Ezidilerin sesi İngiltere’de

Ezidilerin sesi İngiltere’de

IŞİD, 2014 yılında Kuzey Irak’taki kasabaları ezip geçerek Ezidi erkekleri öldürüp kadınları kaçırıyordu. Bu günlerde hayatta kalma mücadelesi veren grup ise IŞİD.

Ezidiler ne olursa olsun, kültürlerinin kalıcı olarak korunmasını sağlamak için adımları atıyor. Ezidilerden oluşan koro ise, British Council’in çatışma bölgelerindeki mirası koruma girişiminin ve katılımcılar için iyileşme sürecinin bir parçası.

Ezidilerin eşsiz sanat formunu kaydetmek ve korumak için tasarlanmış bir müzik projesi olan koro, farklı koro eserlerini icra etmek ve müzikal arşivi Oxford’daki Bodleian Kütüphanesi’ne teslim etmek için bu hafta İngiltere’de. Ayrıca bu hafta Prens Charles ve Parlamento milletvekillerine de konser verecekler.

Ancak AMAR Vakfı’nın, Council’in çatışma bölgelerindeki mirası korumak girişiminin bir parçası olarak hayata geçirdiği proje, sadece kültürü korumanın ötesinde, aynı zamanda kolektif bir travma geçirmiş insanlar için de terapi niteliğinde. Birçok Ezidi, hâlâ kamplarda yaşıyor.

Projenin sorumlusu olan keman virtüözü Michael Bochmann, “Müziğin tadını başkalarıyla çıkarırken veya özellikle de birlikte müzik yaparken, mutlaka orada olmalı ve geçmiş ile geleceği unutmalısınız, sağlıklı yaşam tarzı budur” diyor.

Bochmann’ın kamplardaki çalışmaları, müziğin, katılımcıları bir araya, “buraya ve bu ana” getirme gücünü kutluyor. Müzik özellikle genç kadınları, yaşam koşullarını düşünmeyi arkalarında bırakıp yavaş yavaş şarkı söylemeye, dans etmeye ve birbirlerini desteklemeye teşvik etti. Beş kamptaki öğrenciler şu an kutsal bir müzik aleti olan tambur ve tef çalmayı öğreniyorlar.

IŞİD tarafından, Fırat Nehri’nin altında satılan ve ailesi, serbest bırakılması için 12 bin dolar ödeyene kadar esir tutulan 19 yaşındaki Rainas Elias, “Geleceğimiz ve hayallerimiz olmadan biz bir hiçiz” diyor. Serbest bırakıldığında ise kızını IŞİD’in yanında bırakmak zorunda kalmış.

“Bize karşı bu iğrenç suçları işleyenlerin bir gün adaletin karşısına çıkmalarını umuyoruz” diyor ve şöyle devam ediyor: “Biz şimdi, Irak dışında insanca bir hayatı hak ediyoruz. Memleketimiz Şengal hâlâ bir savaş alanı ve güvenlik yok. Orada hiçbir zaman huzur içinde yaşayamayız.”

Elias şimdi babası, annesi ve ondan küçük iki erkek kardeşiyle birlikte yerinden edilmiş insanlara ayrılmış bir kamp alanında yaşıyor. “Yaşam standartları çok zor ve babam hasta olduğu için çalışamıyor” diyor. İstihdam fırsatları çok az. Elias, kız kardeşi ve ayrıldıklarında 18 ve 22 yaşlarında olan erkek kardeşlerine ne olduğunu hâlâ bilmiyor.

Elias’ın en büyük umudu, bir gün onların “özgürleştirildiğini” duymak. O gün gelene kadar, Ezidi yaşamı ve tek tanrılı inancın merkezinde olan eski müzikle avunuyor.

Elias, “Proje, bizim iyileşme sürecimizin bir parçası. Kız kardeşlerimle koroya katıldığıma çok mutluyum. Psikolojik açıdan bana çok faydası oldu, çok daha fazla ilerleme kaydedebiliyorum” diyor.

AMAR Vakfı’nın kurucusu olarak tura ev sahipliği yapan Emma Nicholson’a göre müzik, “bir yaşam kaynağı”. İnsanların genellikle mülteci kamplarında geçirdiği sürenin ortalama 11 yıl olduğunu göz önünde bulundurursak “yerinden edilmiş insanların yaşamı sadece yemek sırasına girmekten ibaret olamaz” diyor ve ekliyor: “Müzik ve kültür, her kampta olmalı.”

 

Kaynak: Guardian

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar