‘Dünyanın başka bir sonu mümkün’

‘Dünyanın başka bir sonu mümkün’

Yirmi birinci yüzyıla damga vuran hakikat-sonrası (ya da alternatif gerçeklik) ve hakikat arasındaki çelişki, popülizm, kıpırdanan faşizm, insani ve ekolojik krizler, belirsizlik, COVID-19 salgını ve sonrasında dünyanın nasıl şekilleneceğine dair kaygılar, ‘yeni normaller’, zenginler ile yoksullar arasında büyüyen gelir adaletsizliği gibi sorunlar karşımıza bazı gerçekleri çıkardı: Neoliberal kapitalist sistemin vaat ettiği pembe tablonun çöküşünün yanı sıra sistemin yarattığı yıkım ve kısırdöngü bunlardan birkaçıydı. Bunlar tarihsel krizi derinleştirdi. Bir diğer gerçek, artık alternatif bir sistemin ve özgürleşme hareketinin gezegeni, insanları ve öbür canlıları kurtarmak için zorunlu hâle geldiği.

Srećko Horvat’a göre şu anki dünyayı anlatacak en iyi ifade ‘apokaliptik.’ “Gelecekten Gelen Şiir” kitabının önsözünde, günümüzün kaygı ortamını tasvir ediyor yazar: “Dünya üzerindeki pek çok insan COVID-19’dan korkuyor ama pek çoğu, polis eliyle ya da mutlak çevre tahribatı nedeniyle nefessiz bırakılıp öldürülmekten daha fazla korkuyor. İşten çıkarılmış milyonlarca işsiz de COVID-19’dan korkuyor ama pek çokları için ‘Gelecek ay nasıl hayatta kalırım?’ sorusu daha büyük bir endişe kaynağı.”

Sorular şöyle: Zenginin daha çok zenginleştiği, yoksulun daha da yoksullaştığı günümüz dünyasında ayakta nasıl kalacağız? ‘Dünyanın başka bir sonu mümkün’ sloganının altını nasıl dolduracağız? COVID-19’la birlikte daha çok belirginleşen ve kâr hırsından doğan sınıf savaşının üstesinden nasıl geleceğiz?

Horvat, “Gelecekten Gelen Şiir”de mevcut durumu ortaya koyarken uzak ve yakın geçmişe bakıp hem yukarıdaki sorulara yanıt vermeye uğraşıyor hem de çözüm önerileri sıralamaya çabalıyor.

İşgal altındaki yaşam

Horvat’ın günümüzü tasvir ederken apokaliptik kelimesini kullanmasının en önemli nedeni, gezegenimize hâkim olan kargaşa: İklim değişikliğine bağlı olarak karşılaştığımız doğal felaketler, otoriter sağcı siyasetçiler, göçmenler, örülen ya da örülmek istenen duvarlar, sanal sınırlar, çevre kirliliği, nükleer savaş tehdidi vd. gelişmeler, söz konusu kargaşayı doğuruyor.

Küreselleşme şiarıyla dünyaya yayılan neoliberal kapitalist sistem ise bahsi geçen kargaşayla günden güne bataklığa saplanıyor. Tam bu noktada Horvat, geçmişten bugüne baktığı ve geleceğe uzanan bir hikâye anlatmaya başlıyor; şimdilerde yaşananlara bir anda gelmediğimizi hatırlatıyor.

Horvat, 1940’larda Nazilerin işgalinden kurtulup bir devrim yaratan Yugoslavya halkını anımsatırken günümüzdeki işgali betimliyor: “Günümüzde, tarihsel revizyonizm (tarihin yeniden yazım süreci ve faşizmin meşru söylem hâline gelişi) ile ‘şimdicilik’ (hızla yayılan yalan haber, sosyal ağlar dünyasında yaşama) tüm hafızaları zapt etmiş durumda (…) İstencin melankolisi ve kötümserliğinde boğulan duygularımızın, arzularımızın ve hayal gücümüzün manen işgal edilmesi de söz konusu. Bugün yaşadığımız işgal, başka bir alternatif olmadığına, dolayısıyla bir geleceğin de olmadığına yönelik yaygın hisse -hatta gerçekliğe- dayanıyor.”

Horvat, 1940’larda işgalden çıkış yolu olarak bir direniş ve devrim geliştiren Yugoslavya’nın yaptığı gibi bugünün ‘melankoli dolu uzun kışı’ndan kurtulmak için bir umut ve direniş yaratmak gerektiğini düşünüyor.

Yazarın ifadesiyle bugünkü işgalin seçeneksizlik yaratma arzusundaki kültürel hegemonya eliyle gerçekleştirildiğinin farkında olmak, bir direniş ve alternatif bir sistemi hayata geçirmeyi kolaylaştırabilir. Bir başka kolaylaştırıcı, demokratik ambalajlı liderlerin, Hegel’in deyişiyle ‘dogmatik uykusu’nu ve ‘kamu yararı için’ halkın temel haklarını askıya aldığı bir uygulama olan ‘istisna hâli’ni fark etmek.

Horvat, bu noktada haklı bir soruyla çıkıyor karşımıza: “Günümüzle benzerlik gösteren dönem 1930’lar değil de 1920’ler ve Weimar dönemiyse? Geleceğimiz için elzem bir ders taşıyan, bu dönemin son yıllarındaki istisna hâliyse?”

Direnişten özgürlüğe uzanan yol

Horvat’ın dillendirdiği soruyu cepte tutup doğrudan demokrasi hâlini alan; yazarın deyişiyle ‘siyaset yerine algoritmik yönetimi’ ikame eden Silikon Vadisi’nin eylemlerini (dilin, iletişimin ve duyguların sömürülmesini) göz önünde bulundurmak da yeni direniş ve alternatif sistem için bir yol gösterici olabilir. Bir başka deyişle hayatın devamı için kendisine bağlı olmayı şart koşan ağın, kişiyi makinesel köleleştirme çemberine aldığının ve insanın her etkileşimini ticarileştirdiğinin ayırdına varmak gerekiyor.

Öte yandan, yaratılan geleceksizlik ve alternatifsizlik hissine, küreselleşme sonrasının tufan olduğuna dair ‘fikirlere’ karşı uyanık kalmamız gerektiğini söylüyor Horvat. Bahsi geçen ‘fikirleri’ öne süren neoliberal kapitalist sistem uygulayıcılarının yarattığı mülteci krizinin özneleri olan göçmenleri ‘tehlikeli denetimsiz misafirler’ veya ‘doğal felaket’ diye nitelendirdiğini de unutmamalıyız.

Horvat’a göre iyimser olmayan umut, bu durumlar karşısında hem teşhis hem de çözüm için önemli; ‘direnişten özgürlüğe giden tek yol.’

Peki, bu özgürleşme hareketiyle neyin üstesinden gelinecek? Horvat’a kulak verelim: “Bugün gördüğümüz şey, alenen faşist siyasi partilerin yükselmesinden ziyade bütün siyasi manzaranın (tarihsel revizyonizm ve yabancı düşmanlığı yapan) ‘Faşist Enternasyonal’ ile (sağlık hizmetlerini ve eğitimi özelleştirip borç temelli ekonomiyi artıran) ‘Neoliberal Enternasyonal’in birbirini pekiştirdiği bir ‘aşırı merkez’e dönüşümüdür.”

Kitaba adını veren şiir, yani süreci ve özgürleşme hareketini birleştiren Horvat’ın önerisi, kolektif bir eylemi ve mücadeleyi hayata geçirmeye; diğer bir deyişle mekânı ve zamanı yeniden icat edecek bir enternasyonal yaratmaya denk geliyor.

“Gelecekten Gelen Şiir”, Srećko Horvat, Çeviren: M. Taha Tunç, Kolektif Kitap, 188 s. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal