İstanbul Kitapçısı’nda Kürtçe yayınlara ‘hassasiyet’ engeli

İstanbul Kitapçısı’nda Kürtçe yayınlara ‘hassasiyet’ engeli

İBB’ye bağlı İstanbul Kültür A.Ş bünyesindeki İstanbul Kitapçısı’nda birçok Kürt yayınevinin kitapları yer almıyor. Avesta Yayınları’nın adını yayınevleri listesinde kaldırdığı ve kitaplarına yer verilmediği ortaya çıktı. Avesta Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Keskin, “’Bir takım hassasiyetler var’ denildi bize. Neymiş bu ‘hassasiyetler’?” diyerek tepki gösterdi. Konuyla ilgili aradığımız İBB yetkilileri ise geri dönüş yapmadılar.

Duvar‘dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre, İstanbul Kültür A.Ş. çatısı altında yer alan İstanbul Kitapçısı, internet sitesinde 5 binin üzerinde yayınevi ve 200 bini aşkın kitap bulunduruyor. Avesta’nın da aralarında bulunduğu bazı Kürt yayınevlerine yer vermeyen İstanbul Kitapçısı’nda bazılarının ise sadece ismi var veya çok az sayıda kitabı satılıyor. Bunların da bir kısmının Türkçe basılmış kitaplarının tercih edildiği görülüyor.

Hangi yayınevinden kaç kitap var, kaçı Kürtçe?

Nûbihar Yayınevi’nin 400 kitabından 70’i İstanbul Kitapçısı’nda bulunurken, bunların sadece 10 tanesi Kürtçe. Na Yayınevi’nden ikisi Kürtçe olmak üzere 36 kitaba yer veriliyor. Aryen Yayınevi’nin yayımladığı biri Kürtçe 22 kitaba yer verilirken Hivda Yayınevi’nden ise ikisi Kürtçe olmak üzere 20 kitap bulunuyor.

Bulunmayan yayınevleri

İstanbul Kitapçısı’nda yer verilmeyen yayınevlerinin isimleri ise şöyle: Avesta, Wardoz, Doz, Lis, Sitav, Aram, Nas ve Hiva.

Mağazalarda yoklar, sadece internetten satılıyorlar

Kürtçe kitapların satışları sadece internet üzerinden yapılıyor. İstanbul Kitapçısı’nın Beyoğlu, Eminönü, Karaköy, Beşiktaş, Kadıköy ve 1453 Panorama mağazalarına giden okurlar eli boş dönüyor. Soranlar olmasına rağmen Kürtçe kitaplar bugüne kadar İstanbul Kitapçısı’nın Beyoğlu Mağazasına hiç getirilmemiş. İstanbul Kitapçısı’nın internet sitesinde olan Kürtçe kitapları altı mağazanın ortak kullandığı sistemde taradık ancak herhangi bir mağazada Kürtçe kitaplarına raflarında yer verilmediği anlaşıldı.

‘Kürtçe okurun hak gaspıdır’

Lîs Yayınevi sahibi şair Lal Laleş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki herhangi bir kültürel yapının İstanbul’da yaşayan bütün yurttaşların okuma ihtiyacını karşılanması ve buna göre hizmet vermesi gerektiğini belirterek, “Bu belediyenin temel görevlerinden biridir. İstanbul’dan milyonlarca Kürtçe konuşan yurttaşın, Kürt yurttaşın yaşadığı bir şehirden bahsediyoruz. Böyle bir şehirde Kürtçe yayıncılıkta yıllardır hem edebi hem kültürel hem de estetik açıdan kitaplar yayımlamış Avesta ve Lîs yayınevlerinin kitapları olmaması belediyenin kendi ayıbıdır. İstanbul Kitapçısı’nda Kürtçeye yer verilmesi esasında İstanbul’daki yurttaşlara karşı sorumluluğunun icabıdır. Çözülmesi gereken bir sorun. Bu aslında Kürtçe okurun hak gaspıdır” dedi.

‘Neymiş bu hassasiyetler?’

İstanbul Kitapçısı’nın Avesta Yayınevi’ne yer verilmesi için bir çok kişiyi aradığını söyleyen Avesta Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Keskin, kendisine bir takım ‘hassasiyetler’den söz edildiğini açıkladı. Keskin şunları söyledi:

“Bizim on yıllarca rencide edilmiş, yasaklanmış bir dilde ağırlıklı bir yayın profilimiz var. Mahkemeler ve yasaklamalar yerine yaptığımız farklı çalışmalarla gündeme gelmeyi tercih ediyoruz. Biz 3-4 ay önce bu meseleyi fark ettik. 1998 yılını hatırlıyorum biz ‘Eski İstanbul Kürtleri’ni basmıştık. O zaman İstanbul Kitapçısı’nda satılıyordu. Birkaç ay önce bu site yayına başladığı zaman bizim kitapların hiç olmadığını fark ettik. Sonra yayınevinin de olmadığını gördük. Biz İstanbul Kitapçısı’nın teknik ve tedarik işlerine bakan yerleri aradık. Durumu ileteceklerini söylediler. Ses çıkmayınca tekrar aradık, ‘bir takım hassasiyetler var’ denildi bize. Neymiş bu ‘hassasiyetler’? Birkaç arkadaşla daha konuştum. En son Kültür Müdürlüğü Başkanlığı ve direkt İBB ile ilişkili olan arkadaşlarla konuştum. Bunun kabul edilemeyeceğini -zaten belediye başkanının yalnızlaştırıldığı bir ortamda bunun bir parçası olarak görünmek istemedik- ama bunun sadece bizim yayınevine ilişkin değil Kürt diline, edebiyatına ve kültürüne bilinçli yapılıyorsa bir sansür olarak algılanacağını ve bunun biran önce düzeltilmesini istedik.”

‘İstanbul’un en çok konuşulan ikinci dili’

1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn kanunu ve 12 Eylül askeri darbesinden 3 yıl sonra 19 Eylül 1983 tarihinde çıkarılarak Kürtçeyi yasaklayan 2932 sayılı kanunu hatırlatan Abdullah Keskin, “Cumhuriyet döneminde Takrir-i Sükûn’larla, 2932 yasalarla bu dili engelleyemediler” dedi. Keskin sözlerine şöyle devam etti:

“Bir yükümlülükleri yok. Direkt olarak bizimle çalışması ve harcama yapması gerekmiyor. İlla kitapları alıp orada depolaması gerekmiyor. Biz böyle bir talepte bulunmuyoruz. Sadece kitaplarımız sitede bulunsun. 25 yıllık İstanbul merkezli bir yayıneviyiz. 700’den fazla kitabımız var ve tek bir kitabımız İstanbul Kitapçısı’nda yok. Bu ayıp bir şey. İster Kürtçe olsun ister Türkçe… Bizim kitapların yarısı Türkçe. Kürtçe bu şehrin en çok konuşulan ikinci dili. Yapılan tüm girişimlerde hiç bir sonuç alınmadı. İBB bilmesine rağmen bu konuda olumlu bir adım atmadı. Bizim edindiğimiz izlenim, bunun Kürtçeye karşı bir takım düşüncelerden ve hassasiyetlerden kaynaklandığı yönünde. Elbette bunu neden yapmadıkları en iyi kendileri biliyor. Biz haberleri yok ve haberleri olunca hemen düzeltecekler diye düşündük ama hiç oralı bile olmadılar. Bende merak ediyorum bunu nasıl açıklıyorlar. Orada 5 binden fazla yayınevi var. Avesta’nın tek bir kitabının ve isminin o yayınevleri arasında olmamasının bir gerekçesi ve açıklaması olmalı. Diyelim ki unutuldu ama biz bunu üç ay önce hatırlattık. Çok bilinçli yapılan bir şey. ‘Hassasiyetler’ lafı telafuz edildi bir iki yerde. İBB gibi bir belediye için çok utanç verici bir uygulama. Tarih boyunca bu şehir hep çok kültürlü, çok dilli bir şehir olmuştur. Cumhuriyet döneminde Takrir-i Sükûn’larla, 2932 yasalarla bu dili engelleyemedi. Ben İBB ve İstanbul Kitapçısı’nın bu tutumunu o yasakçı zihniyetin bir devamı olarak algılıyorum. Bunun biran önce düzeltilmesini hayatın her alanında Kürtçeye eşit ve bu şehrin bir dili bir kültürü muamelesi yapmalarının kendileri için çok daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Mesela milyonlarca Kürdün oyunu beleşe istediklerinde hiç o ‘hassasiyetler’i gözetmiyorlar. Ama 3-5 kitabı sitede sergilemeye gelince ‘hassasiyetler’ devreye giriyor. Bu kabul edilemez. Biz bunu sonuna kadar gündeme getireceğiz. Burada mesele bir yayınevinin 3-5 kitabın bir yerde sergilenip sergilenmesi değildir. Bu bizim doğal hakkımızdır. Bu sene bizim 25’nci yılımız. İstanbul’a ilişkin bir çok literatür oluşturmuşuz. Aylardır uyarmamıza rağmen bunun başka yerlere çekilmemesi için çok sorumluca hareket ettik. Bunu aramızda çözmek istedik. Nazik bir şekilde hatırlattık. Ona rağmen ellerinin tersiyle itmeleri başka bir şey olduğunu gösteriyor. Bunu da biz kabul edemeyiz.”

‘Sansür kabul edilemez’

Nûbihar Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Çevik, Türkiye’deki tüm yayıncılara çağrıda bulunarak, ortak tavır takınması gerektiğini ifade etti. Çevik şunları söyledi: “Bu işte bir tuhaflık var. Bunun üzerine gidilmesi lazım çünkü Türkiye’de kültür çalışması yapmak yasak değil. Buların İstanbul gibi milyonlarca Kürdün yaşadığı bir şehirde bu kitapların hepsinin raflarında ve sitelerinde yer verilmesi gerekirken hiç olmaması çok tuhaf. Araştırılması gereken bir durum. Zaten Türkiye’de Kürt yayıncılığı ile ilgili ikinci bir sıkıntı var. Bazı yerlere çeşitli engellerle girilmesi engelleniyor. Türkiye’deki yayıncı arkadaşların bu konuda ortak tavır takınması gerekiyor. Bunun üzerine mutlaka gitmek lazım. Yayınevlerinin sansürlenmesi kabul edilemez.”

‘Sorarsanız ‘var’ diyecekler ama hem var hem yok’

Çevik sözlerine şöyle devam etti: “Nûbihar’ın hem dergileri hem 400 civarında kitabı var. Bizim kitapların da hepsi orada yok. Varolan kitapların bir kısmı da eksik zaten. Bunu yetkililere sormak lazım. İstanbul merkezli olan yayınevlerinin kitaplarını çok rahat tedarik edebileceği bir yayınevinin kitapları niye hepsi içinde yok. Belli ki iş olsun diye bazı kitapları koymuşlar. Ama diğerlerini koymamışlar. Sorarsanız ‘var’ diyecekler ama hem var hem yok. Böyle tuhaf bir durum var. Biz yıllardır faaliyet gösteren bir yayıneviyiz. Bu alanda yetkili olanlar bu tür yayınları ne görüyorlar ne de özel bir çalışma yapıyorlar. Biz hem varız hem yokuz bu anlamda. Kendimiz varız yayıncılık yapıyoruz bir sürü kitap yayınlıyoruz. Piyasada belli bir imaj var. bahsedildiği zaman Kürt yayıncılık diye bir yayıncılık var. Bu çalışmalar açık bir şekilde gözardı ediliyor. Son 4-5 senedir siyasetin geldiği aşamada kültürel yayıncılıkta çok kötü etkileniyor. Halbuki Türkiye’de milyonlarca Kürt var. Yeri geldiği zaman en çok Kürdün İstanbul’da yaşadığı söyleniyor. Böyle bir şehirde Kürtlerle ilgili yapılan çalışmalarına yer verilmemiş olması, Kürtçe kültürel faaliyetlerin yasaklanması son derece kötü bir şey. Şu anki CHP belediyesinin Kürtlerin oyu ile seçildiğini herkes söylüyor. Kürtler olmadan belediyenin kazanma şansı yoktu.”

İBB yetkililerinden yanıt yok

Konuyla ilgili aradığımız yetkililer geri dönüş yapmadılar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal