Felsefe hakkında ne düşünüyorsunuz?

Felsefe hakkında ne düşünüyorsunuz?

Huizinga, “homo ludens” (oynayan insan) kavramını icat ettiğinden beri, hayatımızın büyük bölümüne bu gözle bakmaya başladık. Hatta bütün yapıp etmelerimizi oyunlara indirgeyenler bile oldu. Bunun iyi tarafları da var sakıncaları da; o tartışmaya girmiyorum. Fakat konunun diğer yanında hap “bilgiler” yer alıyor ki hızın yaşamımıza ettiği kötülüklerden biri bu. Yıllarını uzmanlaşmaya harcayanların emeğini deliğe süpürür gibi veya onlarla dalga geçen etkinlikler türedi. Mesela “90 Dakikada Mühendislik” ya da “90 Dakikada Nietzsche” türünden çalışmalar akıllara seza.

Fazla uzağa gitmeden kendi çöplüğümde ötmeye devam edeyim; felsefeyi 3-5 dakikaya ya da saniyelere sıkıştırmak, “fast-food kültürü”nün ve pragmatik pazarlama tekniklerinin düşünceye uyarlanmış biçimi. “Ne yani sıradan insan felsefe okumasın mı?” benzeri, buram buram ayrımcılık kokan deli saçması savunmalarla felsefeyi de düşünürleri de yalap şap “öğretmeye” yeltenen market kitapları üretmek ancak gülünüp geçilesi bir durum.

Şu “sıradan insan” mevzusuna kafayı takan epey düşünür var ve onların, yukarıda anlattığım tuhaf metinler ve içeriklerin ötesine geçip felsefeyi anlatılır hale getirme uğraşı dikkat çekiyor. Wolfram Eilenberger bunlardan biri; eğlenceli ve aynı zamanda özünde ağır metinler toplamı olan “Hâlâ Hayalleri Olanlar için Felsefe”yle, durum öykülerini felsefeyle birleştiriyor.

Felsefeyle oynayan yazar

Eilenberger, felsefenin “Nedir”li sorularından bunalma ihtimali bulunanlara “Bu da olabilir”li öyküler ve deneyimler sunuyor; yazarın deyişiyle “felsefi deneyimler.” Başımıza gelen, sürekli karşılaştığımız, bazen hiç dikkat etmediğimiz ve odaklandığımızda felsefi bir yönü kolayca keşfedebileceğimiz olayları getirip önümüze koyuyor. Elbette haplaştırmadan. Deyim yerindeyse sindire sindire ve aynı zamanda kısa kısa. Anlayacağınız zor bir işin altına imza atıyor.

Eilenberger, pragmatik bir yola girmiyor, yani “Felsefe ne işe yarar?” gibi bir sorudan yola çıkmıyor: “Felsefe yapmanın getirisi nedir? Bana ve yaşama faydası nedir? İlk ve basit yanıt: Felsefi deneyimi olan birisi bu soruyu sormaz. Felsefi deneyim açıklama gerektirmez; hazinedir, değerdir. Başka türlü söylemek gerekirse mükemmeldir, zevkli bir deneyimdir.”

Eilenberger, felsefeyle hayatın birbirinden kopuk olmadığını anlatmaya çabalıyor. Kitaptaki deneyimler aslında tam da buraya göndermede bulunuyor. Felsefeyle yaşamın birlikteliği kişiyi mutlu kılar mı? Buna olumlu yanıt vermek güç. Olsa olsa kuşkuyu arttırır ki zaten esas mesele de burada. Hatta felsefi deneyimin özünde bu var. Sorunlar karşısında türetilen sorunlar da aynı kaynaktan doğuyor.

Bilimdeki kanıtlamanın yerini temellendirmenin aldığı felsefede, aynı sorun üzerine farklı filozofların başka başka temellendirmeler getirip yanıtlar vermesi, işi hem zevkli hem de zorlu kılar. Eilenberger, bu durumun farkında ve kitabını da oradan hareketle kuruyor.

Katlana katlana gelen, bir soru ve sorun yumağına dönüşen, sürekli genişleyen ve başlangıçla bugün ulaştığı nokta arasındaki bağlantı, kopmak şöyle dursun devamlı güçlenen felsefe ve felsefe tarihi, Eilenberger’i hem zorlayan hem de onun ufkunu açan bir etkinlik olarak beliriyor.

“Çelişkili bütün” dediği şey, tam da buraya dokunuyor. Anlam vermenin öneminden bahsediyor; felsefe yapmak ve yaşamak için hayati bir edim bu. Birbirinden ayrı gibi duran metinler, alttan alta o “anlam verme”de birleşiyor. Tabii Eilenberger, bunu ancak okurun yapabileceğini veya istemezse yapamayacağını söylüyor.

Felsefeyle oynamak ya da felsefe yaparak oynamak ancak ona hâkim olmakla, hatta felsefeyi başka alanlarla (örneğin edebiyat, tarih antropolojiyle…) bir araya getirebilmekle mümkün. Eilenberger, kurguladığı veya düşünürlerin eserlerinden esinlenerek oluşturduğu öykülerde, resmen felsefeyle oynuyor. Bunu olumsuz şekilde algılamamak gerekli. Tam tersine bir müzisyen gibi doğaçlamalar yapıyor, notalar arasında gezinerek yeni melodiler ya da farklı kompozisyonlar bulmayı deniyor.

‘Sıradan insanın felsefe yapma hakkı’

Kitabın ilgi çekici ve aslında tartışmaya açık bir diğer yönü, her anlatının sonunda yer alan “Bu Konuda Filozoflar Ne Düşünüyor?” başlıklı bölümler. Eilenberger, buralarda anlatısına ilham veren düşünürlerin ve filozofların görüşlerine başvurmuş. Bilgiler kısa, eksik değil kesinlikle ama konuya dair fikri olanlar için ne kadar doyurucu, orası tartışılır. Fakat yazar, en başta belirttiği gibi daha önce felsefeye bulaşmayanlara seslendiğinden, gerek bu bu bölümleri gerek anlatılarını bir giriş olarak niteliyor.

Kitapta, felsefenin her disiplininden örneklere rastlamak olası; bilgi felsefesi, etik, dil felsefesi, estetik, insan felsefesi… Hepsi, yüzyıllardır kitaplarda cilt cilt tartışılan bu disiplinlerin soru(n)ları, Eilenberger tarafından öyküleştirilerek veya anlatı kıvamına getirilerek okurlara sunulmuş. Bu da hayli yorucu bir iş. Anlatıları okudukça sadeliğin zorluğunu da kavrıyorsunuz. Eilenberger’in “sadeleştirdiği” ve kitapta adını geçirdiği isimler, öyle kolay kolay yanına yaklaşılacak tipler değil: Gottlob Frege, Ludwig Wittgenstein, Platon, Aristoteles, Jaques Derrida, René Descartes, Jeremy Bentham, Charles Taylor, Sokrates, Pascal, Georg Gadamer, Ernst Tugendhat, David Hume, Immanuel Kant, Allan Sidelle, Ursula Wolf, Ernst Cassirer, William James, Kenneth Taylor, Sipnoza, John Stuart Mill, Peter Bieri ve Martin Heidegger…

Eilenberger’in anlatılarına konu olan bu isimler, dertlerini yıllarca hatırı sayılır bir kitleyle paylaştı. Yazar da felsefenin etki alanını genişletmesi gerektiğini savunduğundan bu isimleri seçmesine ve kitapta felsefe-anlatı-yaşam bağlantısı kurmasına şaşmamalı.

felsefe11Eilenberger’in kitapta tartıştığı ve anlatı haline getirdiği tüm konular filozoflar, düşünürler ve felsefeciler tarafından çok uzun zamandır yüksek bir perdeden dillendirildi. Hatta öyle zamanlar oldu ki “felsefenin ayakları yere basmalı artık” diyenler, camiadan aforoz edilmek istendi. Bazıları felsefece öldürüldü. Ancak pek yakın bir dönemden itibaren, felsefe-yaşam bağlantısına çok sık atıf yapılmaya başlandı. Bu da felsefenin uçuk bir alan olmadığını, aksine hayatımızda ne olup bitiyorsa hepsiyle bir şekilde bağlantısı bulunduğunu gösterdi.

İşte “Hâlâ Hayalleri Olanlar İçin Felsefe”de Eilenberger bu bağlantıya fazlasıyla işaret ediyor. Yazarın, “sıradan insanın felsefe yapma hakkı”ndan söz açmasının mantığı ve anlamı da burada aranmalı. Dolayısıyla felsefe, günlük akışın dışında olmadığı gibi tam göbeğinde. Eilenberger’in yaptığı “Filozoflar Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyor?” isimli bölümden hareketle kitabı okuyanlara sormak gerek: Peki, şimdi siz felsefe hakkında ne düşünüyorsunuz?..

Hâlâ Hayalleri Olanlar İçin Felsefe, Wolfram Eilenberger, Çeviren: Süreyya Turhan, Ayrıntı Yayınları, 176 s.  

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal