Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

LGBTİ+ bireylere yönelik ‘kolektif şiddet sözlüğü’

LGBTİ+ bireylere yönelik ‘kolektif şiddet sözlüğü’

1950’lerin ABD’sinde hüküm sürmüş “komünizm korkusunun” teorisyeni Joseph McCarthy, “arî ırk” şiarıyla Avrupa’da katliamlara girişen Nazilerin yaptığına benzer itibar suikastlarına imza atmıştı. Hedefinde “Amerikan Rüyası”nı kabullenmeyenler, “Amerikan aile geleneği”yle ters düşenler, eşcinseller ve özellikle sol görüşlüler yer alıyordu.

Bu paranoya dalgası, San Francisco’daki Castro Caddesi’ni mesken tutan eşcinselleri, Beat Kuşağı’nın babalarını, McCarthy’nin gözüne kestirip “tedavi edilmesi gereken şahıslar” şeklinde formüle ettiği ve kitaplarında eşcinselliğe ilişkin öğelere yer veren yazarları kuşatmıştı.

“Sağlıklı” Amerikalılarca “anormal” yaftası yapıştırılan söz konusu kitleye yönelen öfke, cinsel kimliğini açıklayan bireylerin karşılaştığı devlet eliyle yürütülen ilk büyük sistematik ötekileştirme ve ayrımcılık harekâtı, püritenlik karşıtı pek çok kesimden tepki gördü.

Vatanseverlik sosuna bulanmış şiddet dalgası, “Amerikan Rüyası” savunusu ve komünizm paranoyasıyla birleştirilerek 1950’lerde ABD’nin hemen her bölgesini eşcinseller için yaşanmaz hale getirdi.

1960’lar ise Avrupa’dan başlayarak cinsel kimlik tartışmalarının alevlenmesine sahne oldu ve 1968’le birlikte LGBTİ+ bireylerin toplumdaki varlığının kabullenildiği bir süreç yaşandı.

Her ne kadar Nixon öncülüğünde 1970’lerde karalama kampanyaları yeniden canlandırılmak istense de dünya artık 1950’lerdekine pek benzemiyordu; Castro Caddesi’nde polis ve “vatanseverlerin” işbirliğiyle düzenlenen saldırılar, kovuşturma ve infazların üzerinden zaman geçmişti, köprünün altından çok su akmıştı. Aynı şekilde Avrupa’da ve hatta Asya’da cinsel devrimden söz ediliyordu. Tabii bunun karşıtları da işbaşındaydı ve “homofobi” sözcüğünün, önce insanlar arasında dolaşıma ve daha sonra da literatüre girmesine neden olacak nobranlıklara başvuranlar yine ortalıktaydı. Gore Vidal’in deyişiyle “insanları ‘sağlıklı’ ve ‘hasta’; ‘heteroseksüel’ ve ‘homoseksüel’ diye ikiye ayırarak akıldışını zafere ulaştırmaya çalışanlar” eskiden de vardı, ileride de var olacaktı. Üstelik bu güruhun üyeleri, kendi coğrafyalarının meşrebine göre “tezler” geliştirerek homofobik davranışlarını siyaset, din, ahlâk, kültür ve tarihle meşrulaştırmaya çabalamıştı, günümüzde de bu girişimler devam ediyor.

Louis-Georges Tin’in yayına hazırladığı “Homofobi Sözlüğü”, LGBTİ+ bireylerin tarih boyunca karşılaştığı ayrımcılığı anlatmasının yanı sıra bu eylemin kavramsal kökenlerini açıklayan kültürel bilgiler de sunarak geçmişle günümüz arasında bir köprü kuruyor.

LGBTİ+ olmak hep zor 

Bir grup Cumhuriyetçi senatör, Trump’ın seçilmesinin ardından “özel çalışma alanımız” diyerek yayımladığı bildiride, “LGBTİ+ bireylerin yirmi birinci yüzyılda gereğinden fazla özgürlüğe sahip olduğunu” belirtmiş ve yakın gelecekte, ülkenin homofobik vatansever kitlesini harekete geçirme imasında bulunmuştu.

Macaristan’ın Nazi kalıntısı figürü Viktor Orbán da bu “uzmanlara” göz kırpan açıklamasında “Kıta Avrupası’ndaki ahlâki çöküntüden” söz etmişti. Arkası çorap söküğü gibi geldi: Avusturya, Belçika ve Hollanda parlamentolarında sandalye sahibi ırkçı ve muhafazakâr milletvekilleri ile İrlanda’nın Ortodoks yaşlı kurtları ve elbette Vatikan, konuya dâhil oldu. Türkiye’de LGBTİ+ bireylere yönelik şiddet eylemlerini ayrıntılarıyla anlatmaya gerek bile yok; Onur Yürüyüşleri’nin, önce biber gazına boğulması ve ardından “güvenlik” gerekçesiyle yasaklanmasından tutun da saldırılara, yaralamalara ve cinayetlere dek bir sürü utanç verici hareket… Bunlara Mısır’da, İran’da, Malezya’da, Endonezya’da, Tanzanya’da, Ermenistan’da, Cezayir’de, Suudi Arabistan’da vd ülkelerde kanun marifetiyle toplumu LGBTİ+ bireylerden “koruma” girişimlerini de eklediğimizde tablo netleşirken Louis-Georges Tin’in cümlesi de daha anlaşılır hale geliyor: “Günümüz dünyasında LGBTİ+ bireylerin var olabilmesi hâlâ çok zor.”

Ayrımcılık hastalığı

LGBTİ+ bireylerin “felaket” olarak görüldüğünden bahseden Tin, homofobinin canlı kalabilmesini, püriten politikacılar ile onların taraftarlarının ağzından çıkan sözlere ve ardından gerçekleştirilen şiddet eylemlerine, hatta bunların kanun zırhına büründürülmesine bağlayıp bir tespitte daha bulunuyor: “Homofobi, ne yenilmesi imkânsız aşırı tarihsel bir yazgı ne de zamanla kendiliğinden yok olacak bir tarih tortusudur. Birçok yankısı olan, ortak tepki verilmesi ve önceden üzerinde düşünülmesi gereken insani, ciddi ve karışık bir sorundur.”

“Homofobi Sözlüğü”nün yazarları davranışlarla, eylem ve cümlelerle ortaya çıkan LGBTİ+ bireylere yönelik tarihsel şiddeti gündeme getiriyor. Dahası homofobinin nedenlerine ve sonuçlarına ilişkin maddeler de var kitapta; bunlar aynı zamanda konunun iki tarafında yer alanların mücadelesinin oturduğu mantığı ortaya koyması bakımından önemli.

LGBTİ+ bireyleri “suçlu” ilan etme ve “hasta” diye niteleme girişimlerinin tarihsel bir yanı bulunuyor; sözlükteki maddelerde de görülebildiği üzere homofobi, belli zamanlarda, özellikle büyük kriz dönemlerinde bir virüs gibi saldırıya geçiyor. Tin’in deyişiyle bir “günah keçisi” haline getirilip tüm kötülüklerin yüklendiği LGBTİ+ bireyler, damgalanıyor ve yaşamdan koparılmalarına yol açacak tasfiyelerin önü kolayca açılıyor.

Devlet homofobisini, toplumsal ve bireysel homofobiyi de hatırlatan sözlük yazarları, hoşgörü maskesiyle söylenen yalanlar ile hakikatlerden de bahsediyor.

Tin’in “sentez kitabı” dediği sözlük; kolektif bir şiddet olan homofobinin politik, toplumsal, psikolojik, antropolojik, coğrafi ve tarihi kavşaklarını hatırlatan bir çalışma. Sözlükteki her madde, tarihsel her gerçek ve şiddet içeren eylem örnekleri, asıl tehlikeli hastalığın, ayrımcılık olduğunun altını bir kez daha çiziyor.

Homofobi Sözlüğü, Yayına Hazırlayan: Louis-Georges Tin, Çeviren: Melis Tezkan, Okan Urun, Sel Yayıncılık, 444 s.     

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal