Edith Piaf: Yüzyıllık gizem

Edith Piaf: Yüzyıllık gizem

Gerçekten Paris’in arka sokaklarında bir apartmanın merdivenlerinde mi dünyaya geldi, gözleri gerçekten kör oldu mu, vatan haini miydi yoksa gerçek bir vatansever mi?.. Bunların hepsi Edith Piaf’ın hayatıyla ilgili gizem dolu soru işaretlerinden birkaçı. Üstelik bu soru işaretleri hiçbir zaman ortadan kalkmayacak. Kimilerine göre Piaf’ın hayatıyla ilgili söylediği yalanların bir sınırı yok, kimilerine göre ise acılarla harmanlanmış yaşam öyküsünün ardında gerçek bir aşkın hayalini kurarken oradan oraya savrulmuş bir küçük kadın var. Ne olursa olsun 100. doğum gününde yaptığı şarkılar, sahne performansları ve efsaneleşmiş hayat hikâyesiyle müzik tarihinin izi silinmeyecek karakterlerinden biri Piaf.

Belleville, Paris’in etnik açıdan en zengin olduğu bölgelerden biri olmakla birlikte işçi sınıfının yerleşim merkezlerinden de biri. Sokak sanatçısı Louis-Alphonse Gassion, genelev sahibi annesi Leontine Louise Descamps ve babası Victor Alphonse Gassion’un yaşadığı Normandy’den ayrılıp Paris’te şansını deniyor. Kendisi gibi bir akrobatın kızı olan Livorno kökenli Annetta Giovanna Maillard ise Paris kafelerinde Line Marsa adıyla şarkılar söylüyor. Belleville’de yolları kesişen iki gencin aşkları kısa sürede alevleniyor, evleniyorlar ve bir sene içinde kızları Edith Giovanna Gassion dünyaya geliyor. İşte bir küçük serçenin gizemli hayatı tam da burada başlıyor. Kimilerine göre Belleville’de bir apartmanın merdivenlerinde dünyaya geliyor, kimilerine göre ise bu 20 yıl sonra aldığı “Kaldırım Serçesi” lakabına karşılık gelecek acıklı bir senaryodan ibaret, çünkü Tenon Hastanesi’ne kayıtlı bir doğum belgesi de yok değil. Adını da Birinci Dünya Savaşı’nda Alman işgalinden kaçan Fransız askerlerine yardım eden bir hemşireden alıyor.

gizem2

Azize efsanesi

Hayatının büyük kısmı sisle kaplı. Özellikle de çocukluk dönemi. Fransız gazeteci Robert Belleret’nin 2013 yılında yayımladığı “Piaf: Un Mythe Francais” (Piaf: Bir Fransız Miti) kitabıyla birlikte ortaya çıkan belgeler de düşünülünce Piaf’ın hayat hikâyesi iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Belleret, “Piaf’ın riyakarlığının sınırı yok” diyecek kadar iddialı. Bugüne dek ballandıra ballandıra anlatılan ve mucizevi yanıyla dinleyen herkesi derinden etkileyen hikâyesini baştan yalanlıyor mesela. Anlatılanlara göre üç yaşında bir mikrop kapıyor, gözlerini kaybediyor ve yedi yaşına kadar hiçbir şey görmüyor. Ta ki Katolik Kilisesi’nin azizelerinden Thérese de Lisieux elini uzatana dek… Bir tanıdığı, azize heykelinin gözlerine para koyup dualar ediyor ve Piaf’ın gözleri bir anda açılıyor. Belleret’e göre ise bu sadece birkaç haftalık bir göz enfeksiyonundan ibaret. Ama kanıt olmadığı için inanıp inanmamak tamamen kişiye kalmış.

Sanatçının biyografisini kaleme alan birçok kişinin hemfikir olduğu bir konu ise Piaf’ın terk edilmiş bir çocukluk geçirmesi. Daha doğar doğmaz onu bırakan annesinin boşluğunu doldurmak amacıyla babası küçük kızını alıp Normandy’deki annesine götürüyor. Piaf’ın genelevlerle sıkı fıkı ilişkisi tam burada başlıyor. 10 fakir seks işçisinin arasında büyümeye çalışıyor. Yıllar sonra erkeklerle ilişkisindeki zayıflıklarını ise bu dönemlere bağlayacak ve “‘Bir erkek bir kadını çağırıyorsa kadının onu reddetme olasılığı yoktur’ diye inanmıştım” diyecek.

gizem3

14 yaşına geldiğinde babası onun daha fazla genelevde yaşamasını istemiyor ve Piaf’ı alıp yeniden sokaklara dönüyor. Artık sokaklar evi; şarkı söylemekse mesleği. Ama o dönemde tek bildiği parça Fransa ulusal marşı olduğundan sokaklarda babasının akrobasi gösterilerine eşlik edip bildiği tek marşla para kazanmaya başlıyor. Uzun dönem en yakın arkadaşı olan Momone’la da sokaklarda tanışıyor. Çünkü o da bir sokak şarkıcısı. Daha reşit bile olmadan Momone’la bir ev kiralıyor ve babasının himayesinden yavaş yavaş çıkıyor. Özgürlüğünün tadını yaşamanın yanı sıra kadınlığını da keşfediyor.

1932’de hayatının önemli erkeklerinden biri olan Louis Dupont’la tanışıyor. Aralarındaki ilişki kısa zamanda tutkulu bir aşka dönüşüyor. Hemen bir çatı altına girmeye karar vermelerine rağmen Piaf, arkadaşını bırakmak istemiyor ve üçü aynı evde yaşamaya başlıyorlar. Ancak Dupont’la Momone arasındaki huzursuzluk kısa zamanda Piaf’la ilişkisine de yansıyor. Önce sokaklarda çalışmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor, sonra kendi bulduğu işlere yerleştirmeye çalışıyor sanatçıyı. Ancak nafile. Aklı, ruhu sokaklarda. 17 yaşında hamile kalıyor, Marcelle adında bir kız çocuğu dünyaya getiriyor ancak bir annesi yok. Piaf, annesinin genlerine bağladığı bir yoksunluğa sahip; annelik içgüdüsüne, domestik özelliklere ve ebeveyn olacak bir kabiliyete sahip olmadığını söylüyor. Doğum yaptıktan çok kısa bir zaman sonra yine sokaklara dönüyor. Marcelle’in kederli hayatı ise sadece iki yıl sürüyor. Menenjit olan küçük kız annesinden uzakta veda ediyor hayata. Piaf’ın ömründe ne kadar iz bıraktığı bile bilinmeden…

1935’te kariyerinde büyük rol oynayan bir isimle tanışıyor; Paris’te yüksek sosyeteye hizmet veren gece kulübünün sahibi Louis Leplée. İlk gerçek patronu Piaf’a sadece nasıl sahneyi dolduracağını anlatmakla kalmıyor, kariyeri boyunca imzası haline gelecek siyah elbiselerinin de fikir babası oluyor. Daha da önemlisi 1.47 metrelik boyu dolayısıyla ona “Küçük Serçe” lakabını takan da o oluyor. Katkısı büyük. Ancak yolları kısa zamanda ayrılıyor. 6 Nisan 1936 günü öldürülen Leplée’nin ardından Piaf da sorgulanıyor. Hakkında çıkan olumsuz haberler kariyerini bir süreliğine tehdit etse de bu kez yine onu bu durumdan çıkaran bir erkek oluyor. Daha sonra ilişki de yaşadığı Raymond Asso, onu bu negatif haberlerden kurtarmanın tek yolunun “Küçük Serçe” lakabından kurtulmak olduğuna iknâ ediyor ve Paris sahneleri bu kez Edith Piaf’la tanışıyor.

gizem4

Vatansever mi vatan haini mi?

Kuşkusuz Piaf’ın kariyeri İkinci Dünya Savaşı’ndan ayrı yorumlanamaz. Zira şanson ve marşlara kattığı ekstra tutkulu yorumları sayesinde Paris’te en çok Fransız askerleri tarafından seviliyor. O dönemde birçok gece kulübü ve genelevde sahneye çıkan sanatçı kazandığı paralarla Paris gestaposunun ana merkezine çok yakın bir yerde lüks bir dairede yaşamaya başlıyor. İşte bu noktada yine ikileme düşmek mümkün. Çünkü biyografisini ele alan yazarların bir kısmına göre Piaf, Alman işgali sırasında yüzlerce Fransız askerine sahte kimlik çıkartabilecek güçte ve vatanseverlikteydi. Karşıt görüşe göre ise aynı dönemde sıkı fıkı olduğu yüksek rütbeli Alman askerleri kendisini Berlin’de ağırlıyor, uzun turneler düzenleniyordu. Vatan haini mi vatansever mi tartışmaları o dönemde de ayyuka çıktığından bir dönem bazı radyoların kendisine ambargo koyduğu da bir gerçek.

1944 yılında ise Piaf için küçük, müzik tarihi için büyük bir işbirliği yaşanıyor. Moulin Rouge’da Edith Piaf ve Yves Montand bir araya geliyor. Hem de öyle bir günlüğüne de değil. 1947’de “Mais Qu’est-Ce Que J’ai”nin sözlerini yazıyor, Montand okuyor. Bir yıl içinde Montand kendisi kadar ünlü olunca aşk devreden çıkıyor, egolar giriyor ve ayrılıyorlar. Çok kısa bir zaman sonra “Hayatımın aşkıydı” dediği boksör Marcel Cerdan’la tanışıyor ve evleniyor. Ancak Cerdan’ın 1949’da Piaf’la buluşmak üzere bindiği Paris – New York uçağı düşünce bu tutkulu aşk hikâyesi de acıklı bir şekilde sonlanıyor.

Ruhen yorgun bir kadın olması bir yana Piaf’ın fiziksel acıları da yıllarla birlikte artıyor. 1951’de Charles Aznavour’la birlikte geçirdiği otomobil kazasında kolunu ve kaburgalarını kırıyor ve bu kazadan kendisine yadigar kalan acılarını dindirmek için morfin ve alkole sığınıyor. Bu hayatının sonuna dek sürecek bağımlılıklarının da başlangıcı.

NICE, FRANCE - MAY 31: Singer Edith Piaf and her husband singer Theo Sarapo arrive at Nice airport for holiday in St Jean Cap Ferrat on May 31, 1963 in Nice, France. (Photo by Keystone-France/Gamma-Keystone via Getty Images)

NICE, FRANCE – MAY 31: Singer Edith Piaf and her husband singer Theo Sarapo arrive at Nice airport for holiday in St Jean Cap Ferrat on May 31, 1963 in Nice, France. (Photo by Keystone-France/Gamma-Keystone via Getty Images)

Kuşkusuz yaşadığı aşklar onun hayatında önemli rol oynuyor. 1952’de bir kez daha kendisi gibi bir müzik tutkunuyla evleniyor. René Ducos yani sahne adıyla Jacques Pills’le evliliği beş yıl sürüyor. Ancak şöhreti bu yıllarda okyanuslar ötesi bir etkiye sahip. Konser verdiği mekânlar hasılat rekorları kırıyor, kendisinden önce sahne alan isimler bir gecede ünleniyor. Ancak bütün bu başarı, şöhret, hayranlarının sevgisi yalnızlığını hafifletmiyor. 1962’de kendisine hayran hayran bakan bir genç adamla tanıştığında belki de bir kez daha gerçek aşkı bulduğunu düşünüyor.

Theo Sarapo, kendisinden 20 yaş genç eski bir kuaför. Şarkıcı olmanın hayallerini kuran genç adam çok kısa zamanda Piaf’ın kapsama alanına giriyor. Beraber sahne alıyor, şarkı söylüyor, katıldıkları her davette birbirlerini iltifat yağmurlarına tutuyorlar. Oysa bu genç ve yakışıklı Rum genciyle yaşadığı aşkın görünmeyen bir yanı var. Piaf, yakın arkadaşı Jacques Bourgeat’a yazdığı mektuplarda hiç sevişmediklerini söylüyor ve dahası yanında annesi gibi göründüğünü söyleyerek bundan rahatsızlığını dile getiriyor.

İlişkilerinin boyutunu kestirmek güç olsa da Piaf’ın yaşadığı sağlık sorunları zaten geleceklerine mani oluyor. Geçirdiği trafik kazalarından kalan fiziksel acıları, ülser, karaciğer problemleri yanında bağımlılıkları da cabası. Üstelik genç kocasıyla yaptığı şık nikâh töreninin akabinde sorunları bir anda hızlanıyor ve aynı yıl 30 kilo birden kaybediyor. Kaçınılmaz sonun yakın olduğunu herkes biliyor. 10 Ekim 1963 günü Fransız rivierasındaki villasında gözlerini yumuyor Piaf.

Her ne kadar yıllarca, milyonlarca dinleyicisine “Hayatta hiçbir şeyden pişman değilim” diye seslenip takdir ve hayranlık karışımı yüce duygularla beslense de son nefesini vermeden önce sarf ettiği bir cümleyle kafalarda soru işareti bırakıyor: “Hayatın boyunca ne yaptıysan bedelini ödemek zorundasın.” 47 yaşında, küçücük bedeni ve koskoca acılarıyla yüzbinlerce hayranının Paris sokaklarını doldurduğu bir cenaze töreni eşliğinde bu hayata veda ediyor. Ardında tonlarca soru işareti ve insanın ruhuna işleyen yüzlerce şansonla…

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal