Celâl Üster’in Türkçesiyle ‘Aşk Olsun – Eski Ozanlardan Sevda Şiirleri’

Celâl Üster’in Türkçesiyle ‘Aşk Olsun – Eski Ozanlardan Sevda Şiirleri’

Celâl Üster’in Türkçeye kazandırdığı şiirlerden oluşan “Aşk Olsun – Eski Ozanlardan Sevda Şiirleri” adlı kitap Can Yayınları’nca yayımlandı.

Kitapta, İÖ 3000’den İS 17. yüzyıla uzanan geniş bir aralıkta, Sümer şiirinden Antik Yunan’a, Eski Mısır’dan Hindistan’a, Çin’den Japonya’ya, farklı kültürelden aşk şiirleri okura sunuluyor.

Celâl Üster, kitabın öndeyişinde “Farklı çağlar, ülkeler ve uygarlıklardan ozanların farklı dillerde söyledikleri, yazdıkları şiirler. Ama ortak bir dilleri de var bu ozanların: Aşk’ın dili” diyor: “Gerçekten de, ister Sumer dilinde, ister Eski Mısır dilinde; ister Yunanca, ister Latince; ister Sanskrit dilinde, ister Çince ya da Japonca yazılmış olsunlar, bu kitaptaki şiirlerde Aşk’ın ortak dilini bulacaksınız. Hiçbir çağ, hiçbir uygarlık yok ki, Aşk’sız bir dönem yaşanmış olsun. Hiçbir çağ, hiçbir uygarlık yok ki, şiirsiz bir dönem yaşanmış olsun.”

“Bu kitap, aşka mısra düşürmüş ozanların kitabı. Şiirlerin kimi, tene duyulan tutkuyla yakılmış; kimi, ayrı düşülen sevgilinin özlemiyle; kimi, sevilenin yüz vermeyişlerinin yasıyla. Tanrı’nın, evreni, güzelliğini seyretmeye doyamadığı için yarattığına inananlarsa, evrende yansıyan Tanrı güzelliğine duydukları Aşk’ı, güzelden güzelliğe evrilen bir Aşk’ın duyumsamalarını ölçüye uyağa vurmuşlar.”

Celâl Üster’in öndeyişinden bazı bölümler şöyle:

“Kitabımızın önemli bir bölümü Eski Yunan ozanlarının şiirlerinden oluşuyor: Evlenmek istediği kızdan yüz bulamayınca Tasos adasına gidip askere yazılan, ama şiirlerinde savaşı bir kez bile yüceltmeyen Arkhilokhos; dizelerinde Eros’la Aphrodite’nin gücüne sığınan Megaralı Theognis; lirik şiirin anası Lesboslu Sappho; İonia’nın son büyük lirik ozanı Anakreon; Aiskhylos ve Euripides’le birlikte tragedyanın üç büyük babasından biri, Sophokles; kısa lirik şiirleri Atina’nın içkili şölenlerine ezgi edilen Praksilla; epigramma geleneğinin en iyi ozanlarından Asklepiades; aşk ve ölüm izleklerine düşkün Meleagros; Epikuros’un öğretisini Roma’ya taşıyan Philodemos…

Arkhilokhos’un kısacık şiirinde, sevdiğinin kırılgan güzelliğini de, ozanın kırılan yüreğini de duyumsamak olası:

Severdi incecik bir mersin dalıyla

Göz alıcı bir gonca gül tutmayı elinde,

saçları omuzlarını ve sırtını örterdi.

Anakreon’un ‘ağırbaşlı’ şiirler de yazdığı söylenir, ama aşkı ve şarabı yücelten yapıtlarıyla yüzyıllar sonra Ronsard’ı, Leopardi’yi de etkilemiş. Ne ki, ‘mercan terlikli kız’a yazdığı dizeler, besbelli, yaşlılığına gelmiş:

Altın saçlı Eros tanrı

vurdu yine beni yüreğimden.

Hadi, dedi, çal gönlünü bakalım

şu mercan terlikli kızın.

Ama neyleyim, kız Lesbos’un içinden,

gülüp geçer ak saçlarıma,

aklı fikri bir başka kızda.

Bilmem, Antik Çağ Yunan kültürünün, nerdeyse bütün Batı kültürü için bir model oluşturduğunu söylemeye gerek var mı? Günümüz edebiyatında da geçerli olduğunu söyleyebileceğimiz türlerin o dönemde ortaya çıktığı, Batı felsefesinin temellerinin o dönemde atıldığı, edebiyat kuramının da bu felsefenin bir parçası olarak o dönemde geliştirildiği açık. Klasik öncesi, klasik ve Helenistik dönemlerin ozanlarının Batı edebiyatını ne denli derinden etkiledikleri bilinmez değil. Ama burada, beni daha yakından ilgilendiren, kaynakları, doğası ve ikliminin azımsanmayacak bir parçasını Anadolu’ya, özellikle de Ege’ye borçlu olan bu şiirlerin bize alabildiğine yakın düşmesi, adamakıllı bizden olması.

* * *

Çin edebiyatı, üç bin yıllık kesintisiz tarihiyle, dünyanın en köklü edebiyatlarından biri. Çin yazısı, sesleri gösteren harflere değil, nesneleri ve anlamları temsil eden resimsel simgelere, piktogramlara dayandığından, durağan görüntülerden türeyen böyle bir yazının zaman içinde değişmesi, sese dayalı bir alfabenin değişmesinden daha zor olduğundan, konuşma dilinde değişik lehçelerin varlığına ve sözcük dağarcığının zamanla zenginleşmesine karşın, Çin yazı dili ve edebiyatı üç bin yıl boyunca fazla değişmemiş. Yabancı istilâların da sarsamadığı bu edebî süreklilik, eski Çin’in uçsuz bucaksız toprakları üzerinde kültürel bütünlüğü sağlayan başlıca etken olmuş.

Resimyazı, Çin edebiyatının varlık koşullarını, biçim ve içeriğini etkilemekle de kalmamış; resimsel simgelerin okunuşu da edebiyatın gelişimini etkilemiş. Çincede resimsel simgeler ve sözcüklerin genellikle tekheceli olması, sesleri aynı ama anlamları farklı birçok sözcüğün doğmasına yol açmış. Yazarlar ve şairler, karışıklığı önlemek amacıyla, aynı sesi taşıyan sözcükleri titrem farklılıklarıyla birbirinden ayırt etme yoluna başvurmuşlar. Sonuçta, özellikle şiirde müzikal bir dil, genellikle müzik eşliğinde söylenen makamlı şiirler ortaya çıkmış.

Tüm bu etkenlerden dolayı olsa gerek, Çin şiiri, hat sanatı, resim sanatı ve müzikle nerdeyse ayrılmaz bir bütün oluşturmuş. Çin şiirinin kısalığı da, sanırım, buradan geliyor. Grafik görsel etkinin dolaysızlığından yararlanmak isteyen Çinli şair için en büyük ustalık, sözcük tutumluluğu.

Bu kitaba aldığım şiirler arasında, ilk Çin şiiri güldestesi Shi Jing ya da Şiir Klasiği’nden örnekler de var. İÖ 600 dolaylarına tarihlendirilen bu güldestede, en eskisi İÖ 12. yüzyıldan kalma aşk şarkıları yer alıyor. Dans ve müzik eşliğinde söylenmek için yazılmış şiirlerden oluşan Shi Jing, Çin şiirinin gelişimini belirleyen ana kaynaklardan biri:

Sahiden abayı yaktıysan bana,

Sar beline kuşağı, dağları aş da gel;

Ama gönlün yoksa bende,

Nice yağız delikanlı yolumu bekler,

Elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi!

İS 4. yüzyılda yaşamış kadın ozan Tzu Yeh’in yapıtları, Çin şiirindeki tutumluluğu olanca açıklığıyla örnekliyor:

Kar bastırdı, kış kıyamet,

kol geziyor soğuk.

Çeksek yorganı, sevişsek,

yaz gelir, kızışır ortalık.

Çin şiiri, üç yüz yıla yakın bir süre (618 – 907) hüküm süren Tang hanedanı döneminde Altın Çağını yaşamış. Saray çevresinin etkisinden kurtulan şairler açık ve doğal bir anlatıma yönelmişler, yeni biçimler denemişler. Bu dönemin iki büyük ozanı Du Fu ve Li Bo. On dokuz yaşında evinden ayrılıp yollara düşen Li Bo, bir tür gezgin serüvenci olarak yaşamış. Yaygın bir söylenceye göre, sarhoş bindiği sandalda, ayın sudaki yansımasını yakalamaya kalkışınca dengesini yitirip boğulmuş:

Dingin bir Ay’ın altında,

ak zambaklar deriyor gölden

mavi sularda sürüklenirken.

Tekmil nilüferler

aşktan söz ederken

sızlıyor yüreği incecikten.

Kitaba aldığım Çinli şairlerin yapıtları arasında, alabildiğine erotik olanları da var, hüzün ve özlem yüklü olanları da. Ama koskoca bir şiir geleneğinden seçilmiş birkaç örnek olmaktan öteye gitmiyorlar yine de. Asıllarından yapılmış çevirileriyle yetkin bir Çin şiiri antologyası yayımlanmasını dilemekten başka bir şey gelmez elimden.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal