‘İnsanların yaşamından kaçan bir şapşal’

‘İnsanların yaşamından kaçan bir şapşal’

Takıldığı eşikler hayatını zorlaştırırken siyasi görüşlerini reddederek yaşamını sürdüren, romanlar kaleme alıp geçmişi ve kendisiyle hesaplaşan; dört kez intihara kalkıştıktan sonra yaşamıyla birlikte o eşikleri 13 Haziran 1948’de yok etmişti Osamu Dazai.

Asıl adı Şuji Tsuşima olan Dazai, ‘Tanrı’nın ve imparatorluğun unuttuğu yer’ diye anılan Tsuguru Yarımadası’nda, on iki çocuklu bir ailenin evladıydı. Asiller Meclisi’ne seçilen babasının nüfuzunun ve siyasi popülerliğinin artması, ailenin refah seviyesini belli bir süreliğine yükseltse de Dazai, kalabalık ailede mutsuz bir çocuk olarak büyümüştü. Bu durumu ve o yıllarda filizlenen ruhsal gel gitlerini, yüzündeki gülümsemeyle ve ilgi çekme çabasıyla maskelerken yaşamının gidişatını etkileyen bu deneyimi kitaplarında da işlemişti.

Geleneksel Japon siyasetine kafa tutarak Komünist Parti’ye üye olduğu için ailesinin tepki gösterdiği Dazai, yakın arkadaşlarına evlatlıktan reddedildiğini söylemişti. Tokyo’ya geldiği günlerde yazar olmaya karar veren Dazai, etkilendiği Akutagawa’nın 1927’deki ölümünün ardından ilk kez intihar girişiminde bulundu.

Bir geyşayla evlenme arifesindeyken tıpkı Tokyo Üniversitesi Fransız Dili-Edebiyatı Bölümü’ne girişinde ve Komünist Parti’ye kayıt yaptırdığı dönemde olduğu gibi ailesinin tepkisiyle karşılaşınca sevgilisiyle beraber yeniden intihara kalkışan Dazai kurtarılırken on dokuz yaşındaki Shimeko Tanabe öldü.

Kaleme aldığı kitaplarla bir yazar ve Komünist Parti’deki faaliyetleriyle siyasi bir figür olarak ünlenen Dazai, 1937’de tekrar intihar girişiminde bulunduktan sonra yaşama kitaplarla, yazılarla ve evlilikle tutundu. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ateşli bir milliyetçi olmadığı ve savaşta imparatorluk kuvvetlerine yeterli destek vermediği için yazı ve kitapları sansürlendi, soruşturmalarla boğuştu.

Bozulan beden ve ruh sağlığı yüzünden Dazai, intiharı ve ölümü son kitaplarında, yazılarında ve sohbetlerinde daha sık anmaya başladı. Metinlerindeki karakterlerin sürekli yaptığı gibi insanları, var oluşu ve yaşamı sorgulamaya hız vermesinin ardından, ‘Doğduğum için beni affedin’ notunu bırakarak evinin arkasındaki kanala atladı.

Otobiyografik romanı “İnsanlığımı Yitirirken”de, kendisini Yozo karakteriyle eşleştiren yazar, tüm bu yaşanmışlıkları bir olay örgüsüne dönüştürüp hikâyeleştiriyor.

Saygı korkusu

Israrla ölmeye çalışan ve dört kez şans eseri hayatta kalan Dazai’nin, hem kendisinden yorulduğu hem de Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayıp bir anlamda bağımsızlığını kaybettiği dönemin ürünü olan “İnsanlığımı Yitirirken”, tam bir veda ve hesaplaşma kitabı.

Kitabın başkarakteri Yozo, yüzünde zoraki bir gülümsemeyle hem aynaya hem de yıkıntılar içindeki Japonya’ya bakıyor. Aynada, bir an evvel bu diyardan gitmeyi kafasına koyan, ‘yaşamım utançlarla dolu’ diye mırıldanan suretini görüyor.

Hayatının akışını belirleyen sahtelik ve samimiyet, Yozo’nun zihnini kurcalayan bir konu. Öfkesinin, ikilemlerinin, ilişkilerinin ve mutluluk kırıntılarının temelinde bu iki duygu var. Hesaplaştığı ana meseleler de onlar.

Doğup büyüdüğü yeri, ailesini, yaşamına girip çıkan kişileri, duygusal gel gitlerini, kararsızlıklarını ve öfkesini anlatırken fonda hep sahtelik ve samimiyet yer alıyor. Yozo, onların ve dirençsiz kişiliğinin anlatımının arasına ‘saygı’ meselesini sıkıştırıyor: “Birine saygı duyulması kavramı beni çok korkutuyordu. Hemen herkesi kandırdıktan sonra mükemmel ve zeki bir insan tarafından deşifre edilerek acınacak hâle getirilip ölmekten başka bir yol kalmayacak kadar rezil bir duruma düşmek… İşte bu, benim için ‘saygı’ görmenin tam karşılığıydı, insanları kandırıp bana saygı duymalarını sağlasam da sadece bir kişi gerçeği anlıyor. Sonunda, insanlar da o biricik kişiden durumu öğrendiğinde, nasıl kızar ve intikam alırdı acaba? Düşündükçe tüylerim hâlâ diken diken oluyor.”

Yozo’nun yorgunluk nedenlerinin başında, kendisini olmadığı biri gibi yansıtıp ilgi çekme ve güçlü görünme çabası geliyor. Doğrudan dile getirmese de satır aralarından sezilebiliyor bu ruh hâli. Yeri geliyor şaklabanlıklar yaparak zayıflığını ve çekingenliğini gizliyor, yeri geliyor kendisine fırlama süsü vererek saygı görmekten kurtuluyor. Burada da Yozo’nun kendisiyle çeliştiğini ve öfkesinin katlandığını görüyoruz çünkü davranış kalıplarından uzak, sahtecilik ve herhangi bir işi kitabına uydurma taraftarı değilken insanların karşısına maskelerle çıkıyor. Diğer bir ifadeyle eleştirdiği şeyleri yapma girdabına kapıldığı için acı çekip benliğini örseliyor.

Toplum içinde debelenen Yozo ya da Dazai

Dazai ve kitabın başkarakteri Yozo’nun paralel hayatını okurken kaçışlar ve yakalanışlara rastlıyoruz: Sözlere inanmayan ve saygıdan kaçan Yozo, silikliğini sözcüklerle gizlemeye çabalarken ona yaklaşıp saygı duymaya uğraşanlara tutuluyor. Bu da ruhunda bir başka gerginliğe yol açıyor. İnsanları gülüp eğlendirirken yüreğinin derinliklerindeki karanlıkla yüzleşiyor her seferinde.

Bahsi geçen karanlığın bir parçasını, büyük heyecanla kapıldığı ve daha sonra inancını kaybettiği komünizm oluşturuyor. Yozo, insani başarısızlığını ve yaşamındaki utanılacak şeylerin çokluğunu, kaybettiği bu inanca ve kendisini ‘yoldaş’ gibi görenlerin büyük yanılgısına bağlıyor alttan alta.

Huzursuzluğunu gizleme ve rahat bir insan gibi görünme ustası Yozo’nun kırılganlığı ve yalnızlığı, insan ilişkilerindeki sahtelikleri ve aldatmacaları tüm açıklığıyla görmesini sağlıyor ironik biçimde. Öte yandan, ‘insanların dertlerine temas etmekten kaçınma’ refleksi geliştirip ‘o girdaba kapılma korkusu yaşıyor’ aynı ruh hâli nedeniyle.

Kendisini, ‘insanların yaşamından kaçan bir şapşal’ diye niteleyen Yozo, metropoldekilerin hesapçılığını ve karşısındakine sınırlar çekişini de görüyor. Tabii bu arada sürekli aynı şeyi tekrarlıyor; yaşamına, ikilemlerine ve öfkesine kapılıp gittikçe ‘onarılması güç yitirilmişlik duygusu’ ve ‘dibini göremediğim dehşetli bir yerdi’ dediği toplum içinde debeleniyor. Bu dönemlerde yaşadığı inişli çıkışlı aşk sırasında bile tedirginlik ve korku, başının üzerinde dönüp duruyor. Kısacası hissettiği, karşı çıktığı, öfkelendiği ve kaçtığı her şeyin bir dökümünü yapan Yozo’nun, var oluş kaygısına ve insanlığını adım adım yitirişine tanık oluyoruz satırlarda.

“İnsanlığımı Yitirirken”, edebiyat araştırmacısı ve eleştirmeni Suiçi Kato’nun ifadesiyle ‘ben-romanlar’ kaleme alan Dazai’nin diğer kitaplarına benzer şekilde varoluşçu tatlar içerirken ruhu sakatlanmış, iradesi zayıflamış, kibrine yenik düşen ve hemen her şeyden nem kapan bir karakterin hızla düşüşünün anlatımı. Hayatını Yozo’nun sırtına yükleyen Dazai; huzursuzluklarını, kaygılarını ve ikircikli hâllerini onun dilinden aktarırken romantizmini ve karamsarlığını birbiriyle yarıştırıyor âdeta.

“İnsanlığımı Yitirirken”, Osamu Dazai, Çeviren: Hüseyin Can Erkin, Sel Yayıncılık, 110 s.     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar