çeçen, Boşnak ve dünyadaki soykırıma uğrayan bütün halklara” adadığı “Kıratlar Kabilesi” ilginç bir barış şarkısıydı. Murat Kekilli, aynı yıllarda yaptığı “Barış Türküsü”nde şunları söylüyordu: “Bir akşam üstü gitti barış oy / Döner dedik dönmedi barış oy / Duyduk ki küsmüş koca dünyaya aman oy / Dilerim ki Tanrı’dan barış gele tez gele / Atın gözüm görmesin silahları aman oy / Bitti mi zeytin dalı dikin oy / Barış salın barış gelsin oy dört yana / Hep beraber ölelim de gelsin oy”

Yaşar Kurt, bir dönem, yaptığı savaş karşıtı şarkılarla adından söz ettirmiş, bu şarkılar dilden dile yayılmıştı. “Haydi Erkekler Savaşa”, duygulu sözleriyle dikkat çekiyordu: “Bombalar düşüyor aldırma maskeni tak / Sığınaklar güvenli aldırma yasamana bak // Sevgilime mektup yazdım, postane yerinde yok / Süt içmesi gerekli annemin artık süte gerek yok…” “Korku” ise bambaşka bir şarkıydı: “Korkuyorum anne, al beni içine / Alışamadım anne, al beni yine / Büyüdüm anne, evler büyüdü / Büyüdü papuçlar, yollar büyüdü // Orduya istiyorlar, savaş çıkar diyorlar / Silah veriyorlar anne, bana öldür diyorlar / Yat diyorlar anne, kalk diyorlar / Beynimi yiyorlar anne, beynimi yiyorlar // Kapat televizyonu anne, seni de kandırıyorlar / Oyunu verme anne / Oyuna gelme anne…”

Haysiyetli topluluklarımızdan Rashit, “Çok mu Zor?” adlı şarkılarında, savaşın suçunu politikaya yüklüyor: “İnsanların suçu yoktur savaşlarda / Tek suçlu varsa o da garip politika / Bir yere varılmaz bu boş kafalarla / Sınırlar yalnız duvardaki haritada…” Başka bir kulvardan barışa katkı yapan Emre Saltık, “Özgürlük ve Barış” adlı şarkısında şunları söylüyordu: “Özgürlük artık demir parmaklıkların gölgesinde / Barışın adı örümcek beyinlerin kalleş dilinde / Bir gün tohum düşer bu kıraç topraklara / Filizlenir nisanda hayat verir dünyaya.” Saltık’ın yaptığı “Kardeşlik Türküsü”, Ferhat Tunç’un kimi şarkıları, Erkan Oğur – İsmail H. Demircioğlu ikilisinin “Anadolu Beşik” albümünde yer alan “Barış Güvercini”, bu hattan bize ulaşan barış şarkıları. Sonuncusunun iki dizesini buraya almakta fayda var: “Dostluklar kurulsun, insanlar gülsün / Son bulsun savaşlar, kimse ölmesin…”

Mahzun Kırmızıgül, İbrahim Tatlıses ve Orhan Gencebay’ın barış ve kardeşlik temalı şarkılarını da burada anmak gerek. Bir dönem böylesi şarkılar ortalığı sarmıştı ama sonrasında hepsi unutuldu gitti. Kırmızıgül, bu konuda ısrarlı tek isim çıktı ve sonradan, dinlerin kardeşliğine atıf yapan bir başka besteye albümünde yer verdi. Tatlıses’in “Saygımız Vardır” adlı şarkısı ise enteresan sözleriyle dikkat çekmişti: “Ha kutuplarda bir Eskimo genci / Ha da Afrika da garip bir zenci / Fark etmez ne dini ne dili, rengi / Madem ki insandır saygımız vardır…” Özlem Tekin’in “Yazmamışlar” adlı şarkısında sözünü ettiği barış da “farklı” bir barış elbette ama sözleri, bu yazıda işlediğimiz konuya da yakışıyor: “Darılmak çok kolay oldu / Barışmak bir o kadar zor…”

Kardeş olun ey insanlar…

Bu bölümün sonuna doğru, bütün dünyada okullarda öğretilen şarkılara kulak verelim. İlki, “Dostluk”: “Dostluğun biz sevgisiyle / Toplandık her an burda / Bu sevgi bağı kopmaz hiç / Dağılsak bir gün yurda…” Aynı minvalde bir başka çocuk şarkısının sözleri ise şöyle: “Oynaya oynaya gelin çocuklar / Elele elele verin çocuklar // Bir barış bırakın biz çocuklara / Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya // Bir dünya bırakın biz çocuklara / Yazalım üstüne sevgili dünya…” Beethoven tarafından bestelenen 9. Senfoni’nin okullarda öğretilen halinin memleketteki adı, “Neşeye Şarkı”: “Kardeş olun ey insanlar / Bunu ister Tanrımız / Bu dünyada her şey geçer / En son sana dost kalır / İnsanlığa doğruluğa gözünü aç, korkma sakın / Hür doğmuştur insanoğlu / Hür yaşamak hakkıdır…” Şarkı, bu haliyle Esin Afşar’ın çocuklar için yaptığı “Pembe Uçurtma” adlı albüme girmiş. Afşar’ın, 1979’da yaptığı “Çocuk ve Anne” de böylesi bir şarkı. Çocuk, annesine, “Niçin neden savaşır insanlar?” diye soruyor, anne ise cevap vermekte zorlanıyor: “Bir serçe geçer susan annenin yüzünden…”

Buraya kadar andığımız şarkılar, bir çırpıda akla gelenler. Daha nicesi yazıldı, yazılacak. Bize düşen, BarışaRock gibi organizasyonlarda -ki bugün, bayrağı, BirGün’lük Festival devraldı-  bu şarkıları hep beraber söylemek ve barışa her daim ses vermek. Yoksa Bulutsuzluk Özlemi’nin, yazının ara başlıklarından birine taşıdığım şarkısı, haklı çıkacak: Kimse Barıştan Söz Etmiyor”

İkinci bölüm: Ege’nin karşı kıyısından

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal