Kapitalist-neoliberal sistemin bir mutasyonu COVID-19

Kapitalist-neoliberal sistemin bir mutasyonu COVID-19

‘Kapitalizm öldürür’, kısa süre öncesine kadar meydanlarda ve sol-sosyalist siyasi partilerin yayınlarında sık sık kullanılan, doğruluğu defalarca kanıtlanmış bir slogandı. Şimdilerde ise hepimizin karşı karşıya olduğu bir gerçek. 2019’un ikinci yarısından itibaren dünyayı sarsan COVID-19 pandemisi ve son günlerde sistemin dümenini tutanların aşı stoklamaya girişmesi bu gerçeği pekiştirdi. Pandeminin başında dolaşıma sokulan ‘COVID-19 herkesi eşitledi; virüs, zengin veya fakir ayırt etmiyor’ ifadesinin ne kadar boş olduğu da gün gibi ortada artık.

Belirsizliklerin ve kaygıların yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel krizlerin içine sürüklenen dünya, pandemiyle birlikte paranoyaklaştı. Otoriter ve popülist liderler için bir lütuf olan COVID-19, kullanışlı bir enstrüman hâline geldi. Otoriter ve popülist liderlerin, virüsü ülkelerinde bitiren kişi olarak zafer kazanan bir komutana dönüşmek istemesi ise ayrı bir fasıl. Öte yandan, aşı ve ilaç menbaının başında duranlar, dünyanın geri kalanına yapacakları satışı hesaplama aşamasını geçti bile. Bu dönemde, kapitalizm ve neoliberalizm kaynaklı iklim değişikliği ve ekolojik kriz neredeyse hiç konuşulmuyor, COVID-19 bunu perdeledi.

‘Kapitalizm nefessiz bırakır’ diyen felsefeci ve yazar Donatella Di Cesare, “Egemen Virüs”te hem COVID-19’un yaşamımızı nasıl değiştirdiğini hem de sistemin onu kullanarak konuşulmasını engellediği veya kendisiyle arasına mesafe koyduğu diğer gerçekleri tartışıyor.

Donatella Di Cesare

Bir tür ‘istisna hâli’

David Wallace-Wells, “Yaşanmaz Bir Dünya”da (Çeviren: Ebru Kılıç, Domingo Yayınları, 2020), kriz kapitalizminin, sistemin özü olan güçlünün (zenginin) ayakta kalıp kârdan aldığı payı artırma ve zayıfın (fakirin) düşkünlüğünü daha da belirginleştirdiğini söylüyor. Diğer bir ifadeyle kapitalizmin büyüme ve refah vaadi, kriz anlarında test ediliyor. Şimdilerde tam olarak bunu yaşıyoruz: Göz göre göre gelen COVID-19 pandemisi, bir turnusol kâğıdı işlevi üstlendi; hızlı, ‘başarılı’, ‘verimli’ ve ‘zengin’ hayatımız durma noktasına geldi. Cesare de meseleyi tam buradan yakalayıp ‘görünmez, elle tutulmaz, uhrevi, neredeyse soyut koronavirüs vücudumuza saldırırken sadece izleyici değiliz, kurban durumundayız’ diyor.

Yazar, COVID-19’un vücudu tahrip etmesiyle kapitalist-neoliberal sistemin, gezegeni ve insanları kurban edişi arasında bir benzerlik olduğunu düşünüyor. Salgının devrim değil, bir ‘karışıklık ve içe kıvrım’ ortaya çıkardığını, kontrolsüz ve ölçüsüz büyümenin duraksadığını söyleyen yazar, hesaplanabilirliğin sekteye uğradığını, üstü örtülen ya da denetlenebileceği sanılan korku ve paranoyaların yüzeye çıktığını belirtiyor.

Her birimizi ‘üretim’, ‘büyüme’, ‘verimlilik’ ve ‘başarı’ kıskacına alan; özgürlük algısı yaratırken insanı kısıtlayan kapitalist-neoliberal sistemle birlikte COVID-19’un hepimizi nefessiz bıraktığı bugünleri şöyle tasvir ediyor Cesare: “Yavaş hareket eden virüs, geçici olarak hızla üstün geldi. Çünkü neden olduğu duraklama şenlik renklerine sahip değil, bir tükenişin kederli ve kasvetli özelliklerini taşıyor. Öte yandan bu zoraki durakta, dünün aşırılığı ve sapkınlığı da ortaya çıkıyor; çılgınlık ve hiperaktivite nefes darlığı içinde.”

Ekonomik büyüme ve çıkarlar uğruna gerçekleştirilen ekolojik yıkımlar ile COVID-19 pandemisi arasındaki ilintiyi vurgulayan Cesare, insan çağının (Antroposen’in) cefasını çektiğimize ve virüsün, kırılganlığımızı ortaya çıkarıp bağışıklığımızın ne kadar düşük olduğunu gösterdiğine dair bir not düşüyor.

Sosyal, kültürel ve ekonomik ayrımcılığı keskinleştiren COVID-19 pandemisi, Cesare’nin atıf yaptığı Giorgio Agamben’in seneler önce gündeme getirdiği ‘istisna hâli’nin, iktidarlar tarafından acilen uygulamaya konmasına neden oldu. Kapitalist-neoliberal vaatlerle yönetime gelen her iktidar, olağanüstü hâli olağanlaştırmak zorunda kaldı bir yıldır.

Yeni ‘düşman’ ve yeni korkular

‘Koruyan’, denetleyen ve manipüle eden, sonunda nefessiz bırakan sistemin, bugün enikonu yüzleştiğimiz bir ‘bağışıklık demokrasisi’ yarattığını hatırlatıyor Cesare: “Bağışıklama, aynı zamanda anestezi anlamına gelir. Bireyler, acıyı hissetmeden, öfke patlaması yaşamadan korkunç adaletsizliklerin, vahşi suçların sadık bir izleyicisi olur. Felaket, bir iz bırakmadan ekran boyunca akıp gider. Elleri ve kolları bağlı bağışıklık vatandaşı zaten her zaman serbest olduğunu, muaf tutulduğunu ve zarar görmeyeceğini düşünür. Demokratik anestezi tüm hassasiyetleri ortadan kaldırır, sinirleri felç eder. Birçok kişinin yaptığı gibi ‘kayıtsızlıktan’ bahsetmek, son derece politik bir soruyu bireyin ahlaki seçmine indirgemek anlamına gelir (…) Bağışıklık demokrasisinin yurttaşı, ötekinin deneyimine kapıların kapatıldığı yerde konumlanır, her sıhhi-hijyenik kurala uymaya boyun eğer ve hasta olanları ayırt etmekte zorluk çekmez. Politika ve tıp, birbiriyle örtüşen ve birbirine karışan heterojen alanlardır.”

Cesare’nin deyişiyle bağışıklık demokrasisi; belirsizliği, gerilimi ve korkuları sürekli diri tutup insanları saldırı ve savunma ihtiyacı arasında sıkıştırır.

Sisteme göre Güz 2019’dan evvel düşman, karşı-terörle yok edilmesi gereken terördü. Bu tarihten itibaren ise COVID-19, korku ve gerilim yaratan ‘düşman’ hâline geldi. Virüsün tetiklediği kaygılarla birlikte yabancılara karşı önyargılar arttı, sınırlar belli süreliğine kapatıldı, durumdan vazife çıkaran Viktor Orbán gibi otoriter-popülist liderler ülkelerini kanun yerine kararnamelerle yönetme kapılarını açtı, daha korkuncu tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu bildiren bazı ülkelerin yüzüne bakılmadığı ve ikinci perdesinin COVID-19 aşısı satışında yaşanması muhtemel vahşi rekabet enikonu kızıştı.

Tabii bu arada COVID-19 gerçekleri ve virüse dair komplo teorileri de at başı gitti. Cesare, tıpkı virüs gibi ‘yayılması kolay, çözülmesi zor’ komplo teorilerinin, özellikle pandemi döneminde popülist liderlerin, aportta bekleyen şarlatanların ve hakikatleri kabullenmek istemeyenlerin elinde kullanışlı bir araca dönüşürken dost ve düşmanın, savaş ve barışın melezleştiği küresel bir ortamda hayli iş gördüğünü belirtiyor.

Pandemiyle birlikte ortaya çıkan ya da hatırlanan hemen her şeyin (zorunlu fizikî mesafenin, kısıtlamaların, tedavi süreçlerinin veya tedavilerden mahrum kalmanın, komplo teorilerinin, olağanüstü hâl uygulamalarının, popülist liderlerin yetkilerini artırma girişimlerinin vd.) politik olduğunu söyleyen Cesare, bu gerçeğin bir varyantını da hatırlatıyor: “Koronavirüs bizi hızla dijital psiko-politik bir çağa fırlatıyor. O devasa, gözetlenen ağ, herkesin ekran arkasında muazzam bir gözle casusluk yaptığı panoptiğin en son sürümüdür. Şeffaflığın içinde yasaklamaları kendiliğinden kabul edersin ve hatta bunu isteyerek yaparsın.”

‘Bir nefes felaketi’

Kapitalist-neoliberal sistemin taşıyıcısı olan küreselleşme, başka pek çok şey gibi COVID-19’u da yeryüzüne yaydı. Aynı zamanda geniş ölçekli ekonomik krizi de. Cesare’nin de yorumladığı gibi uzmanlar, salgınla beraber daha yıkıcı küresel bir ekonomik durgunluk yaşanabileceği uyarısını dillendiriyor.

Yazarın anımsattığı gibi herhangi bir sorunu çözmekten değil, ‘kâr ve daha fazla kâr için büyümeden bahsedilen’ bir döneme denk geldi COVID-19 pandemisi. Refah vaadinin balonu hızla irtifa kaybettikçe yasa dışı kazançlar, ekolojik felaketler, hastalıklar, ayrımcılık ve düşmanlık büyüdü. Kısacası COVID-19, kapitalist-neoliberal sistemin bir mutasyonu olarak karşımıza çıktı.

COVID-19’u bir ‘düşman’, tedavi süreçlerini bir ‘savaş’ ve sağlık çalışanlarını ise ‘asker’ ya da ‘nefer’ olarak nitelemek, kapitalist-neoliberal sistemin ruhuna uygun bir retorik. Herhangi bir savaşın içinde bulunmadığımızı söyleyen Cesare, zaferin ve yenilginin söz konusu olmadığını vurgularken yaşadığımız dönemi ‘bir nefes felaketi’ diye adlandırıyor: “Felaket yönetilemez ve neoliberal yönetişimin tüm sınırlarını ortaya çıkarır. Varlığı aşındıran, habitatı, alışkanlıkları, yerleşimi ve birlikte yaşama ihtiyacını değiştiren, tarihin gidişatını belirleyen bir kesinti… Geri döndürülemez ve onarılamaz olanın mührüne sahip. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünün unutulmuş ve çökmüş uzak bir geçmişin dünyası gibi görünüyor. Şimdinin dünyası ise şiirsel olmayan ve trajik; nefessiz kalıyoruz (…) Oyunun sonu, kurtuluş ve sağlık olacak. Burada güvenlik güçlerinin bir faydası yok. Koronavirüsle ve belki de başkalarıyla yaşamamız gerekecek. Bu da ortak kırılganlığın yeniden keşfi olup üst üste binen ve çaprazlanan karmaşık çevrede yaşamın geri kalanıyla birlikte yaşamak anlamına gelecektir.”

Cesare, COVID-19’la ve ileride ortaya çıkabilecek başka pek çok virüsle yaşamayı öğrenmemiz gerektiğinden bahsediyor. Yazarın, bugünkü krizden çıkış yolu için önerisi, klasik ve yalın olduğu kadar, dönemin ruhu dikkate alındığında hem ironik hem de paradoksal: Hepimizi nefessiz bırakan kapitalist-neoliberal sistemin ve COVID-19’un üstesinden gelmek için beraber yaşamak ve dayanışmayı hayatımızın merkezine koymak gerekiyor. Bu da özünde, unutturulmaya ve tarihten silinmeye çalışılan politik bir eylem…

“Egemen Virüs”, Donatella Di Cesare, Çeviren: Balkır Uysal, Pinhan Yayıncılık, 90 s.       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar