Hayatı gelişine yaşama ve sorumluluk ikilemi

Hayatı gelişine yaşama ve sorumluluk ikilemi

İnsanın kendisiyle ve başkasıyla karşılaşmalarının romanlarını yazarken ironiyi ve mizahı es geçmeyen Erlend Loe’nun, sistem ve benliği içinde kaybolan bireyi anlattığı da gözden uzak tutulmamalı.

Loe’nun “Doppler” ve “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” adlı romanlarından tanıdığımız Andreas Doppler, bahsi geçen kayboluşun ve kendini buluşun ete kemiğe büründüğü bir karakter. İki dünya arasında sıkışan Doppler, konfor ile gerçeklerin zihninde yarattığı çelişkilerle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bu yönüyle de günümüz bireyinin sorunlarının neredeyse tamamını bünyesinde topluyor. Başarı, kariyer ve verim gibi kriterler yerine ‘başka bir dünya mümkün’ diyerek kendisinde ve farklı coğrafyalarda çıktığı yolculuklarla steril alanlardan sıyrılırken çevresindeki bazı insanlar tarafından ‘deli’ diye niteleniyor.

Kısacası Doppler, ormanın sesinin ve oradaki iletişimin hakiki olduğunu, susmanın konuşmaktan çok daha fazla şey anlatabileceğini ve benzer düşüncelere sahip olanlarla bir araya gelmenin değerini vurguluyor.

Doppler aracılığıyla sanayi toplumu ve eksik demokrasileri eleştiren Loe, “Volvo Kamyonlar”da bu karakteri, geyiği Bongo ve oğlu Gregus’u yeni bir maceranın içine atıyor. İsveç’teki macerada Doppler, yaşlı ve isyankâr kadın Maj Britt ile onun komşusu; huzursuz, takıntılı ve düzen insanı Anton von Borring’le tanışıp hayatı gelişine yaşama ve sorumluluk ikileminde başarılı olma meselesinin üstüne gidiyor.

Demlenmiş hikâyenin iki kahramanı

Doksanlarındaki Maj, vakti zamanında yalnızca çocuklarıyla meşgul olmuş, az konuşup az yorum yapmış, ev işleriyle ilgilenmiş ve çoğunlukla dört duvar arasında kalmış bir kadın. Eşi Volvo Kamyonlar’ın küresel endüstride boy göstermesinde önemli katkıları olan biri ama Maj, onun kıymetini bilmeyen İsveç’e hayli kızgın. Yaşlandıkça tuhaf huylar ediniyor, mesela kafasını muhabbet kuşlarının gagalarındaki çıkıntıya takıyor ve onları kestiği için mahkeme kararıyla bu kuşları beslemesi yasaklanıyor.

Son düzlükte interneti ve bilgisayar kullanmayı öğrenip kurduğu siteden, dünyanın dört bir yanında güç koşullarda çalışanları isyana çağırırken kendisini sorguya çekiyor: “İnternet sitesi, eşeleyip çıkardığı birtakım haksızlıkların somut örneklerinin yanı sıra bulmak için o kadar da kendini yormadığı bir haksızlığa isyan duygusu da içeriyor. Bu isyan içinden geliyor. Bununla dopdoludur. Hem hedefe kilitli hem de yönünü şaşırmış bir öfkedir bu. Yaşamın özünde haksızlık olduğundan, çarpıklıkların sonunun gelmeyeceğinden, evrenin yavaş yavaş genişlemesi gibi çok önceden belirlenmiş bir tempoyla bu çarpıklıkların da her an büyüdüğünden, daha da çarpıklaştığından derin bir şüphe duyuyor Maj Britt ve gerizekâlılığından utanıyor. Her şeyin nasıl da birbiriyle ilgili olduğunu anlayabilmek için bu kadar yaşlanması gerektiğine şaşıyor.”

Doppler’in tanıştığı diğer kişi, Maj’in senelerdir oturduğu çiftlik arazisinin eski sahibi; Afrika’da, Hindistan ve Afganistan’da türlü maceralar yaşamış, daima her şeye hazırlıklı olarak hayatta kalabileceğini düşünen, büyük malikânesinin üçüncü katında yer alan açık bölümde uyuyan Anton von Borring.

1960’larda, Maj’in eşi Birger, oturdukları araziyi kendilerine satması için von Borring’i ikna ediyor. Bu satış, ailesinin von Borring’e öğrettiği ‘toprak satılmaz’ düsturunun tam tersi.

Mal mülk sahipliği ve satış dışında, Maj ve von Borring arasındaki ilişki epey eskiye dayanıyor; ikili, çocukluk dönemlerinden tanışıyor. Maj’in komünist babası, kızının bir ‘kalantor’un oğluyla oynamasına sıcak bakmadığı için ikilinin yakınlığını kısa sürede sonlandırıyor.

Benzer şekilde, von Borring’in babası da oğlunun aşağı tabakadan bir çocukla arkadaşlık etmesini istemiyor, ‘ciğerlerinin zayıflığını, yıllarca garibanların çocuklarıyla oynamasına’ bağlıyor.

Kısacası farklı dünya görüşlerine doğmuş, oralardan süzülüp gelen düşüncelerle büyütülmüş, sonra komşu olmuş, birbirine yakın yerlerde yaşayıp yaşlanmış iki insan Maj ve von Borring.

‘İyi insanlar arayan ve dürüstlüğün izini süren’ Andreas Doppler, yıllarca demlenmiş bu hikâyenin ortasına Norveç’ten gelip düşüyor.

Sistem eleştirileri

Bakımsız ve köhne evinde Maj’in insana ihtiyaç duyduğuna dair yorumları bilen Doppler, insanın insana gereksiniminden bahsedip yaşlı kadınla sohbete başlıyor; çalışkan olduğu geçmişinden ve daha az çalışkan olduğu bugününden, ormandaki zamanlarından, ailesinden ve ölen babasından söz açıyor. Bazı anlarda Maj, bazılarında Doppler dinleyici oluyor.

Maj ve Doppler, veranda muhabbeti sırasında bir konuda kesin karara varıyor: “Kendini bir bok zannedip diğer insanlara ya da doğaya musallat olursan Maj Britt ve Doppler gelip seni keser.” Bu mutabakat, Maj’in eşinin Volvo Kamyonlar’daki başarısının onurlandırılmayışına serzenişle taçlanıyor. Ardından, İsveç ve Norveç karşılaştırmasına evriliyor sohbet; ülkelerinin, iyi ve marka olan şeylerini sıralıyor ikili tek nefeste.

Loe, sohbetin bu aşamasını ikilinin, hem birbirini tanıması hem de tartması olarak kurgulamış. Satır aralarında İsveç ve Norveç’e özgü sistem eleştirileri de bulunuyor. Bunların yanında Maj, internet sitesinde Doppler’in oğlu Gregus’a ve geyiği Bongo’ya, küreselleşme ve sömürü karşıtı faaliyetlerde para toplamak için yer verirken Norveç-İsveç karşılaştırması üzerinden çözümlemeler yapıyor: “Geyik iyidir, güzeldir ama para etmez. Siz Norveçlilerin aklı bir karış havada. Çok duygusalsınız. Avrupa’da sizden daha az çalışanı yok. Tutkularınız kalmadı. Bir geyik gördüğünüzde, aklınıza gelen tek şey onun ne kadar muhteşem olduğu, onunla nasıl keyif yapabileceğiniz. Oysa biz İsveçliler, anında ondan nasıl para kazanabiliriz diye düşünüyoruz. Petrol sizi şımartmış. Gözünüz kör olmuş, çocuklarınıza tek başına ayakta kalmayı öğretmiyorsunuz artık. Bu sizin sonunuz olacak.”

Hikâyenin diğer tarafındaki von Borring ise gençliğinden beri kuşları gözlemliyor. Karşısına her çıkan kuşla ilgili özenle notlar alıyor, arazide kahvesini içiyor, dürbünlerini ayarlıyor ve kuşlar hakkında tartışmalara girişiyor. Anlatıcı, soylu geçmişinin ve ‘insan durmadan çalışmalıdır’ düsturuyla yaşamasının von Borring’in kabahati olmadığını hatırlattıktan sonra şöyle bir not düşüyor: “Von Borring, sadece kendi işine bakan, kuşları takip eden ve bunun dışında da kimseye zararı dokunmayan yaşlı başlı, mülayim bir tip.”

Eğitim ve değişim sarmalı

Maj ve von Borring’in hayat hikâyesine dair anekdotlar akıp giderken Doppler, oğlu Gregus’un eleştiri yağmuruyla karşılaşıyor. Loe’nun açtığı bu parantezde, babasının geride bıraktığı ile yeni adım attığı; yolculuklar, orman ve yeni insanlarla örülü hayatına ilişkin yergiler kadar, modern yaşamın şekil verdiği birey ile bu çemberin dışına çıkan insan çelişkisinin nüveleri de bulunuyor.

İyi insanlarla karşılaşma ve dürüstlüğü bulma ‘savaşı’ verdiğini söyleyen Doppler, Maj ve von Borring’le tanışınca hem geçmişteki savaşların açık hesap defterlerine hem de İsveç-Norveç çekişmesine dayanan bir tartışma içinde buluyor kendisini: Maj ve von Borring’in hayat hikâyeleri, farklı dünya görüşleriyle biçimlenenn Kuzey Avrupa’nın refah ve huzur ülkesi İsveç’in bazı çelişkilerle örülü tarihinin bir yansıması olarak çıkıyor Doppler’in (ve okurun) karşısına. Bütün bunlar olurken bir de kendisiyle karşılaşıyor Doppler: “Normalde Oslo’da yaşıyorum, bir karım ve üç çocuğum var. Çalışkanım. Son bir yılda bir miktar değiştim. Babamı kaybettim ve çalışkan olmayı bıraktım. Önceden yaptığım işleri yapmıyorum artık. Ormana taşındım, bir geyiğim oldu ama ne yazık ki şimdi nerede olduğunu bilmiyorum. Onu özlüyorum. Tek gerçek dostum oydu. Oslo’dan buraya yürüyerek geldik. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Ne aradığımı bilmiyorum. İsveç’in Norveç’ten farklı ve muhtemelen de iyi bir yer olduğunu düşünmüştüm. Ama birtakım şeyler olması gerektiği gibi değil. İnsanları sevmiyorum. Ama neyi sevdiğimi de bilmiyorum.”

Doppler, konuşmaya başladığı von Borring’in, eksikliğini hissettiği şeyleri açığa çıkarmaya çalıştığı izlenimine kapılıyor. İzci olan von Borring, bu uğraşının hakkını veriyor; ‘kendisinden kaçtığını söylediği’ ve eğitmeye soyunduğu Doppler böylece bir yol ayrımına geldiğini görüyor: Maj’in yanına dönüp keyif sürebileceğini ya da von Borring’in yanında kalıp izci olmak için sıkı bir eğitimden geçebileceğini düşünüyor. Loe da Doppler’in bu ikilemini, günümüz insanının çalışma-başarı-verim ile aylaklık çelişkisi şeklinde kurguluyor.

Doppler’in ‘eğitiminin’ en önemli parçası ise yıllarca yan yanayken ayrı düşen, insanın insana duyduğu ihtiyacını gösteren Maj’in ve von Borring’in seneler sonra aynı masada şen şakrak bir araya gelişi. Volvo Kamyonlar’ın tarihi de ikilinin geçmişiyle paralel bir hikâye olarak Doppler’in bu seyahatine ve eğitimine eşlik ediyor.

Genel toplama baktığımızda Doppler’in, Maj’in ve von Borring’in hikâyesi, değişimin her an her yerde mümkün olabileceğini gösteriyor.

Hikâyeyi ‘bizzat yazan’ Loe da Doppler’in, Maj’in ve von Borring’in hem yaratıcısı ve anlatıcısı hem de gözlemcisi olarak “Volvo Kamyonlar”da varlığını hissettirerek romanın esprisine uygun biçimde kuralları ve âdetleri bazen aşıp bazen de onların etrafından dolanırken bir anlamda, ‘eğitimin’ ve ‘değişimin’ parçası hâline geliyor metinde.

“Volvo Kamyonlar”, Erlend Loe, Çeviren: Dilek Başak, Yapı Kredi Yayınları, 160 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal