‘İkinci el okyanus’ ve insanların yalnız dünyası

‘İkinci el okyanus’ ve insanların yalnız dünyası

2011’de aramızdan ayrılan Russell Hoban, çocuk kitapları yazarı olarak tanındı ve sonrasında fantastik öğelere yer verdiği, bazen de bunları tema içine serpiştirdiği metinleriyle adından söz ettirdi.

Pensilvanya’da doğan ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında radyo operatörü olarak görev yapan Hoban, savaş sonrasında Time ve Sports Illustrated gibi dergilerde çizer ve reklam yazarlığı görevlerinde bulundu.

ABD’de kaldığı 1969’a kadar çocuk romanları kaleme alan Hoban, bu tarihten ölümüne dek Londra’da yaşadı. Çocuk kitaplarında, bu yaş grubunun sorunlarına, işin içine felsefeyi de katarak eğilen Hoban, 1985’te Harold Pinter tarafından sinemaya uyarlanan ve 1975’te yayımlanan “Kaplumbağa Günlüğü”nü de yine Londra’da yazdı.

William G. ve Neaera H.’nin iki ana karakter olarak karşımıza çıktığı roman, kimi eleştirmenler tarafından fantastik ve doğaüstü öğelerin kullanıldığı bir kitap diye nitelenirken diğer bir grup ise romanı, hayatı yeniden anlamlandırma çabasının anlatımı olarak değerlendirdi.

‘Yargısız hüküm giymiş hayvanların hapishanesi’

Hoban, birbirini tanımayan iki karakterin, Londra Hayvanat Bahçesi’ndeki yapay okyanusta bulunan üç deniz kaplumbağasını özgürlüğe kavuşturma arzusunu günlükler aracılığıyla anlatırken hayalleri, gerçekleri ve bunları birbirine bağlayan anlam problemini işliyor.

William, ‘ikinci el okyanus’ dediği ve kaplumbağaların âdeta hapsedildiği tanka bakarken hayvanların gözlerindeki anlamsızlığı görüp ‘binlerce kilometrekarelik okyanus anlatılmaz’ diyor. Bu cümle, bir tür evcilleştirme ve sergileme alanı olan hayvanat bahçelerinin karanlığını ifade ediyor aynı zamanda. Diğer bir deyişle küçük çocukların ve bu karanlığı fark edemeyenlerin vakit geçirdiği bir mekânın tasviri o sözler.

Gerek William gerek Neaera, günlük yaşamın kuşatıcı ayrıntıları ve hareketliliği içinde olup biteni sorgulayabilen, doğayı seven ve hayvanat bahçesindeki sıkışmışlığın ayırdına varan iki kişi. Hatta bazı insanların tutsaklığıyla deniz kaplumbağalarının (ve diğer hayvanların) hapisliğini birbirine benzetirken kendi benliklerini kuşatan duvarların da farkındalar. Bu duvarları aşıp etrafa baktığında William’ın gördüklerinden biri, kaplumbağaları izleyen ve onlar hakkında ahkâm kesen; kendisini dünyanın ve tabiatın sahibi sanan ‘üstün’ insanlar. Neaera’nın hayvanat bahçesi tanımı da o ‘üstün’ insanın marifetlerine gönderme yapıyor: “Hayvanat bahçesi, yargısız hüküm giymiş hayvanların hapishanesi…”

Seyrüseferleri insanlarca engellenen kuşlar, böcekler ve balıklar gibi kaplumbağaları da özgür bırakma planları yapan ve Hoban tarafından birer süper kahraman olarak resmedilmeyen ikili, ‘üstün’ türdeşlerini eleştirirken ‘kaplumbağa düşüncelerine gark olmuş iki zihin’ olarak karşımızda.

Tanka bakakalan Neaera’nın aklından şunlar geçiyor: “Kaplumbağaların esrarlı seyirleri, büyülü bir gerçeklik, kupkuru kalmış dünyada bir yaşam suyu. Kaplumbağaların okyanusa indiğini düşündüğümde illa ki orada, yepyeni bir gerçekliğe deli gibi hasret o yerde olacağını hayal ediyorum hep.”

Birbirini ve kendini keşfeden iki insan

Gidip gelip kaplumbağalara bakan ve onları özgür kılma hayalinin peşinden koşan Neaera ve William, tanklara hapsedilmiş bu hayvanların, yaşamlarını yönlendirip etkilediğini fark ediyor. Başka bir deyişle tanka kısılıp kalmış kaplumbağaları özgürleştirerek kendi yaşamlarını da değiştirebileceklerine dair bir umut taşıyorlar. William’ın kaplumbağa olma ihtimaliyle beraber, ‘korkusuzca ve sadece bularak yüzme’ olasılığını düşünmesi de söz konusu umudun bir parçası.

Aynı tankı paylaşan kaplumbağalarınkiyle kendilerini onların yerine koyan Neaera ve William’ın yalnızlığı arasında bir benzerlik var. Yaşamı sorgulayan ikiliyi buluşturan ise kaplumbağalar ve bu yalnızlık düşüncesi. Özgürleştirmek istedikleri kaplumbağalar, Neaera’ya ve William’a hem benliklerini hem de birbirini keşfetmesi için olanak yaratıyor.

Tanktaki ‘dünya’ ile kaplumbağaların bildiği ama unuttuğu dünyanın sınırına denk gelen kurtarma planı sırasında William, bu iki dünya arasındaki belli belirsiz çizgiye, Neaera’nın ve kendi yaşamına dair bir yorum yapıyor: “Her şey aynı dünyada oluyor, hayat o yüzden bu kadar zor (…) Yalnızca tek bir dünya var ve bazen hayvanlar çığlıklarını makinelerden atmak zorunda kalıyor.”

Var oluşun derinlikleri

Neaera’nın ve William’ın ortak arzusu, gerçek yurtları olan okyanusa bırakacakları kaplumbağalarla ‘dünyayı büyülemek.’ Bu çaba, ikilinin geçmişini ve gününü sorgulama isteğini, hatta zorunluluğunu da beraberinde getiriyor. Kaplumbağaların yurdu okyanuslar, ikiliyi var olma derinliklerine çekiyor.

Ardından, ikilinin aklını kurcalayan bir soru beliriyor ufukta: Kaplumbağaları salınca kendimizi de salmış olur muyuz? Olmak istedikleri yere doğru yüzen kaplumbağalar, Neaera’nın ve William’ın yerine de yüzebilir mi?

“Kaplumbağa Günlüğü”nde, tanktaki dünya ile ikilinin yalnız dünyası arasında mekik dokuyan Hoban’ın okurun zihnine taktığı bu kılçık, romanın sonundaki önemli bir dönemeç. Bu yalın ve yanıtı bir hayli zor soru, kitabın da ağırlık noktası.

“Kaplumbağa Günlüğü”, Russell Hoban, Çeviren: Banu Karakaş, Yedi Yayınları, 206 s.     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar