Demirtaş: ‘Yazmak, hapishaneyi alt etmenin bir yolu’

Demirtaş: ‘Yazmak, hapishaneyi alt etmenin bir yolu’

HDP’nin önceki dönem eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, aylık kültür, sanat ve edebiyat dergisi Yeni e’nin ekim sayısına konuk oldu. Kübra Yeter’in edebiyat ve hapishanedeki yazma deneyimine dair sorularını yanıtlayan Demirtaş, romanını da bitirdiğini müjdeledi.

Yeni e dergisinden Kübra Yeter’in edebiyat üzerine sorularını yanıtlayan Demirtaş, yazdığı üç öykü kitabının ardından romanını da bitirdiğini söyledi.

Röportajlarında birkaç soruda ‘beklenmeyen’ yanıtlar veren Demirtaş için Yeni e‘nin “Özellikle ‘yazar ‘kıskançlığı’ ve ‘hukukçu edebiyatçılarl’a ilgili yanıtları bu kapsamda değerlendirilebilir” dediği Demirtaş röportajı şöyle:

‘Öyküyü bitirmeyi başarmışsam, yenilen ben değil hapishane oluyor’

“… Ama yine de bazen minicik bir fikir aklıma gelince kaleme sarılıveriyorum. O anda yazmasam bir daha yazmayacağımı biliyorum. O anda yazmasam bir daha yazmayacağımı biliyorum. Genelde geceleri sabaha kadar yazıyorum. Özellikle yazın, geceleri bile oda fırın gibi oluyor, sivrisinekler sıcaktan bayılıyor. Ben normalde de çok terleyen biriyim, bu koşullarda üzerimde şort, boynumda havlu şıpır şıpır terlerken Baran’ın Beşiği, Ardiye, Gün Olur Devran Döner gibi içinde kar ve soğuğun olduğu öyküleri yazdığımı hatırlıyorum. Oturduğum yatak, sırtımı yasladığım yastık terden sırılsıklamdı. Elimdeki kurşun kalem ve defter bile sıcaktı. Ama sonunda hepsini yırtıp atacaksam bile bitirmeden durmuyordum. Yazmayı bu koşullara inat, direnmenin ve hapishaneyi alt etmenin bir yolu gibi düşünüyorum hep. Ve o cehennemde, öyküyü bitirmeyi başarmışsam rahat uyuyordum. O gece yenilen ben değil hapishane oluyordu. Güzel bir duygu vesselam :)”

‘Yazar kıskançlığı henüz gelişmedi bende, kısmetse çıktıktan sonra’

Demirtaş, “Okuduğunuz ve keşke ben yazmış olsaydım dediğiniz bir eser var mı?” sorusunu da şöyle yanıtlıyor:

“Çok var hem de… Ama ben kıskanç bir yazar değilim 🙂 İyi yazan birini görünce mutlu oluyorum, şahsen tanıyorsam gurur duyuyorum. Yazar kıskançlığı henüz gelişmedi bende, kısmetse çıktıktan sonra inşallah:) Beni kıskanan bir yazar varsa da hemen yer değiştirebiliriz, fazla dert etmem:)”

Dosya konusu: Manga ve anime

Yeni e, ekim sayısında Türkiye’de de  kendi ‘piyasası’nı oluşturan Japon kültür sanat dünyasından doğan manga ve anime kültürünü odağına alıyor.  Seyithan Aytekin’in “Manga ve Animenin Kısa Tarihi” başlıklı yazısı ile başlayan dosyada Ferit Şaşkın, Çağıl Çağan Adıgüzel, Uğur Özcan, Ali Mert Kaplan ve A. Hamit Akın bu kültürün ortaya çıkışını, savaşlar ve toplumsal çatışmalar sırasında üstlendikleri rolü, Miyazaki gibi önemli temsilcilerini ve örneklerini, kültürel kodlarının oluşumunu ve Türkiye’deki hikâyesini inceliyor.

Mini dosya: Bienal

Dergi ayrıca mini bir bienal dosyasına yer veriyor. Bienal dosyası İstanbul Bienali Küratörü Bourriaud’un ‘realizm’ini inceleyen Sinan Birdal, bienalin Türkiye’nin “çöp gerçeğine” mesafesini tartışıyor. Begüm Özden Fırat’ın yazdığı “Atroposen, Arter ve İmkânı İsyana Tercüme Edebilmek” ve Seda Yavuz’un “Yerleşmeksizin İçinde Olmak” başlıklı yazılarından oluşuyor.

Öte yandan dergide Önder Kulak’ın “Kadrajdaki Walter Benjamin”, Altay Ömer Erdoğan’ın Hüseyin Ferhad şiirine ilişkin “Yüzüme Hohla Yeryüzünü!”, Ayşegül Tözeren’in “Androidler Elektrikli Şiir Düşler mi?”, Nedim Yılmaz’ın “Sovyet Animasyon ve Çizgi Film Tarihi”, Kayhan Geyik’in “Solucanlara Piyano Çalan İnsanlar”, Mehmet Ergün’ün “Yücel-Öner Davası ve Sabahattin Ali” başlıklı yazıları yer alıyor.

Yeni e’nin bu ayki sayısında yer alan şiirleri Sennur Sezer, Yusuf Yağdıran, Altay Öktem, Gülsüm Cengiz, Bahtiyar Kaymak, Ümit Özkan, Sümer Omay ve Önal Bulut kaleme aldı. Öyküler de ise Arzu Erkan, Nuran Avcı ve Hatice Tosun’un imzası var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal