‘Gürültü çıkaran’ yazarın bilgece haykırışları

‘Gürültü çıkaran’ yazarın bilgece haykırışları

Cengiz Cemri, “İnkâr – Kötülüğün Abadı” adlı doktor Ayhan Kavak’ın kitabına yazdığı önsözün bir yerinde; “Özgürlük, köleler için değil! Köle olduğunun farkında olanlar içindir” diyor.

İşte bu eksende egemenlerce mahpusluğu adeta kölelik haline dönüştürenlere meydan okurcasına; özgürlük tutkusunu asla ötelemeyen tutsakların sesi, çığlığı, haykırışı, çoğu kez kendi çeperlerinde sahici “farkındalık”lar yaratır/yaratıyor.

Benim yazar Ayhan Kavak’a ilişkin farkındalığım, biraz böyle oluştu diyebilirim. Kendisini müebbetlik bir siyasi tutsak olarak basından ve aile fertlerinden de kimileri tanıyor olmam nedeniyle biliyordum elbette. Ama bizzat kendisinin cezaevinden haber yollayıp kitabı “İnkâr – Kötülüğün Abadı”ndan haberdar kılması kitapla erken buluşmamı sağladı.

Size öncelikle iki hikâye anlatacağım…

Kızılderililer Ay’da akrabalarının olduğuna inanırmış. 1969 yılında NASA üssünden Ay’a astronot gönderileceğini öğrendiklerinde yaşlı şefleriyle toplanıp dayanmışlar NASA’nın kapısına. Kapıdaki görevlilerin “ne istedikleri”ni sorgulamalarına cevaben “Ay’da akrabalarımız var. Onlara verilmek üzere bir mektup yazdık. Onu alıp kendilerine iletmenizi istiyoruz” derler. NASA görevlileri onları kovar. Ama Kızılderililer bıkmadan usanmadan her gün NASA’nın kapısına gidip mektubu almaları için ısrar ederler. NASA yetkilileri baş edemeyeceklerini anlayınca şeflerin elinden mektubu alıp Ay’daki akrabalarına ulaştıracakları sözünü verip Kızılderilileri yolcularlar. Sonra mektubu açıp okurlar. Bir tek cümle yazılıdır mektupta: “Size bir şeyler imzalatmaya kalkarlarsa sakın imzalamayın.”

Çünkü kendileri beyaz adama inanmış ve imzalamışlardır. Sonuç, vahşi bir yerli (Kızılderili) soykırımı olmuştur. Soykırımdan kurtulanları bekleyen ise rezerv kamplarındaki acımasız ve çok kötü yaşam koşuluyla birlikte amiyane tabiriyle “kölelik” olmuştur.

Diğer hikâyemiz ise İslam’ın dört mezhebi Hanifilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbellilik’den biri olan Hanbelli mezhebinin kurucusu olan İmam Ahmed Bin Hanbel’e ait olan ders verici bir meseldir.

Devletin vasıfları

Ahmed Bin Hanbel, Bağdat’ta yaşar ama Bağdat şehrinin gazilere vakfedilmesi nedeniyle Bağdat’ın ekmeğini yemezmiş. Musul’dan satın aldığı undan yaptığı ekmeği yermiş. Bağdat’ta Ahmed Bin Hanbel’in bir zamanlar İsfahan kadılığı yapmış, Salih adında çok dinibütün bir de oğlu varmış. İmam Hanbel’in müritleri bir gün ekmek pişirirken mayanın bittiğini fark edip oğlu Salih’den gidip almışlar. Sonra ekmeği pişirip Ahmed’in önüne koymuşlar. Ekmeği ağzına götürür götürmez “Bu ekmeğe ne oldu?” diye sormuş. Ekmeğin mayasının oğlu Salih’den alındığı söylenmiş. Ahmed Bin Hanbel cevaben; “Ben yemem, bırakın kalsın, dilenci kapıya gelince bu ekmeğin hamuru Ahmed’den mayası da Salih’dendir, isterseniz alın götürün dersiniz” demiş.

Müritler o ekmeği kırk gün bekletirler. Hiçbir dilenci o ekmeğe talip olmaz. Ekmek küflenip kokar. Balıklar yesin diye götürüp Dicle nehrine atar müritler. “Ekmeğe ne oldu?” diye soran Ahmed’e; “Dicle’ye attık” cevabını verir müritler. O günden sonra Dicle nehrinden avlanan balıkları da yemez Ahmed Bin Hanbel…

Aslında bu çarpıcı mesellerden çıkan özlü sonuç; devletin kurumsal olarak kirletici ve köleleştirici vasfıyla alakalıdır.

Doktor Ayhan Kavak 17 yıldır mahpus hayatı yaşayan müebbetlik bir siyasi tutsak. 2004 yılında “Gülhatmi” ve “Hayata Dokunuşlar” adıyla iki öykü kitabı yazmış cezaevinden. Öykülerinde yıllar sonra yayımlanacak olan “İnkâr” kitabının felsefi altyapısının ipuçlarını da hayli yıl evvelinden vermiş.

Bilge demiş ki: “Havsalaya takılan soru yanıtlanmaya muhtaçtır.”

İşte “İnkâr – Kötülüğün Abadı”nda Doktor Kavak; havsalaya takılan ve bilgelerin tarih boyunca yanıtlarını aradığı derinlikteki meselelere cevap olmuş sözün kudretine bilgece cevaplar arıyor/yetiştiriyor.

İktidarların elinde bir kez “oyun hamuru” olmayı kabullenenlerin geri dönüşü olmadığını anlatıyor örneklerle.

Özgürlük çığlıkları

Marguerite Duras; “yazmak, gürültü çıkarmadan haykırmaktır” diyor. Ama doktor, derin ve uzun okumalarından süzdükleriyle hayli gürültü çıkararak haykırıyor, hem de bilgece haykırıyor…

Ve dahi adeta bir “toplumsal lavman” yaparak; “İnkâr”da kendi tabiriyle 500 yıllık kapitalist modernitenin MR’ını (Emar) çekiyor/çıkarıyor.

gurultu2Abdullah Öcalan’dan Alaaddin Şenel’e, Ali Şeriati’den Azra Erhat’a, Elias Canetti’den Feridüddin Attar’a, Gordon Childe’den Jean Boudrillard’a, Hobson’dan Joseph Campbell’e, Wittgenstein’den Lazarev’e, Pavel Dolukhanov’dan Roger Lewin’e, Zizek ve Adorno’dan Zygmunt Bauman’a sıkı bir referans okuma listesi de okura sunuyor…

Ne hazin bir tragedya ki; Cioran’ın tabiriyle; servet diye eşkıyalığın marifetleriyle insanlığa dayatılan vahşi uygarlığın köleleştirdiklerinin özgürlük çığlıkları bugün haykırışlarıyla ses veriyor…

İnsan tekinin kendi beyninde yarattığı hapishanenin zorba duvarlarının dışına taşan bir dünyadan sesleniyor bize sözüyle, kelamıyla Ayhan Kavak, kulak vermek gerek…

* Dr. Ayhan Kavak, İnkâr Kötülüğün Abadı, Ar Yayıncılık, İstanbul Mayıs 2016

24 Temmuz 2016 Diyarbekir

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal