Murat Meriç: ‘Bugün kimse içinde rakı geçen şarkı yapmaz’

Murat Meriç: ‘Bugün kimse içinde rakı geçen şarkı yapmaz’

Müzik araştırmacısı, yazarı ve DJ Murat Meriç, bir süredir gerçekleştirdiği “Şarkılarla Memleket Tarihi” konuşmalarından yola çıkarak, “100 Şarkıda Memleket Tarihi” adlı bir kitap yazdı. Kitapta yakın dönem Türkiye tarihinden olaylar ve toplumsal etkileri, popüler müziğin bıraktığı izler takip edilerek inceleniyor. Murat Meriç’le kitabını, pop müzikle ilişkisini, bugünün popüler ve muhalif müziğini ve gelecek projelerini konuştuk.

Sizin ağırlıklı olarak plaklar üzerine konuştuğunuzu biliyorum. O yüzden kitapta güncel şarkılara ve örneğin Aylin Aslım’ın “Güldünya”sına rastlamak çok büyük sürpriz oldu. 

Çoğu kişi eski şarkıların olacağını düşünüyordu, biraz hayal kırıklığı da yarattı çünkü bunun bir plak rehberi olacağını düşünen koleksiyonerler de vardı. “Niye Aylin Aslım var ki şimdi bunda?” tadında birtakım mesajlar aldım. Ben konuşmalarımda konuyu plaklarla anlatıyorum, normal şartlarda 1980’e kadar gelip bırakıyorum, dolayısıyla plak çalmayı tercih ediyorum. Seksen sonrasında çalınacak şeyler var ama yeni oldukları için biliniyorlar dolayısıyla onları hızlıca geçiyorum. Genelde 1960-80 arasını anlatıyorum. Ama bu kitapta Cem Karaca’nın dönüşü de var, Ahmet Kaya’nın başına gelenler de var, Aylin Aslım’ın “Güldünya”sı da var, Gezi zaten var. Yakın dönemden bir şeyler almak durumdaydım, olmazsa olmayacaktı.

Gezi Direnişi başlı başına bir kategori olarak bulunuyor kitapta.

Evet. Türkiye’de hakkında en çok şarkı yapılmış iki tane olay var: Biri Gezi Direnişi diğeri 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı. Ki bu olayların biri sağcı, biri solcu. Kıbrıs Barış Harekâtı şarkılarında milliyetçilik önemli bir tema, ki solcu Bülent Ecevit iktidarı tarafından yapıldığı için solcular da sahiplenmiş. Çünkü biz orada “Yunan’ı kovarak Kıbrıs Türk’ünü zulümden kurtarmışız”. Böyle olunca da Âşık Mahzuni Şerif türkü yapmış, Muhnis Akarsu’nun Kıbrıs türküsünün adı “Kahpe Yunan” mesela. En ağır hakaretleri etmişler o dönem plaklarda.

Siyasi olaylar üzerine şarkılar kendi içinde ikiye ayrılıyor gibi: Resmi ideolojiyi destekleyen şarkılar ve tam tersi, muhalif şarkılar.

Tabii. Resmi ideolojinin pompalandığı şarkıları özellikle “Yeni Rejim İnşaa Edilirken” kısmında görüyoruz. Oradaki şarkıların bir kısmı hakikaten devlet tarafından yaptırılmış. Ama sonrasındaki bölümlerde daha ziyade sivil bir tarih okuma denemesi yapıyorum. Resmi tarihin dışında, bize anlattıklarının dışında şarkılar var, tarih kitaplarında okuyamadığımız şeyleri bu şarkılarda görüyoruz.

‘Şili’de olanları Bulutsuzluk Özlemi’nden öğrendim’

meric12Kitapta en çok Bulutsuzluk Özlemi, Grup Yorum ve Ahmet Kaya şarkıları var. Bu sanatçıların özel bir önemi var mı?

Bunlar benim yaşadığım olaylarla da ilgili şarkılar. Bulutsuzluk Özlemi’nin “YÖK’ün Yıldönümü” şarkısında anlatılan olayda ben de oradaydım, benim belime indi coplar, içinde olduğum bir olayın şarkısıdır. Şili maddesinde de Bulutsuzluk Özlemi geçiyor, o grup Google’ın olmadığı zamanlarda ansiklopedi gibiydi. Ben Şili’de olanları onlardan öğrendim. Hiroşima’ya atılan bomba ile ilgili bütün teknik bilgileri bugün biliyorsam onların “Hiroşima” şarkısı sayesindedir. “Şişman adamdı biri, biri küçük çocuktu” gibi sözler bizim kafamıza kazınmıştı o dönem. Bulutsuzluk Özlemi biraz daha geriye dönük olayları önümüze koyardı.

Grup Yorum, o günün tarihine dair olayları aktarıyordu. Sadece Grup Yorum üzerinden 87’den bugüne olan tüm hadiseleri okumak mümkün, bu bambaşka bir şey.

Ahmet Kaya’da her ikisi de var. Turan Emeksiz’i ben Ahmet Kaya’dan duydum. 88’de gittiğim bir Ahmet Kaya konserinde duydum, Derya Sineması konseridir bu, sonradan “Resitaller” albümüyle de yayımlanmıştır. Turan Emeksiz diye sazına vurdu ve başladı söylemeye. Ben ne olduğunu bilmiyordum, Turan Emeksiz İstanbul’da bir vapurdu benim için. Ondan sonra mesela Şehit Adem Yavuz’un kim olduğunu merak ettim. Sonra Bedia Akartürk’ün “Şehit Gazeteci Adem Yavuz’a Ağıt” plağını buldum. Tüm bunlar birbirine bağlandı bir şekilde. Ama sonuçta, Grup Yorum ve Bulutsuzluk Özlemi ile birlikte büyüdüm.

Resmi ideolojinin desteklediği şarkılardan bahsettik. Bu şarkıların bugün de bir işlevi, bir etkisi var. Örneğin “Bir Başkadır Benim Memleketim” bugün hâlâ bir travma sebebi olarak anılıyor.

İki tane tüyler ürperten şarkı vardır bu ülkede; biri “Bir Başkadır Benim Memleketim” diğeri ise “Türkiyem Türkiyem Cennetim”. “Bir Başkadır Benim Memleketim” bunun için yapılmamıştır, Türkiye’nin en talihsiz şarkısıdır da aslında. Ayten Alpman, gezdiği gördüğü yerleri anlatan bir şarkı söylüyor, Fikret Şenes sözlerini yazmış. Fakat Kıbrıs Harekâtı sırasında tekrar patlayınca şarkı bambaşka bir kimliğe bürünmüş. Ki Ayten Alpman başta rahatsızmış gibi görünse de sonrasında çok sevmeye başlamış şarkıyı. Çok memnundu “Memleketim” ile anılmaktan.

“Türkiyem” şarkısı ise, kitapta da hikâyesini anlatıyorum: Devletin yaptırdığı ve işkence aracı olarak kullanılan bir şarkı.

Bütün şarkıların Türkçe olmasını nasıl yorumlamalıyız? Mesela neden Kürtçe yok?

1980 öncesinde Kürtçe plaklara ve şarkılara rastlıyoruz, yasak filan değil. Ermenice için de aynı şey geçerli. Dahası, biz nasıl yurtdışından adapte şarkılar yapıyorsak (örneğin “Memleketim” bir Yahudi ezgisinden Türkçeye uyarlanmış) Ermenice plaklarda da aynı uyarlamalara rastlamak mümkün. Örneğin meşhur Hayko, 1970’lerde Teoman Alpay’ın “Buruk Acı”sını Ermenice söylemiş. 1990’larda Kürtçe yeniden ortaya çıktığında “Abone” filan gibi şarkıların Kürtçeleri yayımlanmıştı. Çünkü sonuçta ticari de bir dil. 80’de yasaklandı bu diller, resmi bir yasak da yok ortada, fiili bir yasak var.

İngilizce şarkılara ise hiç bakmadım. Ama mesela 80 darbesini İngilizce sözlerle anlatan “Sexen” isimli bir grup da var. Bunu bilerek görmezden geldim, Türkçe olsun istedim bütün şarkılar. Kürtçeyi de anlayamıyorum, çok bilmediğim bir dalda at koşturmak istemedim.

Yoksa, önsözde de bahsediyorum, Bajar’ın “34 Adet” (Si Ü Çar Heb-Roboski üzerine) şarkısını kitaba almayı çok isterdim. Hem yakın dönemde yaşanmış bir olay, hem çok güzel bir ağıt. Ermenice tek bir şarkıyı ekledim kitaba, Marc Aryan’ın Ermeni okulu için yaptığı plak çok değerli, özel. Marc Aryan Türkiyeli bir Ermeni, Fransa’da çok meşhur oluyor ve çok meşhur olduğu bir dönemde gelip burada Feriköy Okulu için bir plak yapıyor. O plak sadece burada satılıyor ve başka bir yerde yayımlanmıyor.

meric13

‘Yönetim mizah duygusunu öldürdü’

Kitapta Amerika’ya yazılan şarkılar apayrı bir bölüm oluşturuyor. Neden?

1950’lerde Adnan Menderes ve Cemal Gürsel sayesinde Türkiye’nin Amerika ile teması “Amerika bizim müttefikimiz, biz Amerika’nın dostuyuz, yaşasın aslan Amerika, küçük Amerika olacağız” şeklinde ilerliyor. Marshall yardımı hikâyesi de vardır burada. Biz sanıyoruz ki Amerika bizi çok seviyor, bundan sonra da bizi kollayacak. Örneğin 1954’te İzmir Fuarı’nda bedavaya dağıtılan “Dostluk Şarkısı” plağı çok önemlidir. İzmir Fuarı’nda şöyle şeyler de oluyor o dönemde: ABD, Apollo 11’i getirip Ay’a göndermeden önce Türkiye’de sergiliyor mesela. Sonradan kazın ayağının öyle olmadığı ortaya çıkıyor. 60’ların başında ABD içişlerine karışmaya başlıyor. “Haşhaş ekimi yasaklanacak, yoksa her türlü ambargoyu uygulayacağım” diyor. Bunlar olunca bu kez de bir ABD karşıtı şarkılar furyası başlıyor.

Benim kitaba aldığım iki şarkıdan daha ağır şarkılar da var, adı “Hoşt Amerika Puşt Amerika” olan şarkı var mesela. Sonrasında Rafet el Roman’ın Amerika’yı gezip görüp yaptığı turistik şarkılar da var. Ama onun dışında hep Amerika’ya karşıt şarkılar yapılmış. Amerika’yı seven insan yok.

Kitabı okurken geçmişe dair en fazla hissedilen şeylerden biri, mizahın müzikte çok etkili bir rolü olduğu. Sizce bugün aynı şeye rastlamamamızın sebebi nedir? 

Aslında mizah duygusunu öldüren yönetim. Bir de eskinin mizahçıları da kalmadı. Kent ozanları, Ali Avaz, Mahsuni Şerif, Âşık İhsani, Öztürk Serengil çok değerli insanlardı o dönemde. Mizahi hallerle anlatırlardı dertlerini. Şanar Yurdatapan mesela, müzik yapmayı bıraktığı için mizahi şarkılar üretilmiyor. Adam her şeye mizah gözüyle bakmış ve sahiden çok güzel bir mizah anlayışı var. Soru sorarak şarkı yazan insanlar. Doğrudan bir şey söylemiyorlar, “Amerika geldi de bunu yasakladı, bak bi düşün hele kardeşim bunu yasaklayınca ne oluyor, tarım işçisi işsiz kalıyor, evine ekmek götüremiyor” diye anlatan şarkılar.

Bugün böyle şeyler yok, sağda da solda da vur kafasına kafasına şarkıları var biraz. Hedefe kitlenmiş şarkılar. Halk ozanlığının bitmiş olması büyük bir dert. Kenedy’nin arkasından ağıt yakan da bir halk ozanı, Ay’a ayak basan uzaylıları ülkede ağırlayan da bir halk ozanı. Bir gelenek yok oluyor. Grup Yorum ve sonrasında sol camiada çıkan başka bir gelenek var. Sağ camiada Ozan Arif var ama artık tümüyle davasına hizmet eden şarkılar yapıyor.

Bugünün yönelimini nasıl tarif edersiniz?

Muhalif müzik rock olarak algılanmaya başlandı Türkiye’de. Bilhassa Duman, Mor ve Ötesi ve Redd gruplarının son dönemdeki yükselişi ile birlikte artık o minvalde şarkılar yapılıyor. Muhalif bir şarkı yaptığında o cenah ya da Grup Yorum yolundan gitmek gerekirmiş gibi görünüyor. Bu ikisi yeni şeyler değil tabii ki, 70’lerin sonunda da rock muhalifti, Cem Karaca, Edip Akbayram, Selda Bağcan ve hatta Barış Manço bile bu gibi şarkılara imza attı zamanında.

Ama bugün muhalefetin rock’la sınırlandığını görüyoruz. Grup Yorum’un da çok bir etkisi kalmadı. Grup Yorum var ama devamı yok. 80’leri düşündüğümüzde, pıtrak gibi gruplar ürerdi, sadece Grup Yorum’dan türemiş bir sürü sanatçı vardı. Grup Yorum’dan Kızılırmak çıktı, Kızılırmak’tan İlkay Akkaya solo albüm çıkardı, Tuncay Akdoğan başka bir albüm yaptı, Metin Kemal Kahraman bambaşka bir albüm yaptı. Bunlar sadece Grup Yorum’dan doğanlar. Ayşegül “Güzelleme”yi yaptı, Gülbahar kendi albümlerini yaptı, Serdar Keskin başka bir hattan ilerledi. Grup Yorum muadili, Grup Munzur, Kutupyıldızı gibi bir sürü grup da vardı o dönemde. Şimdi bunların hiçbiri yok, bir tek Grup Yorum var, onlar da eskisi gibi değil. Evet çok güçlüler, verdikleri konserler her zaman deli gibi doluyor, albümleri hâlâ kapış kapış satıyor. Ama 80-90’lardaki durum geçerli değil.

Peki rock gruplarının da daha politize olduğunu söylemek mümkün mü? Özellikle de Kaan Tangöze’nin akustik albümü düşünüldüğünde. 

Duman zaten olmuştu bence, “Özgürlüğün Ülkesi”ni yaptıklarında ben hayranlığımı belirten bir yazı yazmıştım. Çünkü bu adamlar “Köprüaltı” diye çıktılar, ki ilk albümde de inanılmaz eleştirel şarkılar vardır, “Dönek” yeter. “İstanbul” da kentin bugününü görmek açısından çok özel bir şarkı. Orada eleştirdiği her şey bugün oldu, karşımıza geldi. İkinci albümde Sezen Aksu şarkısı sayesinde büyük patlama yaptılar, ki orada da “Manası Yok” gibi Sivas’a gönderme yapan bir şarkı var. Ama daha saklı bir muhalefet vardı. Ama üçüncü albümde, albümün ilk, A1 şarkısı “Özgürlüğün Ülkesi”. Bu bence çok değerli bir hamleydi. Gezi’den sonra da zaten çok politize işler yapmaya başladılar.

meric14

‘Darbe sonrasının şarkısı Sultan-ı Yegah’

Hiç hip-hop/rap müziği takip ediyor musunuz?

Çok değil, bundan da üzgünüm. Tahribat-ı İsyan’ı daha yakından takip etmek isterdim aslında, bir sürü grup var böyle. Bir yandan İslamcı camiadan insanlar da var bizim çok bilmediğimiz. Örneğin Erbakan için yazılmış tek şarkı bir hip-hop şarkısı. Dolayısıyla bu benim en büyük eksiğim. Bir yanıyla bu müziğin çıkışı da bu değil mi? Özellikle de Almanya’daki gruplara bakarak çok şey söylemek mümkün. 60’larda Almanya’daki Türkler türkü söylerken, 80-90’larda hip-hop’un eline geçiyor bu alan biraz. İslamic Force, Kartel gibi gruplardan bahsediyorum.

72 doğumlusunuz, darbe olduğunda çocuktunuz. Sizin evinizde neler dinlenirdi, bu atmosferin fon müziği neydi?

Erol Evgin dinlerdik ama darbenin fon müziği diyemeyiz tabii Erol Evgin için. Fakat darbe sonrası aydınlanmanın müziği Nur Yoldaş’tır, “Sultan-ı Yegah”. Ben onu dinledikten sonra kendime geldim, arkasından Mazhar Fuat Özkan çıktı ve dedim “ilerliyoruz”. Politik bir grup olmamasına rağmen, politik şarkılar da yaptılar. “Rüşvet” şarkısı inanılmazdır. Geçtiğimiz yıl rüşvet olayları patladığında ben o şarkıyı ortaya çıkarmıştım. Tam da o günü anlatmışlardı. Aslında bir anlamda politikler, “New York Sokaklarında”da da belli bir miktar Amerika eleştirisi var. Ya da “evden sokağa zorlanmış kızgınlıklarım” gibi dizeler, bu memleketin ahvalini anlatıyor. Politik olmamaları değerlerini de azaltmıyor bence. 80’lerde öyle büyük bir patlama yaptıklarında, bence kendileri de çok şaşırmıştı. Benim hayatta ilk çok sevdiğim gruptur ki, Duman’a kadar da başka grup sevmedim. Bulutsuzluk Özlemi’ni, Kesmeşeker’i çok sevdim, bunları kenara ayırıyorum. Ama MFÖ ve Duman benim için bambaşkadır. Onların konserleri için nerelere gittim peşlerinden… MFÖ’yü ilk kez 13 yaşımda dinlemiştim, Duman’ı ise henüz albümleri yokken bile takip ederdim.

Bandista’yı da çok sevdiğinizi biliyorum. Kitapta neden yer vermediniz?

Hiçbir yere koyamadım, sadece Gezi yazısında geçiyor. Bir eksiklik galiba bu kitap için. Kitabı hazırlarken önce olayları seçtim ama açıkçası sevdiğim grupları eklemek için bazı cinlikler yaptım. Ama Bandista o kadar “çok” ki… Birini koysam öbürünün hatırı kalacaktı, ister istemez kitap dışında kaldılar. Aslında, 2010 sonrası muhalif müziğin, hani rock eğilimli dediğim, en önemli ismi Bandista. Şimdi bir sürü Bandista’cık var mesela. 80-90’larda Grup Yorum ne kadar etkiliyse, 2000’lerde Bandista ve Bandista’lar o kadar etkili. Bu anlamda çok önemli bir grup.

Peki bu dönemin rengini belli eden başka kimlerden bahsedebilirsiniz?

Ben Hakan Vreskala’yı çok seviyorum. O da bambaşka bir hattan şahane bir muhalefet yapıyor. Yurtdışında yaşaması ise hem avantaj, hem dezavantaj. Ama burayla yakın temas halinde. Onun dışında yeni ve tuhaf adlı rock grupları var ama çok politikaya bulaşmıyor. Çok isterdim aslında onlardan politik şeyler dinlemeyi. Dinleyeceğiz gibi de geliyor bir yandan. Ama hepsinde, günün dertlerini anlamaya yardımcı olan bir sürü done var.

Yüzyüzeyken Konuşuruz politik bir grup değil, asla olmadı ve belki hiçbir zaman olmayacak ama şarkılarına baktığımızda bugün yaşanan her şeye dair izlere rastlıyoruz. O yüzden onlar da değerli. Fakat bir yandan, kitapta her ne kadar politik şarkılar olsa da, hep bu örneği veriyorum, Hepsi şarkısında da gündeme dair bir kısım şeylere rastlayabiliyorsun. En azından orada en büyük derdin kredi kartının limitinin az olmasından bahsediyor mesela. Sahiden bugünün gençleri için büyük dert. Bu gibi şeyleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Ki kitapta bu gibi pop şarkıları da çok var.

‘Cizre’deki savaşı kimse anlatmıyor’

“Hazır Bilgi” serisi için Ahmet Büke’nin yaptığı bir “100 Tuhaf Kitap” derlemesi var. Bizim yaptığımız röportajda, geçmişin tuhaf kitaplarına bakıp bugünü değerlendirirken şöyle bir gözlemini paylaşıyor: “Delilik de çok bayağı hal aldı. Zaten bu kitapların orijinalliği 70’lerde bitiyor. 80’lerden sonra bu kalibrede pek bulamadık. Delilik hali hastalıkla eşit tutuluyor artık. Oysa eskiden delilik biraz da sıra dışı olma hali ve uç bir özgünlüktü. Onu öldürünce hastalık kaldı geriye.”

Tabii, bence bu kitaptaki en değerli şarkılardan biri “Oh oh”. Baya bildiğin toplumsal delilik halini şarkıya aktarmış adamlar. Bugün böyle bir şey yapılamıyor. Ama politik müzikle ilgili de bu böyle. Bir dönem, Füsun Önal’ından Tanju Okan’ına kadar herkes politik laf söylemiş bu ülkede. Üstelik inandıkları şeyleri söylemişler, satsın diye değil. Bugün kimseye bunu söyletemezsin.

Bugün Demet Akalın’ın ya da Serdar Ortaç’ın politik bir şarkı söylemesini bekleyemezsin. Bugün bambaşka bir şeye hizmet ediyor pop müzik. Popçular bugün dönüp memlekete bakmıyorlar, eskiden herkes çevresine bakmış, ona göre şarkı yapmış. Otosansür söz konusu değil. Bugünse içinde rakı geçen bir şarkının hiçbir yerde yayımlanmayacağını biliyor insanlar ve buna göre davranıyorlar. Cizre’deki savaşı kimse şarkılarında anlatmıyor. Böyle bir şarkı yaptığında linç edileceğini biliyor insanlar. Dolayısıyla susuyorlar. Bugün liderlerle ilgili şarkı yapılmamasının nedeni de bu. Eskiden Demirel’e “keltoş” diyen adam var. “Keller başbakan olamaz” diye şarkı var.

Bugün pop müzik neye hizmet ediyor?

Tümüyle ticari, herkes para kazanmak istiyor. Bütün hamlelerini de buna göre yapıyorlar. Eskisi gibi bir çokseslilik de yok. Eskiden bir sürü düzenlemeci, söz yazarı, besteci var. En azından, üç tane muhteşem ikiliden bahsedilebilir. Cenk Taşkan-Mehmet Teoman, Melih Kibar-Çiğdem Talu, Şanar Yurdapatan-Atilla Özdemiroğlu. Aysel Gürel ve Onno Tunç’u da bunların yanına ekleyebiliriz. Bunların dışında kendi şarkılarını söyleyenler var, İlhan İrem’den Bülent Ortaçgil’e kadar. Bugün kendi şarkısını söyleyenler dışında söz-müzik yazan insanlar yok. Bir dönem Fettah Can vardı, şimdi Mustafa Ceceli, Serdar Ortaç var ve herkes onlardan şarkı almak istiyor. Birisi bunların şarkısını söylerse patlıyor ve bunun için çok büyük paralar harcanıyor. O paraları da geri kazanmak istiyorlar. Dolayısıyla gazeteye, Kral TV’ye sırtını dönemiyorsun. Kendi sözünü söyleyenler de satmıyor ama satmamaları dinlenmedikleri anlamına gelmiyor. Benim pop müzikten kast ettiğim bugün para kazanmak için müzik yapanlar. Yoksa çok kaliteli pop şarkıları da var, internete koyuyor, dinleniyor.

Daha alternatif bir yerden yola çıkıp zamanla pop müziğe evrilen sanatçılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin Gaye Su Akyol.

Evet ama o bambaşka bir hattan ilerledi. “Sultan-ı Yegah” demiştim, orada yapılmak isteneni bence Gaye Su Akyol yaptı. Alaturka ve popu karıştırdı, kendi arabeskini yarattı, Gaye’nin daha popüler olanı Sıla mesela. Kendi şarkılarını yapıyor, o da kendi arabeskini yarattı. Ben ikisini de çok seviyorum bu arada, Gaye’yi bambaşka seviyorum tabii ama Sıla da ana arterde farklı bir hat yaratan bir sanatçı bence.

Ama Sıla memleketten meselelerle ilgili bir şey söylemiyor mesela. En azından henüz şarkılarına sirayet etmiyor. Bir yanıyla da güçlü bir kadın olmaya dair yaklaşımı “tek taşımı kendim aldım”ın ötesine götürdü. Bu anlamda değerli. Ama mesela Tarkan’ın 90’larda savaşa hayır denemezken konserlerinde “Savaşa Hayır” pankartı açması ne kadar önemliyse, Sıla’nın da bugün savaş karşıtı sözleri çok önemli.

‘Dağlara Gel’den ‘Türkeş’e Gel’e

meric15“Şarkılı Memleket Tarihi” uzun bir zamandır üzerinde çalıştığınız bir proje. Bundan sonra ne gelecek?

Evet, buna oradan çıkan ilk kitap diyelim. Ama bu kitaptaki tüm bölümler kendileri ayrıca kitap olabilecek konular. “Yüz Kıbrıs Şarkısı” diye bir kategori yapmak bile mümkün bu memlekette. Ama en çok istediğim ve muhakkak yapacağım şey “Seçim şarkıları” olacaktır. İllaki yazılması gerekiyor bunun. Seçim şarkıları çok sevdiğim ve çalıştığım bir alan. Her seçim döneminde bir sürü yazı yazıyorum. Bunları bir yerde toplamak istiyorum. İlk anda aklıma gelen 20 tane şarkı var.

Seçim şarkıları neyi gösterir?

Öncelikle ikiye ayrılırlar. Birincisi, partilerin ısmarladığı şarkılar, ki bugün yapılan o, başkası yok. Ancak geçmişte bir de sivil şarkılar var, Demirel’e, Ecevit’e desteğini gösteren ya da onların ne kadar kötü olduğunu anlatan şarkılar. Özellikle 70’lerde çok fazlalar. Bunlar üzerinden Türkiye’nin tarihini ayrıca okumak mümkün. Çünkü her seçim bizde tuhaf geçiyor, her seçim bir sürü vaat veriliyor, bunlar şarkılara da giriyor, bu vaatler yerine getirilmiyor ve bir sonraki seçimde yine aynı vaatler dile getiriliyor.

Kadir Topbaş’ın kaçıncı dönemi bilmiyorum ama her seçim dönemi interneti tüm Beyoğlu’nda bedava yapacağını söyledi ve yapmadı. Bir sonraki seçimde, Kadir Topbaş olmasa bile biri yine aynı vaatle karşımıza çıkacak ve seçimi kazanacak. Hafızasız bir toplum olduk, unutuyoruz her şeyi, unutturuyorlar. Bu yüzden seçim şarkıları önemli çünkü aynı vaatlerin 60’larda da verildiğini görüyoruz.

Seçim şarkılarının enteresan hikâyeleri de oluyor mu?

Evet, çok acayip şeyler de var. MHP 90’daki bir seçimde Grup Yorum’un “Dağlara Gel”ini kullanıyor, “Türkeş’e Gel” diye. Sonradan büyük bir tazminat ödediler. Mesela aynı şarkıcının 77’de Ecevit’i desteklediğini görüyoruz, Ecevit kaybedip Demirel kazanınca bir sonraki seçimde Demirel’i destekliyor. Seçim şarkıları o kadar komik ki. Hepsi saçma. Türkiye’deki en iyi seçim şarkısı, maalesef AKP’nin “Haydi El Ele”si. Bir önceki de ANAP’ın Işın Karaca’ların filan olduğu “Türkiye” şarkısıydı. O şarkıda ANAP’ın adı geçmiyor, “Haydi El Ele”de de AKP adı geçmiyor mesela. Klip olarak yayımlanıyor televizyonlarda, çok başarılı bir hamle. Zihinden silmek de mümkün değil bunları. “Arım Balım Peteğim” örneğin benim aklıma kazınan ilk seçim şarkısı. “Arım balım peteğim /Anavatan çiçeğim /Bilsem ki öleceğim /Yine sana oy vereceğim”. Bütün sözlerini söyleyebilirim. Çok acayip.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal