Gördüklerimden çok inanmak istediklerim

Gördüklerimden çok inanmak istediklerim

Bir daha görmeyiz böyle günler diyorduk ya… Darbe günleri… neyimize güveniyorduk!? Tarih tekerrürden ibaret dediğinde o darbeci çok gülünmüştü değil mi ona? Suratına değil ama arkasından. Diyalektik bilmeyen ahmak diye. Biz de tüm yüzleşmeler ahirete kalır. İlk çağdan başlamayalım hadi, III. Selim’e gelelim, oradan ötesini okuyup anlamaya çalışalım. Nelerin nelerin durmadan ve durmadan tekrar ettiğini bir görelim. Neler olduğu da kalsın bir kenarda, neden olduğuna bir bakalım. Tarih bizimki gibi ülkelerde tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli. Milan Kundera “Gülüşün ve Unutuş”un kitabında bir yerde demişti “İnsanın iktidara karşı savaşımı, belleğin unutuşa karşı savaşımıdır.” Bugünleri düşünürken ister istemez aklım durmadan geçmişe çapa atıyor.  Avam ile havas, avam ile iktidar, havas ile iktidar durmadan aynı filmi çeviriyor. 

Peki, tamam yılgın olmayalım. Önümüze bakalım ve eski defterleri de karıştırmayalım. Geçmişin üzerine sünger çekelim, hayır çekmeyelim beton dökelim. Ama bilelim bastırılmış olan hortlar, geri gelir. İşte, hayaletler, hortlaklar ülkesi oluşumuz da bundan. Ne gam; birlik ve beraberlik için/de önümüze bakalım. Bakalım da mesela ben suratına tükürdüğüm birinin yarabbi şükür deyip benle bir yol yürümesinde bir bit yeniği ararım. Güven ne sıcak, ne asil ne iyileştirici bir duygudur. Sonra, başını eğme dik dur diye bağrışıyor herkes. Bu herkes kim onları tanımıyorum. Kendi yalnızlığımda üşümeyi tercih ediyorum cehennem çemberi gibi bir herkes sıcaklığına. Evet, diyorum ama omurganın işlevi toplumsallığın içindeki sınavlarla kendini açık eder. İnsan-insan, insan-toplum ilişkilerinde bizi gönendiren güzel bir duygudur haysiyet. İnsan ölür de haysiyetinden vazgeçmez. Vazgeçmez değil mi?! Birlik ve beraberlik benim için güveneceğim haysiyetli insanlarla birlikte kurulur. Bu varsa ben o çemberi gülbahçesi görüp bir karınca, bir arı gibi yeni yepyeni bir toplum inşası için çalışan olurum. Güzel günler, güneşli günler, motorları maviliklere sürmek için gelen günler…

Kandırılmaktan hiç hoşlanmam; ama insanız kandırıldığımız olmuştur çok. İnsan bir aldanış demişiz, bazen olanak bazen olasılık. Bunda beis yok hem de hiç. Kandırılana sempati duymam beklenmesin ama. Kandığında insan en büyük cezayı kendi eliyle veriyor çünkü kendine. Kendimden biliyorum. İnsanı kendim gibi bilmek istiyorum. O aynı zamanda sorumluluktur. O nedenle gücün tüm olanak ve konforuyla hareket edebilenler kandırıldıklarında hakkınızı helal edin diyerek bir hukuk devletinde işin içinden sıyrılamazlar, sıyrılmamalılar ki hani o haysiyetten fışkıran güven biz fanilerin içinde yeşersin. Bizdeki filiz yeşermeden olmaz. Hukuk varsa ve adalet, vicdan… o daha derin bir konu, onda ısrar etmeyelim şimdilik, kandırılmış olmak paçanızı kurtarmaz. Kurtarmamalı. Kandırılmışlığın yol açtıklarının sorumluluğundan ve yaptırımlarından kaçmak olmaz. Olmasın ki yeni bir kandırmaca oyununun içine çekiliyormuşuz nahoşluğu oluşmasın içimizde. Birlik ve beraberlik… bu, güvenle ilgiliyse güven de inanmakla. İnandırmak zorunda olanlar şeffaf bir yüzleşmenin eşiğine geldiği gün nasıl bir birlik duygusu akacaktır öyle gürül gürül.

Aşağılıkça, ahmakça bir kötücüllüğün şuursuz hamlesi olan darbeye maruz kalmak kabul edilemez bir utanç. Daha ağır sözlerle yerini aldı belleklerde. Tarih kalemini nasıl oynatacak henüz belli değil. İktidar tehlikenin henüz atlatılamadığını söylüyor. Kimse kimseye güvenmediği için, kimse kimseye sırtını şu an dönemediği için mi  birlik ve beraberlik koalisyonda? Peki, bu birlik ve beraberlik çemberi ateşten midir gülden mi? Yasal yollarla ve demokrasi toplumu olmanın doğal sonucu olarak doğal yollarla Meclis’e girmiş bir başka parti olan HDP ve onların seçmenlerinin yoksayıldığı bu birlik ve beraberlik nasıl olacak? Cebren çemberin dışında bıraktıklarınız ve bıraktıklarınız yüzünden zihinlerinde sorgulama kıpırtısı olan başka sıradan yurttaşlarda bu güven duygusu ve istediğiniz toplumu oluşturmak için karmaya çalıştığınız inşa harcı nasıl tutacak?

Bugün sevindirici olan tek şey toplumun hemen hemen tümünün darbenin soğuk yüzünden yüz çevirmesi. Ama bu yetmez. Barış masasından kalkıldığından bu yana yeni, başka bir toplum inşasının kıyıcı politikaları öteki olan her kesim üzerinden çoktan üretilmeye başlanmıştı. Bunun en akıl dışı söylemleri kadınlar üzerinden ve beden politikalarına dair meydanlarda deklare edilmişti bize. Zul gelmez de, Osmanlı’da ve Türkiye’de kadın hareketlerini ve tarihini okursanız Milli Mücadele dönemine dair tüm söylemlerin ve nüfus politikalarının kadınlar ve aile üzerinden nasıl yeniden anakronik bir aymazlıkla üretildiğini çok rahat görebilirsiniz. Kadınlar, Kürtler, LGTBİ, anti-militaristler, anti-kapitalistler, özgürlükçüler, solcular… herkes çoktan öteki. Bu birlik ve beraberlik çemberi kimleri kapsıyor ve kimler kapsam dışında bu belli. Öyleyse bu ülke yurttaşı olarak bir atık, bir görünmez olan ben, kendimi nasıl güvende hissedeceğim? Dahil olmak nedir bir bunu konuşmalı? Çemberin içinde özgürsün, dışında hapis… Bu illüzyonu konuşmalı. 

Öyle bir köşeye sıkıştık ki… Herkes öyle öfkeli ki ama hep ötekine. Bu köşeye sıkışmışlık psikolojisi basittir, kendine günah keçisi arar. Ve bu ülkede her taraf için fazlasıyla bir öteki var. Solcular için bazen Kemalistler sıkça, yetmezamaevetçiler, her zaman ‘liboş’lar; liberaller için Ortodoks Marksistler, Kemalistler için muhafazakârlar, mütedeyyinler, Türkler için Kürtler…  diye diye uzar gider. Kendi içinden, dostundan düşman yaratan ve bu karşıtlıklar olmadan kendini tanımlayamayan ve var hissedemeyen defolu bir toplumuz hepi topu. Hepimiz içindeyiz. Kimse de eline o taşı alıp ilk fırlatışı yapamaz. O eller havada taş olur. Hiç öyle milliyetçi romantizmlere ihtiyaç yok. Herkes aklını başına almak ve dürüstçe önce kendiyle konuşmak, herkes kendi kendinin kandırılmışlığıyla yüzleşmek zorunda. Toplum iktidar söylemlerinden bağımsız bir yapı olarak da var olabilir. Kendini kendi dinamikleriyle, hatırladıklarıyla, kültürü, ahde vefası, onuru, haysiyetiyle yeniden kurabilir. Uykusundan uyanabilir.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal