‘Fevkalade bir insan’: 150. doğum yıldönümünde Halit Ziya Uşaklıgil

‘Fevkalade bir insan’: 150. doğum yıldönümünde Halit Ziya Uşaklıgil

Doğumunun 150. yılında modern Türkçe romanın kurucu ismi Halit Ziya Uşaklıgil’i 28-29 Nisan günleri “Siyah Endişe – Bir Asır Sonu Anlatısı Olarak Halit Ziya Uşaklıgil Edebiyatı” başlıklı sempozyumla Boğaziçi Üniversitesi’nde anıldı. Türkiye’nin birçok üniversitesinden araştırmacılarla torunları Ayşe M. Berker ve Emine Uşaklıgil’in de katıldığı sempozyumda yazarın hayatı, eserleri, edebi ve siyasi kişiliği tarihsel bağlamda tartışıldı.

Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi işbirliğiyle sekiz oturum olarak düzenlenen sempozyumda, 60 yıllık yazı hayatında roman, öykü ve mensur şiirler üreten Türkçe edebiyatın ustalarından Halit Ziya Uşaklıgil’in eserleri, dünyası, düşleri farklı disiplinlerden yaklaşımlarla ele alındı.

halitziya2

Türkiye’den birçok üniversiteden araştırmacının katılımıyla gerçekleşen sempozyum, Zeynep Uysal başkanlığında “Halit Ziya Edebiyatında İlklere Sonlara ve Anılara dair” oturumuyla başladı, Halit Ziya ve Servet-i Fünûn edebiyatı; Ahmet H. Tanpınar’a, Oğuz Atay’a, İkinci Yeni’ye uzanan edebiyat anlayışı ve yazarlık tavrının izleri sürüldü.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Erol Köroğlu, “Mai ve Siyah’ın Doğal Olmayan Odağı:Tanzimat Romanını Yeniden Yazmak” başlıklı sunumunda, “Tanzimat romanı adını verdiğimiz, 1870’lerde başlayan Arap harfli Türkçe ile üretilen romanın ortaya çıkış dönemini sona erdiren ‘Mai ve Siyah’ın Tanzimat romanını sona erdirme biçimini ‘coda’ sözcüğü üzerinden düşünebiliriz” diyerek bu anlamda, ‘Mai ve Siyah’ın kendisinden önce yazılmış tek tek romanlarla ilişkili olsa da, asıl 25 yıllık bir roman üretme biçimini topyekûn bir biçimde ele alıp yeniden ifade ederek finale ulaştırdığını ileri sürdü. Köroğlu, “Halit Ziya bu yeniden yazma eylemini, Türkçe edebiyat araştırmacılığında yeterince ortaya konulup tartışılmamış bir anlatı tekniği tercihi üzerinden gerçekleştirmiştir” diyerek eleştirmenlerin yazarı bu bağlamda yeniden okumasını önerdi.

En ilginç sunumlardan biri de Yağmur Başak Selimoğlu’nun “Bir Levhalar Yığını Olarak Mai ve Siyah’a İllüstrasyonlardan Bakmak” oldu. Eserin illüstrasyonlar eşliğinde, 1896’da yeni edebiyatın öncü yayın organı Servet-i Fünun’da nasıl yayımlandığını gösteren sunum, edebiyat basını üzerinde de fikir verdi.

halitziya3

İlk gün oturumları torunları Ayşe Mizyan Berker ve Emine Uşaklıgil de izlediler ve anılarını paylaştılar. Berker, dedesiyle ilgili şunları söyledi:

“Ben en büyük kızının kızıyım, Emine en küçük oğlunun kızıdır. Ben dedemi çok iyi hatırlıyorum, 70’li yaşlarındaydı. Nenem de dedem de fevkalade insanlardı. 7 yaşından 12 yaşına yani vefatına kadar devamlı 1906’da yapılan, benim için cennet olan Yeşilköy’deki evde kaldım. Maddiyatın, siyasetin konuşulmadığı evde çok güzel bir hava içinde yaşandı. Dedemle bahçeyle meşgul olurduk, klasik müzik dinlerdi. Plakları değiştirme vazifesini kendiliğimden üstelenmiştim, orada saatlerce otururdum. Beni severdi, kitaplarını bana imzalar verirdi, ‘Melek gibi iyi huylu, şeytan gibi keskin zekâlı torunum Ayşe’ye’ diye yazmıştı. Bana en çok sevmeyi saymayı öğretti.”

Onu hatırlayamayan torunu Emine ise, dedesinin nadir bulunan isimler koyma özelliğini hatırlattı. Telgraf geç ulaştığı için adının Emine kalmasının şanssızlık, öte yandan kolaylık olduğunu söyledi.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal