‘Her portre sevginin dışavurumu’

‘Her portre sevginin dışavurumu’

Müziği yapmak kadar, onu yorumlamak da zahmetli iş. Kaldı ki böyle eleştirmenlerin ülkemizdeki azlığı göz önünde bulundurulursa kaleme kâğıda sarılanların çabasının ne kadar değerli olduğu da anlaşılabilir.

Filiz Ali, müziğe büyük emek vermiş bir isim. Müzisyenliğinin yanında eleştirmenliğiyle de öne çıkan bir değer. Burayı, onun kariyerini anlatmaya ayırmadım elbette. Uzun bir zaman kaleme aldığı portreler ve müzik eleştirileri bulunan Filiz Ali’nin, önceden çeşitli yayın organlarında okurla buluşmuş yazıları “Müzisyen Portreleri”nde bir araya getirildi.

Okurlar, kitaptaki kimi yazıları, Ali’nin evvelki çalışmalarından hatırlayacaktır. 1994’ten sonraki bazı yazılarının eklenmesiyle kitap güncellenmiş. Daha önce yayımlanmış bile olsa bu yazılar yeniden okunmaya değer.

Bir ansiklopedi gibi

Filiz Ali, hemen başlangıçta bizi uyarır gibi veya geçen zamanın bir dolu şeyi nasıl da süpürdüğünü anlatmak istercesine şunu söylüyor: “Bu kitap bir yirminci yüzyıl kitabı. Yazıları yeniden okurken aradan geçen zamanın özellikle yirmi birinci yüzyıla girdikten sonra ne kadar hızla geçtiğini, hatta yirminci yüzyılın son on yılında bile önem verdiğimiz pek çok şeyin 2015’e gelindiğinde artık hiç hükmü kalmadığını fark ettim.”

Vakti zamanında kitaba yazdığı girişte “her portre, bir sevginin dışavurumudur aslında” demişti Ali. Sayfaları çevirdikçe ne demek istediğini anlıyorsunuz çünkü müziğe yön vermiş, dahası müziğin felsefesini yapmış isimlerle karşılaşıyorsunuz. Aslında hiçbiri eski veya modası geçmiş değil, aksine bugün aradığımız nitelikli sanatın başrol oyuncuları tümü. Bu anlamda ses ve düşünce iç içe geçiyor, dışa yansıyor ve bir kez daha zamana yön veriyor.

Polonya’daki kültür politikası nedeniyle “istenmeyen eserlerin bestecisi” konumuna getirilen Witold Lutoslawski mi dersiniz, Yunanistan’ın mimli müzisyeni Mikis Theodorakis mi, nice isim var kitapta.

İlerledikçe Filiz Ali’nin Türkiye’de kültüre ve sanata katkısının ne denli önemli olduğunu kavrıyorsunuz. Bugün, ismi birçok kişi tarafından önemsenmeyen (ya da hatırlanmayan) ama sınırların ötesine taştığınızda önünde saygıyla eğilinen müzisyenlerle yüz yüze geliyoruz. Hemen birkaç örnek: Krzysztof Penderecki, Viktorya Mullova, Lazar Berman, Herbert von Karajan, Tamas Vasary, Jochen Kowalski, Ruhi Su, Sümeyra Çakır…

Ali’nin anlattığı her bir ismin hayatında aşmaya uğraştığı eşikler ve sırtlandığı güçlükler bulunuyor. Bunların belki de en önemlisi yine müzik; öğrenmesi de icra etmesi de üstünde oynaması da başlı başına bir mesele. Ali’nin seçtiği bütün sanatçılarda bu ortak yön çok belirgin.

Filiz Ali, kitaptaki yazılarda müzisyenleri bize yalnızca anlatmıyor, aynı zamanda merak edip titiz bir şekilde araştırdığı ayrıntıları kendisine de anlatıyor. Dolayısıyla araştırmalar, ilginç anekdotlar, karşılaşmalar ve söyleşiler, “Müzisyen Portreleri”ni, güncellenmiş ve yeniden gözden geçirilmiş bir ansiklopediye de dönüştürüyor. Kitap, ne yalnızca Türkiye’yle sınırlı ne de Türkiye’nin dışıyla; seçilen müzisyenler âdeta ölçülü bir sentez oluşturuyor.

Filiz Ali’nin yazıları, kaleme alındığı dönemle geçmiş arasında bağ kuran, ustalara saygıda kusur etmezken gençleri es geçmeyen yapısıyla da dikkat çekici. Müzisyenin kurdu da destekçisi de yüne müzisyen dedirten yazılar bunlar.

‘Eli öpülesi insanlara…’

Dedim ya, Filiz Ali, müziğin felsefesini yapan isimlerle bizi buluşturuyor diye, Aralık 1984’te, Hürriyet Gösteri’de, Varése için yazdığı bir yazıda onun bir sözünü hatırlatıyor: “Çağının ilerisinde sanatçı yoktur, olsa olsa dünya, çağının gerisinde insanlarla doludur.”

filiz2Ali’nin yazılarındaki müzisyenler, şu an hayatta olsun ya da olmasın, iz bırakmış ve sanata yön vermiş isimler. Örneğin, 6 Ocak 1988’de Cumhuriyet gazetesinde, kemancı Jascha Heifetz’le ilgili yazısına bir başka kemancı Itzhak Perlman konuk olup şöyle diyor: “Hatırladığım ilk keman sesi Heifelz’indi. Kimse onun gibi çalamazdı. Akıp giden, güçlü ve renkli bir keman sesiydi bu. Hiçbirimizin onun düzeyine erişebileceğimizi sanmıyorum.”

Ali, kitapta hayat hikâyeleri anlatırken zahmetli ve zorluklarla dolu müzik yolculuklarını da aktarıyor. Dünyayı güzelleştirirken veya güzelleştirmeye uğraşırken pek çok fedakârlıkta bulunan insanları hatırlama ve hatırlatma çabası. Ali, kitabı onlara hediye ediyor: “Müzik mesleğinin çilesini, hiç şikâyet etmeden, müzik aşkını bütün öteki aşk ve sevgilerin üstünde tutan, tüm dünya müzisyenlerini bağrına basan bu eli öpülesi insanlara bir armağandır bu kitap.”

Üstesinden gelmesi zor bir işi hakkıyla becerenlerin hikâyelerini, aynı başarıyla başarıyla anlatan “Müzisyen Portreleri”, üzerinden yıllar geçse de eskimeyen öyküleri bize yeniden anımsatan güçlü bir melodi gibi aynı zamanda.

Müzisyen Portreleri, Filiz Ali, Yapı Kredi Yayınları, 280 s. 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal