Halep’ten göçen büyük aile

Halep’ten göçen büyük aile

Söz ve anlatı bütün duvarları aşar, tüm sınırlardan içeri girer. Acı ve sürgün ise söz ve anlatıyla en uzak coğrafyalara yayılıp sesini duyurur. Bugün hâlâ resmî açıklamalar, sözü ve anlatıyı bastırmaya uğraşıyor. Başka bir deyişle resmî tarih, sözlü tarihi alt etme çabasında. Bu, kısa vadede işe yarıyor ama yaşadıklarını anlatanlar zamanla bir boy öne geçiyor. Tarih bunun pek çok örneğiyle dolu.

Serdar Korucu’nun Halepli Ermenilerle yaptığı söyleşilerin toplamı olan “Halepsizler” de böyle bir çalışma. Suriye’yi yakıp yıkan savaşla tanınmaz hâle gelen kentlerinden kaçan Ermenilerden yirmi ikisinin anlattıkları, yaşamak için yerini yurdunu terk etme zorunluluğu gibi bir ikilemi ortaya koyuyor. Bu bile başlı başına bir hikâye. Elbette daha fazlası var.

“İkinci felaket”

Korucu, kendisiyle yapılan röportajlarda, Suriye’de savaş başladığından beri mülteci hikâyeleri topladığını söylüyor; bugüne dek ülkeden giden ya da kaçmak zorunda bırakılan insanları dinlerken Halep’te yoğunlaşan Ermeni nüfusa yoğunlaşıyor. Suriye’den ayrılanlar içinde Ermenilerin hikâyelerine çok fazla rastlamamıştık, “Halepsizler” bu noksanlığı gideren bir çalışma, bir sözlü tarih anlatısı olmasıyla hayli önemli.

Korucu, kitaptaki söyleşileri 2016’da gerçekleştirmiş ve kendisine anlatılanlar, herkesin bir gün mülteci olabileceğine dair gerçeği yeniden hatırlatmış. Halep özel bir kent. Daha doğrusu özel bir kentti çünkü Suriye’deki savaş, bir arada yaşama kültürünün en önemli örneği olan bu şehri yerle bir edince Halepli Ermeniler de bu süreci “ikinci felaket” diye nitelemiş.

Korucu bu noktada, kitaptaki söyleşilerin ne anlama geldiğini açıklama gereği duyuyor:

“Bu kitapta yapmaya çalıştığım, geçen yüzyıl başında binbir güçlükle hayatta kaldıktan sonra Halep’te âdeta küllerinden doğan bir halkın hikâyesini, bir yüzyıl sonra küle dönen ve yeniden doğmaya çalışan bu kadim şehrin hikâyesiyle bir araya getirmek. Ermenilerin Halep’inin, Halep’in Ermenilerinin hikâyesini anlatmak.”

“Ben geleceği hiç böyle düşünmemiştim”

Suriyeli Ermeniler, başta Lübnan ve Ermenistan olmak üzere çeşitli ülkelere göç etmek zorunda kalmış. Savaştan kaçarken kendilerine yakın hissettikleri yerlere gitmişler. Bunlar içinde Türkiye, onlara en uzak düşeni.

Dışarıdan bakıldığında kalma-gitme ikilemine dair çok fazla şey söylenebilir ancak bunu en iyi yaşayanlar bilir. Bu nedenle onların anlattıkları daha bir dikkatle dinlenmeli. Örneğin Korucu’nun konuştuğu isimlerden Manuel Keşişyan, Ermenilerin her ne olursa olsun Halep’ten ayrılmaması ve köklerine tutunması gerektiğini belirtiyor. Keşişyan, tarihe ve kültüre hâkim biri.

Son yıllarda Halep’te baş gösteren ayrımcılığa, çatışmalara ve yaşanan yıkıma rağmen “Ermeniler kalmalı” demesinin bir anlamı var çünkü ona göre kökler bir kere terk edildi mi, sonra bu çok daha kolay yapılır hâle gelebilir.

Suriye’de yaşananları, ailelerinin geçmişine ve Halepli Ermenilerin tarihine uzanarak anlatıyor insanlar. Kentteki güvenli, mutlu ve huzurlu kısa geçmişi günümüze taşıyarak teselli bulmak da denebilir söz konusu eyleme, Halep’in birleştiriciliğini anmak da… Sonrasında olanlarsa Nareg Kalaycıyan’ın da dediği gibi “anlamsız”; bu, en yakın arkadaşların birbirini öldürdüğü bir savaş ve belirsizleşen bir gelecek demek:

“Halep’e dönmek isterim ama nasıl dönülür bilmiyorum. O zaman ben nasıl biri olacağım, Halep nasıl olacak? Eskiden geleceğe dair tek düşüncem üniversiteyi bitirmekti. Ben geleceği hiç böyle düşünmemiştim.” Sevag Keşişyan gibi daha umutsuz olanlar da var elbette: “Halep artık eskisi gibi olmayacak, olamayacak. Onu bu hâlde görmek istemem. Belki her şey düzelir, yeni apartmanlar yapılır, alışveriş merkezleri açılır ama artık Halep’te insanlık olamaz.”

Taşları yerinden oynatan savaş

Korucu’nun konuştuğu kişiler, savaştan önce Halep’te bir yaşamları olduğunu, herkesin herkesle arkadaşlık kurabildiğini ve bir gün geri dönebilme umuduyla kentten ayrıldığını anlatıyor. Mıgırdiç Dono gibi “basit bir hayat kurabilmeyi isteyenler” de var.

Savaş öncesi birbirinin arkadaşı olanlar sonra ayrı taraflara düşüyor; “Siz Ermeniler” ifadesi, ayrılığın ve harlanan düşmanlığın göstergesine dönüşüyor. Toplumsal doku ve insanların birbirine bakışı bozulunca hiçbir şeyin önü alınamıyor, “her şey yapılabilir” hâle geliyor. Anlatılanlara baktığımızda, pek çok farklı coğrafyada örneklerine rastlanan sosyal ve kültürel gerilimlerin bir benzerinin Halep’te de yaşandığını görüyoruz 2010’dan sonra: O günlere kadar birbiriyle samimi ilişkiler kuran Ermeniler ile Müslümanların arası hızla açılıyor, daha evvel hiç konuşulmayan şeyler dillendiriliyor. Sonrasında başlayan çatışmalar, taşları yerinden oynatıp Ermenilerin Halep’ten ayrılmasıyla sonuçlanıyor: Kısacası büyük aile dağılıyor.

Halep’ten dört bir yana savrulan Ermenilerden bazıları, hiç istemediği hâlde savaşın bir tarafı olarak IŞİD’le çatışmalara girerken buluyor kendisini. Corc Bahçeciyan’ın kayıp ağabeyi onlardan biri.

Aşılan kırmızı çizgiler

Suriye’de çatışmaların başlayacağını, “Arap Baharı”nın ilk günlerinde anlayan ve ardından Halep’e sıçrayan savaşla birlikte memleketini terk etmek zorunda kalanlar da var. Bu ayrılış, onları yüzyılın başına götürüp sonra bugüne tekrar getiriyor. İsabel Danguryan anlatıyor:

“Arapları seviyorduk. Çünkü onlar bizi korumuştu. Öyle aileler vardı ki Ermeni çocukları büyütüp onların aslında Ermeni olduğunu, isterlerse bir Ermeniyle evlenebileceğini anlatmıştı. Genellemeleri sevmem ama Araplar iyiydi. Ama şimdi Halep’te o kadar çok şey yaşandı ki… Kırmızı çizgiler aşıldı. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz.”

Danguryan’ın bu son sözü, Halep ve diğer şehirlerde güvenliğin, huzurun ve mutluluğun kayboluşunu, insanların olumsuz değişimini ve yan yana yaşadıklarını dışlayışını anlatıyor. Korucu, “Halepsizler”e dair bir hikâye anlatıyor:

“Kitaptakiler; geçmişi hatırlayan fakat geleceği aynı netlikte göremeyen, kaçışın ardından kente dönmeyi istemeyen ya da dönemeyeceğinin farkında olan, kendisini toparlamaya ve yeni bir yaşama adım atan insanların öyküsü. Kısacası yersiz-yurtsuzluğu yaşayanların hikâyesi…”

Halepsizler, Serdar Korucu, Aras Yayıncılık, 136 s.

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal