Fetva, felsefe ve fantezi

Fetva, felsefe ve fantezi

“Geceyarısı Çocukları”, “Şeytan Âyetleri”, “Harun ve Hikâyeler Denizi”, “Soytarı Şalimar” gibi yapıtlarıyla ünlü Salman Rüşdi, “İki Yıl Sekiz Ay ve Yirmi Sekiz Gece” adlı yeni romanını, ifade özgürlüğü ve bilimkurgu üstüne düşüncelerini, New York Times’dan Alexandra Alter’a anlattı.
Rüşdi’nin yeni romanının başkahramanı, Batı felsefesini yüzyıllar boyunca etkilemiş olan, 12. yüzyılın büyük İslam düşünürü İbn Rüşd. Düşsel olaylarla dolu bu fantastik roman, İbn Rüşd’ün dünyaya geldiği 12. yüzyıl İspanya’sında başlıyor.
Hemen vurgulamak gerekir ki, İbn Rüşd’ün, Salman Rüşdi’nin yaşamında çok özel bir yeri var. Çünkü dedesinin soyadı Rüşdi değilmiş Hint asıllı Britanyalı yazarın; ama İbn Rüşd’ün felsefesinin en büyük hayranlarından biri olan babası, soyadını değiştirerek Rüşdi yapmış.
Romanda, İbn Rüşd, her nasılsa, aslında kılık değiştirmiş bir peri kızı olan Dunia adında çok güzel bir kadına âşık oluyor. İbn Rüşd ile Dunia’nın soyundan inenler parmak uçlarıyla yıldırımlar yağdırma ve şimşekler çaktırma, ağaç dallarını altına dönüştürme gibi özel güçlere sahip olduklarını keşfededursunlar, öykü, yakın geleceğin New York kentine sıçrayıveriyor.
Romanın son bölümünde ise, doğaüstü varlıklar, cinler, periler, insanlığın geleceği üstüne büyük bir savaşa giriyorlar.
felsefe2– Roman, dinsel inanç ile akıl, mantık arasındaki çelişki gibi daha önce de işlediğiniz bazı temaları da paylaşıyor. Ama üslup açısından bakıldığında, daha rahat bir anlatımla ortaçağ felsefesi ve İslam mitologyası ile nerdeyse günümüzün ünlü çizgi romanlarını anımsatan bir bilimkurgu evrenini kaynaştırıyor. Esin kaynağınız neydi?
– Çocukluğumda tam bir bilimkurgu bağımlısıydım. Yazar olarak ilk ilgi alanlarımdan biriydi bilimkurgu. Dönüp dolaşıp buraya gelmem epeyce zaman aldı. Ayrıca, anılarımı yazmama karşı bir tepki olarak da geldi. Anılarımı yazdığım iki-üç yıl boyunca gerçekleri anlatmak için gerçekten büyük çaba harcamıştım. Sonunda gerçeklerden usandım; bu kadar geçek yeter, biraz da uçalım, dedim kendi kendime.
– Tanrıtkanımaz olduğunuz açıkça biliniyor, ama en azından romanlarınızda mitologyaya ve çoktanrılı dinlere bir düşkünlüğünüz var.
– Düşünceler çok ilgimi çekiyor; dinler de düşüncelerin binlerce yıldır büyük bir incelikle şekillendiği bir alan. Tüm edebiyat, kutsal edebiyat olarak başlamıştır.
– Yeni romanınızın, Sultan Şehriyar tarafından öldürülmekten kurtulmak için ona her gece bir öykü anlatan Şehrazad’ın söylencesine bir tür “saygı ifadesi” niteliği de taşıdığı söylenebilir. Zaten romanın adı da “Binbir Gece Masalları”nı akla getiriyor. “Şeytan Âyetleri” adlı romanınız yüzünden Ayetullah Homeyni hakkınızda ölüm fetvası çıkardığında, Şehrazad’ın öyküsünü tersinden yaşamıştınız diyebilir miyiz?
– Evet, anti-Şehrazad. Hayatım nasılsa öyledir ve ne düşündüğümü de açıkça etkiler. Şehrazad, belirli bir yazarın kaleminden çıkmamış büyük karakterlerden biridir. Bu karakteri kimin yarattığını bilen yoktur. Ama Şehrazad vardır işte, edebiyatın ölümsüz karakterlerinden biridir. Zalim insanları onlara öyküler anlatarak uygarlaştıran birine âşık olmamanız mümkün mü?
felsefe3– Bu yıl, PEN Amerikan Merkezi’nin, kanlı bir saldırıya uğrayan Fransız mizah dergisi Charlie Ebdo’ya onur ödülü vermesini yürekten desteklediniz. Ama bazı yazarlar, derginin bağnaz düşünceleri kışkırttığını ileri sürerek buna karşı çıktılar. Bazı meslektaşlarınızdan ideolojik olarak ayrı düşmeniz sizi şaşırttı mı?
– İnanamadım. Hâlâ da inanamıyorum. Eski dostum olan onca yazar. Benim için gerçekten sarsıcıydı. Tabii, sonunda olan o dostluklara oluyor. Ben o zaman adaletsizliğe karşı çıkmıştım; Charlie Ebdo’daki çizerler karikatür yaptıkları için öldürüldüler. Biz Pen olarak ifade özgürlüğünü savunan bir örgütsek, nasıl olur da onların yanında yer almayız?
ABD, İran’a karşı yaptırımları sona erdirmenin ve diplomatik ilişkileri yeniden başlatmanın eşiğinde. İran’ın dini liderleri tarafından hakkında ölüm fetvası çıkarılmış biri olarak bu gelişme konusunda ne düşünüyorsunuz?
– Doğrusunu isterseniz, ne düşündüğümü gerçekten ben de bilmiyorum. Bu konuda çelişkiliyim. Bir yandan, son on yıl bize savaşın işe yaramadığını, belki de barışı denememiz gerektiğini gösteriyor. Ama öte yandan da, söz konusu ülke İran. Bunlar, nasıl diyeyim, güvenilmez insanlar. Ne düşüneceğimi bilemediğim tuhaf bir zemindeyim. Ama bunda da bir sorun yok, çünkü ben bir romancıyım. Bereket versin ki, dünyayı yönetmek zorunda değilim.

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal