‘Dişi Düşman’: Yeşilçam’da kadın olmak

‘Dişi Düşman’: Yeşilçam’da kadın olmak

“Sayın sinema seyircileri… Daha doğrusu sayın erkek seyirciler demem lazım. Yahu korkmaya başladım. Bu eli maşalı kadını yola getirmek de mesele. Fakat birkaç usulüm var.”

Gamze Türkkaynağı, adında “kadın” kelimesi geçen Yeşilçam filmlerinin bir kısmını “Dişi Düşman” adlı videosunda  bir araya getirdi.

“Kiralık Kadın”, “Satılık Kadın”, “Tövbekar Kadın”, “Yakılacak Kadın”, “Asılacak Kadın”, “Aile Kadını” gibi film adlarını ard arda görünce, her bir film başlığında toplumda kadınlar için yazılan hikâye daha açık seçik bir hal alıyor.

Türkiye’de kadına yüklenen rollerin ve normların tezahürünü, sinemadaki kadın temsilleri üzerinden, hem de film çözümlemesi yapmaya bile gerek kalmadan sadece film adlarıyla açıkça okuyabiliyoruz.

Tüm bunları konuşmak ve videosunun hikâyesini öğrenmek için Pera’da kahve içiyoruz Gamze’yle.

“Zamanında izleme fırsatı bulamadığım fakat havuzumda topladığım Yeşilçam filmleri vardı. Mezun olduktan sonra işsizlik dönemim ilk defa bir işe yaradı ve bu açığı bir nebze olsun giderebildim. Filmlerin içeriklerinin rahatsızlığı bir yana, filmlerin adları da huzursuz etmeye başladı beni. Hep bir ‘kadın’ kelimesi geçiyordu” diyerek başlıyor söze ve devam ediyor:

‘Bu filmlerin sayısı çok daha fazla’

Bir süre sonra ilgi alanımı filmlerin adlarına göre yoğunlaştırdım. Akabinde Yeşilçam’daki kadın figürleriyle ilgili yazılmış, çizilmiş içerikleri okudum. Baktım ki farklı zamanlarda benzer şeyler düşünüp, rahatsız olmuşuz aslında. Ben de bir kenarda tuttuğum bu filmlerden niçin bir video yapmayayım dedim. Yazma işini çok beceremiyorum fakat video da benim anlatım dilim. Biraz eğlenmek için, biraz da bakalım arka arkaya bu başlıkları dizince nasıl bir tablo çıkıyor ortaya diye merakla kurgulamaya başladım. Tablo korkunçtu elbette. Kullanmadığım birçok film de var bu arada.
gokArşivinde ne kadar film vardı?

100’ü aşkın film toplandı arşivde. Sonrasında bunları eleyerek 45-50’ye indirdim.  Zaten amacım çok uzun tutmamaktı, belki de biraz acelecilik var bende. Bitsin de hemen şöyle bir göreyim istiyorum baştan sona. Ehlileştirmem gereken en kötü özelliğim.

Bunları bir araya getirmek ne kadar vaktini aldı?

Filmleri izleyip, bir havuzda toplama süresi oldukça uzundu, aylar sürdü. Video yapmak amacıyla faydacı bir toplama değildi zaten bu. Öyle de olabilirdi tabii. Ama fikir izleme aşamasında, hatta filmleri tükettiğim zamanlarda olgunlaştı.

Başlıklardan kadına biçilen açıkça rol görülüyor; güçsüz, çaresiz ya da o jargonla söylersek ‘kötü yola düşmüş’…

Tabii o dönemler şöyle bir furya vardı, ki hâlâ var: Güçsüz, erkeğine muhtaç, aile kadını figürü, her şeye katlanan fedakâr eş. Yüzünü elleriyle kapatıp hıçkırıklara boğulan kadınlar. Bunların daha da ötesinde fettan, kabarık saçlı şehrin kötü kadınları…

Mesela “Tatlı Nigar” filminde Türkan Şoray pavyonda şarkıcılık yapıp, arada konsomasyona çıkan bir kadın. Filmin ilk dakikalarında gördüğümüz güçlü, söylemlerini sakınmayan bir karakter. O dönemde yapılmış ve çok da alışık olmadığımız bir film gibi geliyor.

Filmin başlarında pavyonda çalışan diğer kadın arkadaşlarıyla rakı masasında toplanmışlar ve sohbet ediyorlar. Türkan başlıyor “Erkek milleti değil mi hepsinin canı cehenneme” diye. Arkadaşı da “Gene başladı bizim erkek düşmanı, uğruna her gece tonla para saçıyorlar” diyor. “Bense onlardan nefret ediyorum. Bile bile seçtim bu mesleği, onları biraz daha yıkmak, biraz daha perişan etmek için” diye yanıtlıyor onu. “Ya sen, senin hayatın” diye sorduklarındaysa Türkan Şoray “benim hayatım yok artık” diyor. Aaaahh diyorsun orada bir duruyor hikâye. Zaten filmin sonrası da hüsran.

Benzer dönemlerde erkeklerle ilgili filmlere baktın mı? Orada durum nasıl?

Bu videoyu oluşturma aşamasında bir yandan “Peki erkeklerde durum nedir” diye onlara da bir göz attım. Erkekler daha çok kahraman gibi gösteriliyor, hatırladıklarımdan birkaç örnek vereyim sana: “Erkek Adam Sözünde Durur”, “Erkek Sözü”, “Erkekçe”, en fenası da “Erkek Gibi Ölenler”. Müthiş methiyeler…

Tabii kadın kelimesinin geçtiği kadar “erkek” kelimesi yoğunluğu yok Yeşilçam film adlarında. Şüphesiz ki kadın hep örselenen taraf, tam tersi tartışmaya bile kapalı bence. “Dışlanmış” diye bir film var mesela ve tırnak içinde “lekeli kadın” olarak devamı geliyor. Sanki dışlanmış kelimesi bile yetmemiş, daha fazla ne kadar aşağılayabiliriz ve bu küçümsemeyi güçlendirebiliriz diye düşünmüşler.
4619_3Videoda kullandığın ses ‘Sayın erkek seyirciler’e hitap ediyor. Kadını sadece filmin içinde değil, bir de seyirci olarak aşağılıyor diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Aslında erkek erkeğe bir konuşma görüyoruz orada. Tamamen kadın seyirciyi dışlıyor. Erkek erkeğe konuşuyor ve erkek izleyicilere birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Filmin künyesini hatırlayamıyorum şuanda. İzlerken bir hışımla mp3 olarak indirmiştim o kısmı.

Sadece erkek seyirciyle diyalog kuruyor ve erkeklerin birkaç fiyakalı lafla kadınları yola getirebileceklerini söylüyor. Bu zaten bugün de gündelik hayatta da sürekli karşımıza çıkan bir şey. Arkadaşlarımızdan, evde otururken babamızdan… kadınların sürekli bir erkeklerin suyuna gitme tavrıyla gündelik hayatta çok karşılaşıyoruz.

Mesela o dönemde, daha filme başlarken bu cümleyi duyan kadın seyircinin ne hissettiğini çok merak ediyorum. 

Benim de filmlerdeki başrol kadın karakterler için düşündüğüm bir şeydi bu mesela. Belki feminizm bu kadar tartışılmıyordu. Filmlerde oynuyorlar ve sürekli örseleniyorlar, ya fedakâr aileyi ayakta tutmaya çalışan kadınlar ya da ellerinde içki bardaklarıyla yapılmaması gereken şeyleri yapan kötü ve fettan kadınlar olarak… Biri de erkek senaristlere “Bir durun, ne yapıyorsunuz” dememiş mi? Mutlaka diyenler vardır. O dönemin kadın oyuncuları ve izleyicileriyle birebir konuşarak belki öğrenebiliriz bu durumu. Al sana farklı bir video konusu işte. Bu videonun devamı niteliğinde…

Ayrıca o dönemde sinema kadınların da sosyalleşebildiği tek alanmış neredeyse. Annemlerden dinliyorum, ayda bir arabalar ara sokaklarda geziyor, gelen filmler duyuruluyor. Yeni film gelene kadar zaman geçip gitmezdi diye anlatır. 1975-80 arası erotik film üretimine doğru yönelinmiş, kadınlar izleyici olarak da dışlanmış.

Peki kadınların sinemadaki temsillerinde tablo hâlâ aynı diyebilir miyiz? 

Son yıllarda izlediğim bağımsız filmlerde genel olarak gördüğüm tablo, içerik açısından çok da iç karartıcı gelmiyor bana açıkçası. Daha gerçekçi kadın hikâyeleri izlediğim için filme tam anlamıyla doyabiliyorum. Örneğin “Anayurdu” gibi bir örnek var. Anne ve kızı arasındaki nefret ve sevgi ilişkisi… Mesela “Toz Bezi” filminde hem kadınların aralarındaki iktidar yarışını hem de mükemmel bir kadın dayanışmasını izliyoruz. “Nefesim Kesilene Kadar” bir kadının geçirdiği toplumsal ve ekonomik zorluklar tüm ağırlığıyla ve tüm sadeliğiyle anlatıyor. Keşke içinde bulunduğumuz süreç ve şartlar daha farklı işlese de kadınların elinden daha çok kadın hikâyeleri izleyebilsek.  Benim de üzerine düşündüğüm ve olgunlaşmasını beklediğim fikirlerim var. Doğru zamanı yakaladığımda gerçekleşirler umarım. Uğraştığın, peşinden koştuğun fikir zaten hayatla ilgili olan meselense, sonucu ne olursa olsun seni bir nebze tatmin ediyor.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal