Dil ve anlatının sınır boylarında

Dil ve anlatının sınır boylarında

Umur Çelikyay, James Joyce’un çevrilemez denilen “Finnegans Wake”ini nasıl çevirdiğini anlattı.

Türkiye’nin bir tuhaflıklar, daha doğrusu tam anlamıyla bir kendine özgülükler ülkesi olduğunu bilmiyor değildim elbette. Ama yine de, 1920’li ve 1930’lu yıllarda edebiyata okurları afallatan bir dil kullanımı ve yepyeni anlatım teknikleri getiren James Joyce’un pek çoklarınca çevrilmesi olanaksız denilen yapıtlarından “Ulysses”den sonra belki de daha zorlu sayılabilecek “Finnegans Wake”in, hem de bu kez iki ayrı çevirmen tarafından iki ayrı yayınevine çevrilmesi beni şaşırtmadı diyemeyeceğim.

Denilebilir ki, “Yıldız Savaşları” filminin, çevresinde oluşturulan endüstrisiyle birlikte olanca görkemiyle gösterime girdiği bugünlerde, ülkemizde bir de “Finnegans Wake” savaşı patlak verdi. Şaka bir yana, çevirisi bu denli zor bir kitabı yayımlamak için iki yayınevinin birbiriyle yarışa girmesini memnunlukla karşılamaktan başka bir şey gelmez elimden.

Umur Çelikyay’ın “Finneganın Vahı” adıyla Aylak Adam’dan çıkacak çevirisinin ilk bölümü, bildiğim kadarıyla, önümüzdeki günlerde kitabevlerinde olacak. Fuat Sevimay’ın “Finnegans Vakası” adıyla yaptığı çevirinin Sel Yayınları’ndan yayımlanması için ise daha bir süre beklememiz gerekecek.

Koç Üniversitesi öğretim üyelerinden Umur Çelikyay’ın çevirisini şimdiden okuma olanağı buldum. Etkilendiğimi söylemeliyim. Pek az dile çevrilebilmiş olan “Finnegans Wake”i dilimize kazandırmak için kılı kırk yaran bir uğraş vermiş Çelikyay. Kaldı ki, kitabın başında, “tercüme” yerine “terscüme” denmesi, “terscüme: umur çelikyay” açıklamasını okumamız bile çevirmenin bu yapıtın çevirisine nasıl bir anlayışla yaklaştığı konusunda açık seçik bir fikir veriyor.

Ama Çelikyay’ın çeviriyle ilgili sorularıma yanıtları, sanırım Joyce hayranları ve meraklı okurlar için daha da açıklayıcı olacak.

Dil/ses/sözcük oyunları

-James Joyce’un “Ulysses” romanı Türkçeye çevrilmişti. Ama dünya dillerinde de çok az çevirisi olan “Finnegans Wake”in de çevrilebileceği doğrusu pek beklenmiyordu. “Finnegans Wake”i çevirmeye nasıl karar verdiniz, daha doğrusu nasıl cesaret ettiniz?

dil2-Aylak Adam Yayınları, bana “Finnegans Wake”i çevirmem için yaklaştığında Joyce konusunda uzman değildim. Ancak üniversite öğrenciliği yıllarımdan beri profesyonel olarak çevirmenlik yapıyorum ve her türlü akademik, bilimsel, edebi, sanatsal alanda binlerce sayfa çeviri deneyimim var. İlk zamanlardan beri genellikle zor kabul edilen ve diğer çevirmenlerin yapmak istemedikleri metinleri üstlendim. Yıllar boyunca, mühendislik ve edebiyat eğitimimin çok ötesinde bulunan bir yığın alan ile ilgilenmek durumunda kaldım ve her türlü terminoloji ile haşır neşir oldum.

Ticari serbest çevirmenlik uğraşımın dışında, kendim için şiir ve düzyazı çevirileri yapmayı sürdürdüm. Bunlar genellikle Amerikan Modernistleri ve Fransız Sembolistlerinin daha zor kabul edilen eserleriydi. Oldukça deneysel olan “EuSensoria & Malefica” adlı İngilizce şiir kitabımda ve diğer özgün yazılarımda da alışılmamış dil/ses/sözcük oyunları her zaman vardı.

Bu açıdan Joyce’a uzak olmadığımı, “Finnegans Wake” gibi zor bir eseri Türkçeleştirmek için gerekecek donanıma sahip olduğumu düşünüyorum. Başına oturup ilk birkaç sayfayı Türkçeleştirmeyi denedim. Sonuçta, yıllar sürecek bu çalışmaya hazır olduğumu düşündüğümde de teklifi kabul ettim.

‘Çokanlamlılığı korudum’ 

-Bu tür yapıtların çevrilmesinden çok, belki de Türkçede yeniden söylenmesi/yazılmasından söz etmek gerekir. “Finnegans Wake”i dilimize aktarırken genelde nasıl bir yaklaşım, nasıl bir yöntem benimsediniz?

-Bildiğiniz gibiFinnegans Wake”, yazılış tekniği açısından İngilizce yazılmış en zor eserlerden biri. Aynı anda birden fazla noktaya gönderme yapan, okunması son derece zor, alışılmadık bir kitap. “Finnegans Wake” benim kafamda bir romandan ziyade epik bir şiir. Sonuçta üç ya da dört sözcükten oluşan bir öbeğin onlarca farklı anlamı olabiliyor. “Finnegans Wake”de sayfalar süren paragraflar boyunca aynı şeyin söz konusu olduğunu göz önünde bulundurursak, metin aynı anda yüz binlerce farklı anlamı barındırabiliyor.

Okur, metni istediği gibi algılayıp bir sonraki cümleye geçebilirken, çevirmenin bu gibi bir lüksü yok; olası anlamlardan birini yeğleyip hedef dildeki metne sabitlemek durumunda. Bunu yapmak, çokanlamlılığın bir kısmını görmezden gelmek, yani bir anlamı ön plana çıkartıp diğerlerini unutmak demek olabilirdi.

Ben ise elimden, kalemimden geldiği ölçüde bu çokanlamlılığı Türkçe metinde de saklamak istedim. Aynı şekilde asıl metnin tadını, garipliğini, tuhaflığını, iki büklüm halini Türkçede de ifade etmeye, aktarmaya çabaladık. Bu işe başladığımızdan beri de yapılacak işe çeviri olarak değil de Türkçe bir versiyon yaratmak, bir uyarlama yapmak olarak yaklaştık. Eserin kapağında da “çevirmen” değil de “Türkçeleştiren” ifadesini kullandık.

Binlerce bulmaca

-Joyce, “Finnegans Wake”te çeşitli dilleri iç içe geçirir. Örneğin, Anna Livia’nın saçları Lehçe “wlosy” (saç) ve İngilizcede aynı anlama gelen “hair” sözcüklerinin yan yana getirilmesiyle oluşturulan “wlosyhair” sözcüğüyle anlatılır. Yine “a bad of wind” tamlaması Farsça “bâd” (rüzgâr) ve İngilizcede aynı anlama gelen “wind” sözcüklerinden oluşur. Türkçede bu tür sorunları nasıl çözdünüz? Örnek verir misiniz?

-Bu metnin Türkçeleştirilmesindeki en büyük zorluk bu sözcük oyunlarında yatıyor. Benzer oyunları elimden geldiğince yeniden yaratmaya çabaladım. Aklıma ilk gelen örnek, “Finnegans Wake”in daha ilk sayfasındaki “penisolate war” ifadesi. Burada hem “yarımada”, hem “ayrı bırakılma” durumu, hem de “penis” fikirleri bir arada, aynı anda barınıyor. Bunu “yarımadam savaşı” olarak yansıttım. Sonuçta, asıl metnin yaptığı şekilde hem “yarımada” hem de “izole penis”i çağrıştırabilecek “yarım adam” fikrini aynı anda yansıttık.

Bazen Joyce’un tek sözcükle çağrıştırdığı iki kavramı iki ayrı sözcük ile ifade ettim. Bazen onun yaptığı gibi ayrı sözcükleri iç içe geçirdim. Hem biracılık terimleri, hem de ay isimleri ile oynayan “be it junipery or febrewery, marracks or alebrill” ifadesini ise “ardıocak ya da şubirat, martarak ya da nisanbira olsun” olarak aktardım. Bazen, Joyce’un ifadelerini benzer oyunlarla aktardık: “his mammamuscles most mousterious”  / “mamakasları çok canavengiz.” Bunun gibi binlerce bulmaca vardı üstesinden gelmem gereken.

Dünyaya yeni gözlerle bakmak 

-“Ulysses”de olduğu gibi “Finnegans Wake”te de aslında basit bir öyküden yola çıkan Joyce, sizce bu deneysel dil kullanımı ve yeni anlatım teknikleriyle ne yapmak istiyordu?

-Bence sorunun cevabı, kitabın yazıldığı dönemlerdeki genel ruh hali ile ilgili olabilir. O aralar geleneksel sanatsal araçların işlevlerinin sorgulanması, sınırlarının yeniden çizilmesi, bunlara yeni işlevler tayin edilmesi, dünyaya yeni gözlerle bakılması söz konusu.

Örnek olarak aklıma Marcel Duchamps’ın “Merdivenlerden İnen Çıplak” adı verilen tablosu geliyor. Duchamps, çıplak bir insan figürünün bir anını değil de belki koca bir dakikasını sığdırmayı başarmış tuvaline. Bu beklenmedik görüntü, fotoğraf ya da sinema makinesinin yapacağını, sınırları zorlayarak boya ve tuval üzerinde yapabilmek demek. Yazılarının bazen “kübist” olduğu söylenen Gertrude Stein da bu yeni dünyayı keşfetmenin başka bir yolunu deniyordu. “Finnegans Wake” de kendi icatları ve yöntemleriyle dilin (öykü ve anlatının) olası sınırlarını zorluyor, onu elinden geldiğine eğip büküyor, onu saydam hale getirip aslında ne olduğunu, daha neler yapabileceğini sınıyor belki de.

Düşü kaleme almak

dil3-“Finnegans Wake”te aslında geceleyin bir düş’ün anlatıldığı ve düş içinde binlerce düşün yer aldığı söylenebilir mi? Bu yapıtında Joyce’un bilinç akışı yöntemini, özgürce düş çağrışımlarını sonuna kadar zorladığını söyleyebilir miyiz?  

-Bir düşü anlatmayı denediniz mi hiç bilmiyorum… Düş sırasında, düşün içinde olan bizizdir. Ancak sonradan uyanık olarak baktığımızda, düş bizim içimizdeydi diye düşünürüz. Rüya gördüm deriz. Anlatmaya kalkıştığımızda uzaklaşırız ondan. “The Dream and the Underworld”ün yazarı James Hillman’a göre, buna kalkışmak “wronging the dream”, yani “rüyaya ihanet etmek” anlamına geliyor. Sonuçta düşü kaleme almak olanaksızdır. Ya da bunu yapmanın tek yolu “Finnegans Wake” gibi bir yapıdır.

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal