Fagunwa, ‘doğuştan kaybedenlerin babası’nı anlatıyor

Fagunwa, ‘doğuştan kaybedenlerin babası’nı anlatıyor

Yakın bir tarihte Afrika edebiyatıyla ilgili hazırlanan bir soruşturma dosyasına rastlamıştım internet ortamında. Dosyada yer alan kıtanın yazarları arasına Daniel O. Fagunwa’nın adının konmaması ise başlı başına bir felaketti. Tamam, Afrika edebiyatı konusunda ülkemizde uzman bulmak zor. Haydi onu da geçtim, en azından bu alanda kapsamlı okuma gerçekleştirecek insana rastlamak da güç. Hani bir elin parmaklarını geçmez desem yeri.

Afrika’daki bütün ülkeler söylence, yerel dil ve kültür konusunda zaten çok zengin. Nijeryalı Fagunwa da kendi memleketindeki Yoruba dilini kullanan bir yazardı. Yarattığı kahramanlar ve kurguladığı olaylar, içinde yetiştiği kültürün sağlam bir parçasıydı. Bu anlamda Fagunwa’nın hikâyelerindeki yapı, halk söylencelerine dayanıyordu. Artan coşku veya kimi anlarda baskın gelen ahlaki söylem, hiç ayrılmadığı kültürünün ve kendi dünya görüşünün bir yansımasıydı; o, maddi dünyayla manevi olanı buluşturan değerli bir kalemdi.

Şurası kesin ki Fagunwa, yaşadığı dönemde gerçekleşen olaylara kitaplarında değinmemişti. Onun yerine Yoruba kültürüne yoğunlaşmış ve halkının dünyaya bakışını yansıtmayı tercih etmişti. Gelenekleri ve Afrika’yı istila eden Hıristiyanlıktaki görüşlerden hareketle sağlam bir yapı oluşturan Fagunwa’nın ahlaki çıkarımları da kitaplarında önemli bir yer kapsıyordu. Bütün bunların hepsini Yoruba diliyle yaptı ve o dilin dünyada tanınmasını sağladı.

“400 İlah Ormanı”, Fagunwa’nın bu özelliklerini yansıtmasının yanında Yoruba kültürünün kuruluşundan ve bilgelerinin hayata kattıklarından örnekler de sunuyor.

Fagunwa2

‘Sefaletinizi düşündükçe size acıyoruz’

“400 İlah Ormanı”nda dikkat çeken ilk şey hareket. Kitabı Yoruba dilinden İngilizceye çeviren Wole Soyinka, Fagunwa’nın asıl amacını “hareketin güçlü anlamını aktarabilmekti” diye özetliyor. Fagunwa, bilge dostlarını ve halkı âdeta dans ettiriyor, yorumu da bize bırakıyor: Daha doğrusu yazar, kendi topraklarında hikâye avına çıkıyor ve avcılığı yüceltiyor bir bakıma. Kendisine anlatılan, Fagunwa’nın da bize aktardığı hikâyelerin unutulmaması için uğraşıyor. Akara-Ogun’un büyülü sözlerini ve kadim bilgeliğini ruhumuza zerk ediyor.

Avcı Akara-Ogun’un, hem evreni anlama hem de kendi evrenini kurma hikâyesini bizle buluşturan Fagunwa, bir ölçüde onun yeni bir dünya oluşturmasıyla birlikte geçmişine temas etme öyküsünü sunuyor. Bu, ormanın ve uçsuz bucaksız arazilerin ortasında, dünü ve gününü kavrama; her iki bölgeden de avlanma durumu.

Ete kemiğe bürünmüş bir avcı olarak çıktığı ilk yolculuklardan birinde karşılaştığı yaratık, Akara-Oğun’a gayet yalın bir hayat dersi veriyor: “İşte siz toprağın çocukları böylesiniz. Merhametlilere iyiliği zehir edersiniz. Sizi izliyoruz. Gözleriniz fıldır fıldır, hayatınız boyunca boş işlerin peşindesiniz. Karnı tok olanlarınız yüksek makam peşinde, krallar gibi yaşama arzusunda. Beş parmağın beşi bir mi? İç huzuru bulmak doğanızda yok. Bugün muradına erenler ertesi gün komşularının rahatını kaçırmak ister. Bugün ölüm, yarın hastalık. Bugün savaş, yarın keşmekeş. Bugün gözü yaşlı, yarın keder. Siz toprağın çocuklarının davası bu işte. Sefaletinizi düşündükçe size acıyoruz. Gözümüzden yaş, burnumuzdan sümük akıyor. Bunlar için bize muhabbet besleyip el üstünde tutacağınıza hasırlarımızı bile aşağılıyor, akan burunlarımıza dalga geçiyorsunuz…”

Acemilik günlerine denk gelen bu karşılaşma, gelecekte Akara-Ogun’un yolunu çizmesine yardımcı olacak bir ders niteliği de taşır. Fagunwa’nın ahlak söyleminin belirginleştiği satırlar bunlar. Son derece sade ve bir o kadar da etkili: Tıpkı küçük bir çocuğa anlatır gibi; basit ve aynı zamanda hayli karmaşık.

Akara-Ogun’un Dört Yüz İlah Ormanı’nındaki gezintileri bir aydınlanma yolculuğuna benziyor. Hatta ölümün orman yolunda gelmesini bile diliyor çünkü hem yolun kendisi hem de avlanma pek çok şeyden daha anlamlı ve değerli. Yaptığı büyüler ise karşısına dikilen engelleri aşmasını sağlıyor sanki. En azından inancı bu yönde.

Akara-Ogun, yolculukları sırasında bir başka şeyin farkına varıyor: “Sahiden de dürüst insan kalmamış, kalan varsa da kaybolmuş. Bu göğün altında güvenilecek bir avuç insan kalmış. İşte sırf bu belayı savuşturmak için sekiz yüz arkadaşım var. Böylece dört yüzü beni rezil ederse diğer dört yüzü övecektir.”

Fagunwa3

‘Tüm atalar pişmanlığa deva bulunmadığını bilir’

Dört Yüz İlah Ormanı’nın, Akara-Ogun’un olgunlaştığı ve zamanla kahramana dönüştüğü bir mekân olduğu tartışmasız. Üstelik orada yapıp ettiği her şey, ahali arasında bir destana dönüşüyor, bu da kralların ve Tanrıların kulağına gidince şöhreti günden güne katlanıyor.

Öte yandan Dört Yüz İlah Ormanı, mücadelenin sürdüğü, dünyanın başlangıcının öğrenildiği ve yeryüzüne gelen çocuklara hayatın nasıl üflendiğine dair hikâyeleri barındıran bir yer. Kısacası, bir irfan kaynağı. İşte buna güzel bir örnek: “Pişmanlık bir insan kusurudur ve kusursuz insan olmaz. Eğer kusur olmasaydı dünyanın cennetten farkı olmazdı. Bu kusur, büyüklerimize şu atasözünü söyletti: Kendine acıyanın hıçkırığından gözyaşları taşar, kederin sonu pişmanlıktır. Tüm atalar pişmanlığa deva bulunmadığını bilir.”

“Doğuştan Kaybedenlerin Babası” Akara-Ogun’un, ormanda öğrendiği en önemli şeylerin başında aklıselim insanların sözlerinin yabana atılmaması gerektiği geliyor. Daha sonra ise dünyanın anahtarının insanın elinde olmadığı. Bu ikisi, Yoruba kültürüyle Hıristiyanlığın bir sentezini; bilgeliğin ve ahlakın bir sentezini çağrıştırıyor.

“400 İlah Ormanı”, bir tür kozmogoni metni. Fagunwa, aktardıklarıyla, gelenekleriyle ve onların bıraktığı izlerle bağ kurarken halk söylenceleri aracılığıyla hem ahlakın hem de hayal gücünün sularında yüzüyor. Bu anlamda Fagunwa’nın kullandığı Yoruba dili, sadece kendi derdini anlatmasını sağlamıyor, aynı zamanda bir mit yaratmasını kolaylaştırıyor.

Fagunwa4Diğer yandan kitap, içindeki öğelere (yaratıklara, büyücülere vd.) baktığımızda fantastik bir metin ve buram buram Afrika bilgeliği kokan hikâyeler de barındırıyor. Oradaki avcı(lar), Fagunwa’nın elinde hayatın topraklarına çıplak ayakla basan bir insana dönüşüyor.

Yazarı gerçekçi olmamakla suçlayanlar var. “400 İlah Ormanı”nı okuyunca ve Fagunwa’nın diğer kitaplarını hesaba katınca bunun biraz absürd olduğunu anlayabiliriz. Çünkü o, bildiğimiz türden bir gerçeklikten çok kendi kültürünün, yani Yoruba evreninin gerçekliğini aktarıyor. Akara-Ogun’un başından geçenler, hep o kültürün yansıması ve bunun, bizim algıladığımız gerçeklikle örtüşmemesinden daha doğal bir şey yok.

400 İlah Ormanı, Daniel O. Fagunwa, Çeviren: Deniz Kurt, Altıkırkbeş Yayın, 144 s.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal