Köklerin azameti, doğanın azameti

Köklerin azameti, doğanın azameti

Entkettet (Çözülüş), Azade Köker’in 8 Ekim’de Elgiz Müzesi’nde açılan ve 7 Ocak 2016 tarihine kadar sürecek olan sergisinin ismi. Azade Köker, bu sergisinin amacını sergide yer alan zinciri üzerinden şöyle tanımlıyor: “Bir süreçten diğer bir sürece bağlanan koca bir zincirin halkaları bazen çözülür ve yere düşüp yığılır, düşünceler akışını kaybeder, zaman ve mekân bağlantıları kopabilir, bütün bunlar bir son anlamına gelebilir. Ama bu son belki de bir alışılmışa, bir ezbere olan bağımlılığın sonudur. Güzel olan her şeyin akışı ve sürekliliği de, bağımlı olmanın bütün esareti ve olumsuzluğu da bunları taşıyan zincir halkalarının gücü kadardır. Yaşam zinciri ve esaret zinciri. Ç ö z ü l ü ş sergisi birbirine zıt bu iki oluşumun sorgulanmasını ister.”

Sanat üretiminde dualitelere büyük önem veren Azade Köker, Elgiz Müzesi’nde yer alan son çalışmalarında da, doğa ve insan ilişkisi üzerine yoğunlaşmış görünüyor. Sanatçının bu son çalışmaları, insanın tüm zulmüne karşın direnen doğayı gösterirken; doğanın insan ve dolayısıyla da insan eliyle gelişen kültür karşısındaki galibiyeti de, insanlığın kolektif utancına, doğaya dönememesine işaret ediyor. Köker, “Zincir” adlı çalışmasında gemilerin kıyıya bağlanırken kullandıkları zinciri kullanıyor. Sanatçının kâğıt sertleştirme tekniği kullanarak elde ettiği zincir, insanın kent yaşamına bağlılığını anımsatırken, malzemesinin kâğıt gibi geçici bir malzeme olmasıyla ve zincirin sargı bezleriyle kaplı olan yaralarıyla bu bağlılığın gerçekliğinin sorgulanmasına vesile oluyor.

kokler2

Sanatçının “Kök” adlı yerleştirmesinde de, benzer bir durum söz konusu. Toprağından sökülmüş olan ağacın köklerinin gövdesinden çok daha büyük olması, bir yandan konumumuz-mekânımız neresi olursa olsun bir orijinimizin olduğuna ve bu orijinimizin de doğanın ta kendisi olduğuna dikkat çekiyor. Köklerin azameti, doğanın azameti olarak karşımıza çıkıyor. Bu yerleştirmeyi Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin “rhizome (kök-sap)” teorisi bağlamında düşünecek olduğumuzda, “rhizome”un kültür için bir model olarak, “şeylerin” orijinal kaynağı aramasıyla karşılaşırız. Diğer taraftan bir rhizome, sanat, bilim ve toplumsal mücadeleler ekseninde, iktidar biçimleri ve koşullar nedeniyle kurulmuş zincirlerin semiyotiğini yapar. Hikâyeci bir tarih ve kültür dışında, rhizome başlangıç ve sondan kurtulur, arada ve akışkan oluşu tarif eder. Göçebe bir yayılmayı ve büyümeyi temsil eden rhizome çizgisel tarih kronolojisine ve organizasyonuna da direnir.(1)

Köker’in “Kök” ve “Zincir” yerleştirmeleriyle sergide yer alan “Binalar ve Şehir” yerleştirmesi bu açıdan ele alınacak olunduğunda şöyle bir metafora başvurmak olası görünür: İnsanın doğa ve kültürle kurduğu ilişki, zincirlerini kopartmış ve köklerini zedelemiş ve en sonunda da hayalete dönüşmüştür. Zira sanatçı “Binalar ve Şehir” adlı, çanak anten üzerinde yer alan çalışmasında, bir hayalet şehir görüntüsü yaratmış durumdadır. Köker’in hayalet şehri, sergilendiği bölgenin nitelikleriyle de gerilim oluşturmaktadır. Maslak bölgesindeki inşaat patlamasının, inşaat sektörünün krize girmesiyle bürüneceği belki 10 yıl, belki 50 yıl sonraki halini hayalet şehir üzerinden gördüğümüzde bu gerilimi hissedebiliriz. Sergide yerleştirmeye eşlik eden videonun bu şehrin sokaklarında kaybolma duygusunu yaşatması da bu gerilimi bir misli arttırır niteliktedir.

Azade Köker’in bu sergisinde yer alan işlerin tümüne bakmak, aslında sanatçının 2000’lerden beri tüm işlerinin bir çizgi üzerinde ilerlediğini, yer yer geri dönüşlerle birbirlerine referanslarda bulunduğunu anlamayı kolaylaştıracaktır. Sanatçının sergide “Gezinti (2011, tuval üzerine karışık teknik)”, “Ormanda Tanklar (2011, kağıt üzerine karışık teknik)”, “Bodrum Çöp Tepeleri (2013, tuval üzerine karışık teknik)”, “Füg (2013, tuval üzerine karışık teknik &video)”, “Crescendo in the city (2013, tuval üzerine karışık teknik & fotoğraf enstelasyonu)”, “Beyrut (2014, tuval üzerine karışık teknik)”, “Mardin (2015, tuval üzerine karışık teknik)” adlı her biri kendi başına kentin sorunlarını (çevresel, sınırsal, erksel) gündeme getiren foto-kolaj tualleri ile “Perde (2009, kâğıt enstelasyon)”, “Gelinlik, 2009, kağıt enstelasyon” “Pencere (2011)” “Infantile (2012, kağıt ve folyo)” adlı heykel ve yerleştirmeleri, son üretimlerine eşlik edecek bir biçimde yer alıyorlar. Köker’in yukarıda bahsedilen “Zincir”, “Kök”, “Binalar-Şehir” yerleştirmeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, karşımıza insan eliyle yok edilen bir doğanın gerilimiyle, insan eliyle kurulan kentlerin gerilimi arasındaki uyuşmazlık-uzlaşmazlık çıkıyor. Kuşkusuz bu da doğrudan bizi, kültür-doğa gerilimine götürüyor. İnsan, edimleriyle kendini doğadan ayırmaya çalışır ve bu şekilde de kendine özgü tarihini belirler. Bu tarih onu doğa tarihinden ayırsa da, bu iki tarih birbirine sirayet etmekten geri duramaz.

Azade Köker’in tüm sanat üretimi de, burada devreye girer. Köker, bu iki tarihin birbirlerine bağlı olarak varoluşunun üzerine düşünen bir sanatçıdır. Kültür ve doğa geriliminden beslenen Köker, çalışmalarında sosyal, mekânsal ve zamansal ilişkiler kurarak, kendi göstergeler sistemini oluşturur ve bunu sahneler. Gerçekliklerin farklı varoluşlarını ortaya çıkararak, onların akışkanlıklarını sağlayarak bir dil kurar ve üretimini de bu dilin yaygınlaşmasındaki aracı olarak kullanır.

1-Bkz. Gilles Deleuze & Félix Guattari, A Thousand Plateaus, Çev. Brian Massumi, London-New York, 2004. 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal