‘Hayır, Hayır Demektir!’in yazarı Zellinger: Feminist özsavunma sağcılık yükseldiğinde icat edildi

‘Hayır, Hayır Demektir!’in yazarı Zellinger: Feminist özsavunma sağcılık yükseldiğinde icat edildi

Uzun yıllardır kadınlar için özsavunma kursları veren Belçikalı feminist Irène Zeilinger’ın yazdığı “Hayır, Hayır Demektir!” adlı kitap geçen günlerde Güldünya Yayınları’nca yayımlandı.  Kitap, ösavunmayı sadece fiziksel bir çalışma olarak değil, hayata ve kendimize bakışımızı değiştiren bir bakış açısı olarak kurguluyor ve çok pratik tavsiyeler içeriyor. Kitap Handan Öz tarafından Türkçeye çevrildi, kitabın hukuki danışmanlık bölümleri Mor Çatı gönüllüsü avukat Selin Nakıpoğlu tarafından Türkiye’ye uyarlandı. Zeilinger ile kitabı, özsavunmanın gerçekte ne anlama geldiğini, şiddeti durdurmadaki önemini ve 8 Mart’ı konuştuk.

Özsavunmanın genelde kurslar ya da dersler yoluyla öğrenildiği biliniyor. Bir kitap ile öğrenmek mümkün müdür?

Özsavunmayı bir öğretmenden ve bir grupla öğrenmek kesinlikle daha kolaydır ama her zaman bu dersleri alacak lüksümüz olmuyor. Dünyada feminist özsavunmanın henüz ulaşılır olmadığı pek çok bölge var ve bir özsavunma grubu kurmak isteyen kadınlar başlangıç noktası olarak bu kitabı kullanabilir. Bazı kadınların dersleri alacak parası olmayabilir ya da başka sebeplerle bir gruba katılamıyor olabilirler.

Bu kitabı yazma sebebim, derslerime katılan kadınların benden kitap tavsiyesi istemesi ve Fransızcada kitabı yazdığım dönemde böyle bir kitap olmaması. O dönemde ortalıkta bulunan tüm özsavunma kitapları erkekler tarafından ve/veya dövüş sanatları perspektifiyle yazılmıştı, sadece fiziksel savunmaya odaklanıyordu, toplumsal cinsiyet steryotipleriyle doluydu (örneğin, kadınların çok zayıf olduğu ve bu yüzden kendilerini savunmak için saldırgan ya da sinsi tekniklere ihtiyaç duyduğu gibi) ve partnerlerden, arkadaşlardan, meslektaşlardan ya da kadınların tanıdığı erkeklerden gelen şiddete dair hiçbir şey söylemiyordu. Ben de şöyle düşündüm, eh, tavsiye edilecek bir kitap yok, o zaman belki ben kendim tatmin olacağım bir kitap yazmalıyım.

‘Düşmanımızı tanımamız lazım’

Bu kitabı okuyan kadınlar ne öğrenecekler?

Benim fikrime göre, özsavunma fiziksel özsavunmadan, karate hareketlerinden ve tekmeden çok daha geniştir. Yani, herkes birisinin gözüne parmak sokmanın acıtacağını teorik olarak bilir. Ancak her kadın bir saldırganın gözüne parmak sokacak durumda olmuyor, kendilerini zarar görmekten korurken bile. Halihazırda içimizde olan özsavunma potansiyelini fark etmemizin önünde çok fazla engel var. Bir özsavunma eğitmeni olarak, kendi rolümü kadınların kendi güvenliklerini sağlama kapasitesini keşfetmelerine yardımcı olmak olarak görüyorum ve bu kitapla da bunu tekrar üretmeye çalıştım. Bu sebeple bu kitap kadına yönelik şiddete dair pek çok bilgi içeriyor – hazırlıklı olmak için düşmanınızı tanımanız lazım.

Zihinsel özsavunma hakkında, kendinizi ve dünyayı görme biçimleriniz hakkında ve kendinize güveninizi artırıp, kendinizi savunmaya değer görmeniz hakkında yazdım. Kendiniz için ayağa kalkmanızı engelleyen, içimizde taşıdığımız engelleri aşmak için zihinsel ve duygusal olarak hazırlanabilirsiniz. Pek çok şiddet olayı fiziksel saldırıyla başlamaz ya da oraya varmaz, bu yüzden kendimizi kelimelerle hazırlamamız özellikle faydalıdır. Tabii ki, fiziksel özsavunma ile ilgili de bir bölüm var. Başarı şansı garantilenemeyeceğinden, saldırı sonrası iyileşme konusuna da değiniyorum.

‘Özsavunma şiddeti oluşmadan engelleyebilir’

Özsavunmanın şiddeti durdurmada ne düzeyde etkili olduğuna dair bir araştırma var mı?

1970’den beri yapılan ve saldırıya direnmenin etkili olduğunu ve aynı zamanda, şiddet ya da yaralanma riskini artırmadığını tekrar tekrar kanıtlayan pek çok araştırma var. Kitabı yazdığımdan beri, toplumsal kanının aksine kendini şiddete karşı savunan pek çok kadın olduğunu ve çoğunun da en azından tek seferlik saldırılarda başarılı olduğunu gösteren daha da fazla araştırma yapıldı. Ev içi şiddet gibi tekrar eden şiddet durumlarında kendini savunmak daha zor ama imkânsız değil. Aslında bilim bize sonuca giden yolda en kötü stratejinin kadınların saldırgana boyun eğmesi ve “güvenlik uzmanlarının” bize söylediği geleneksel şeyleri yapması olduğunu söylüyor: ağlamak, yalvarmak ve gözlerinizi kapatıp erkeğin istediğini yapmasına izin vermek. Buna karşın sözel olarak direnmek, bağırmak, kaçmak saldırganı bir biçimde şaşırtıyor, fiziksel direniş göstermek sıklıkla şiddeti durduruyor ve şayet direniş işe yaramasa bile, direnen kadınlar uzun vadede daha az psikolojik sonuçla karşılaşıyor.

Kenya, Kanada ve ABD’de çok yakın zamanda yapılan bilhassa cesaretlendirici araştırmalar, feminist özsavunma sınıflarına katılan kadın ve kızların daha az şiddete maruz kaldığını ve özsavunma dersi almamış kadın göre de şiddeti çok daha sık olarak durdurabildiklerini gösteriyor. Yani feminist özsavunma sadece şiddete karşı bir tepki olarak faydalı olmayı değil, şiddetin gerçekleşmesini en baştan önlemeyi de başarabilir. Bununla birlikte, kadınları ve kızları kendilerini savunma cesaretini vermeye yönelik tüm hevesime rağmen, kendinizi savunmada başarının her zaman mümkün olmadığını da eklemem gerekiyor. Şiddet hiçbir zaman kurbanın suçu değildir, nasıl tepki verirse versin. Şiddetten tek sorumlu kişi saldırgandır. Direniş farklı biçimlerde olabilir, kadınların yaşamının hiçbir öneminin olmadığı bir dünyada hayatta kalmak asıl direniştir.

‘Hayır demeyi öğrenmek…’

Kitabınızda, fiziksel ya da cinsel şiddet gibi daha bilinen şiddet biçimlerinin yanında, fiziksel/entelektüel şiddet, ekonomik ya da sosyal şiddet gibi kavramlardan bahsediyorsunuz. Sizin tekniklerinizle kadınların kendilerini bu tür saldırılara karşı savunması mümkün müdür?

Direniş stratejileri şiddetin ne biçimde olduğuna bağlı değildir. Aşağı yukarı aynı stratejileri kendinizi ve başkalarını dışlanmaya, duygusal şantaja, sokaktaki tacize ya da aklınıza artık ne gelirse ona karşı savunmak için kullanabilirsiniz. Şiddetin meydana geldiği düzeye bakmak çok daha önemlidir. Kişilerarası bir şiddet söz konusu olduğu sürece, bir ya da birden fazla kişi bir ya da birden fazla kişiye saldırdığında, bireysel özsavunma işe yarayabilir. Ancak şiddet aynı zamanda kolektif de olabilir, savaş, politik baskı; kadın olduğunuz, başka bir etnik kimlikten, ya da kayıt dışı, yoksul, engelli ya da LGBT+ ya da başka bir şekilde marjinalize edildiğiniz için bir grup olarak ayrımcılığa ve dışlanmaya uğramak gibi. Şiddetin bu biçimlerini ve kadına yönelik kişilerarası şiddetin kurumsallığını önlemek için kolektif olarak direnmemiz gerekiyor. Kadınlara ve kızlara yönelik süregelen şiddeti yaratan, meşrulaştıran sosyal yapıyı değiştiren güçlü bir kadın hareketine ihtiyacımız var.

Kitabınızda kadınların özellikle saldırı durumlarında, toplumsal cinsiyet temelli topluma bağlı olarak belli biçimlerde düşünmeye ve belli davranışlar sergilemeye yatkın olduğunu söylüyorsunuz. Böyle bir toplumda yaşarken şiddet karşısında oluşan hislerimizi ve davranışlarımızı değiştirmek mümkün mü?

“Hayır” dememizi zorlaştıran belli bir öğrenme sürecinin sonucudur ve öğrendiğiniz bir şeyi unutmazsınız. Bir bebeğin “hayır” demeyi öğrenmek için bir özsavunma kitabına ihtiyacı yoktur; hoşlanmadıkları bir şeyle karşılaşır karşılaşmaz bebekler, kızlar ve oğlanlar, istediklerini alana kadar çığlık atarlar. Kızlar sessiz ve sabırlı olmayı, kendilerinden çok başkalarıyla ilgilenmeyi, istekleri ve ihtiyaçlarıyla insanları meşgul etmemeyi, bedenlerini tüm potansiyeliyle kullanmamayı ve sessizce acı çekmeyi bir eğitim süreciyle öğrenirler ve bu unutulmaz. Bir özsavunma öğretmeni olarak, her gün yaşanan bir değişimi görme lüksüne sahip olduğum bir işim var ve bu da çok cesaretlendirici.

‘Yapacak çok işimiz var’

Türkiye’de en çok öğretilen feminist özsavunma tekniği Wendo, ancak sizin uzmanlığınız Seito Boei. Bu teknik hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Tarihi, başka özsavunma metotlarından farklılıkları nedir?

Seito Boei Japoncada “meşru özsavunma” demek. 1978 yılında Avusturya’da, Magit Kafka ve Ihor Atamaniuk adında dövüş sanatlarıyla meşgul bir kadın ve erkek tarafından icat edilen bir teknik; tıpkı 1972 yılında Kanada’da bir kadın ve erkek tarafından geliştirilen Wendo gibi. Seito Boei’deki fiziksel savunma teknikleri ju jitsu ve wu shu’nun belli biçimlerine dayanırken, Wendo daha çok karateye dayanıyor. Bununla beraber benim kitabım Sieto Boei ile alakalı bir kitap değil. Benim yapmaya çalıştığım feminist özsavunma ile ilgili, hangi metot üzerine çalışıyor olursa olsun kadınlar için faydalı olacak bir kitap yazmaktı. Geçtiğimiz 25 yıl içerisinde farklı metotlar kullanan feminist özsavunma öğretmenleriyle tanışma şansı buldum ve hepimiz, metodun pek bir değişiklik yaratmadığı ancak neyi nasıl öğrendiğimiz konusunda öğretmenlerin önemli bir fark yarattığı konusunda hemfikiriz. Tüm bu çeşitlilik daha çok seçme şansı olan kadınlar için bir avantaj. Sonunda, metodumuz ne olursa olsun gerçekten önemli olan meselelerde, hepimiz öyle ya da böyle aynı şeyleri yapıyoruz ki bu da bana güven veriyor.

Teknikleriniz LGBTİ+, azınlıkta olan etnik gruplar ya da göçmenler gibi diğer dezavantajlı gruplar için de faydalı olabilir mi?

Belçika’daki örgütüm Garance farklı insanlar için özel özsavunma dersleri sunuyor. Bu kişilerin çoğu özsavunma derslerine katılmada farklı zorlukları deneyimliyor; para, zamanlama, dil, fiziksel engeller gibi. Biz de tüm bu ihtiyaçları hesaba katan özel aktiviteler sağlamaya çalışıyoruz. Başka insanlarla birlikte, yakın partnerinden şiddet görmüş kadınlar, daha yaşlı kadınlar, göçmen kadınlar, mülteci merkezlerindeki kadınlar, fuhuşta çalışan kadınlar, engelli kadınlar ve LGBT+ kişilerle çalışıyoruz. Tüm dünyadan kadınların başka gruplara odaklandığını da biliyorum; kırsal bölgelerden kadınlar, cezaevindeki kadınlar, evsiz kadınlar, kayıt dışı kadınlar gibi… Ancak aynı zamanda tüm bu çeşitlilikteki kadınlara ulaşıp özsavunmayı onlar için ulaşılır ve bağlantılı kılmak çok fazla enerji alıyor ve yeterli sayıda feminist özsavunma öğretmeni yok, dolayısıyla hâlâ yapacak çok şey var.

‘Türkiye’de tehlikeli gelişmeler var’

Bu 8 Mart’ta dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle de Türkiye’de feministlerin gündemi yükselen sağcı mizojini, ırkçılık ve otoriteryanizm oldu. Sağın böyle yükselmesi kadına yönelik şiddeti nasıl etkiler?

Politikacıların ve politik kurumların cinsiyetçilik, ırkçılık, sınıfçılık ve benzerlerinin propagandasını yaptığı her yerde, baskı daha meşru bir hal alır ve marijnalize edilen gruplara karşı şiddet uygulamak cesaretlendirilir. Aynı zamanda, bu gruplar susturulur ve dayanışma yapıları yok edilir ya da altı oyulur. Dolayısıyla evet, bence Türkiye’de ve başka ülkelerde çok tehlikeli gelişmelere şahitlik ediyoruz ve bu kadınlara, özellikle de feministlere yönelik şiddeti artırabilir. Tarihi olarak feminist özsavunma tam da kadınlara yönelik sağ görüşlü şiddet dolayısıyla icat edilmiştir. 1905 yılında Edith Garrud, muhtemelen dünyanın ilk feminist özsavunma öğretmeni, Birleşik Krallık’taki süfrajetlere polisin ve anti-feminist erkeklerin şiddetine karşı kendilerini savunmayı öğretmeye başlamıştı. Kolektif direniş stratejileri geliştirme konusunda çok yaratıcı olmuş büyük bir eylemciydi. Onu kesinlikle araştırın, muazzamdır. 1970’lerde, feminist özsavunma, unutulduğu birkaç on yıldan sonra tekrar belirdiğinde, yine feministleri saldırıdan korumayı amaçlıyordu. Feminist hareketin, sosyal adalet ve eşitliksiz güç yapıları için etkili bir biçimde mücadele ettiği sürece şiddetle karşı karşıya kalacağının farkında olmalıyız. Bu tepkisel şiddeti birinci elden deneyimleyenler için belki bu zayıf bir teselli olabilir ama bana kalırsa anti-feminist şiddet yeterince tehlikeli olduğumuza yönelik bir işarettir.

Türkiyeli feministler için bir 8 Mart mesajınız var mı?

Korkarım anlamlı bir mesaj gönderebilmek için çok fazla ayrıcalığa sahibim. Türkiyeli feministleri dinleyip onların mücadelesini ve nasıl destekleyebileceğimi öğrenmeyi tercih ederim. Bugün, Türkiye ve her yerde saldırı altındaki kadınlara destek olmak için düzenlenen uluslararası kadın grevine katılıyorum ve hareketlerimiz arasındaki ilişkiyi hissedebileceğimizi umuyorum.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal