‘Büyüdüğümüzde deliler gibi konuşmayı sona erdirebilir miyiz?’

‘Büyüdüğümüzde deliler gibi konuşmayı sona erdirebilir miyiz?’

Yirminci yüzyılın önemli aktivistlerinden, düşünür ve psikanalist Félix Guattari’yi bilen iyi bilir de Emmanuelle Guattari’yi pek çıkaramaz. Buradaki ipucu soyadı: Emmanuelle, Félix’in biricik kızı. Babasının kapitalizm ve şizofreni çalışmalarını, Gilles Deleuze’le ahbaplığını, Freud ve Lacan okumalarını ve eleştirilerini en yakından bilen ve gören isimlerden. Yaşı ilerledikçe babasının saptığı şizoanaliz yolunu ve ekoloji çalışmalarını da bizzat gözlemlemiş bir isim.

Bunların dışında, babasının Kant, Hume, Spinoza, Bergson ve Nietzsche okumalarını, küçüklüğünde masal niyetine dinleyen Emmanuelle, “Deleuze’cü çağa” yaklaşan insanoğlunun sancılarına da tanık olmuştu. Kapitalizmin, her yana yaydığı şizofreniye piyasa koşulları dahilinde “çözüm” üretilmeye uğraşılırken Emmanuelle de olan biteni kavramaya çalışıyordu. Felsefenin aykırı isimlerinden olan babası, 1992’de öldüğünde o da elindeki büyük kültürel mirasla aileyi temsil eder hale gelmişti.

“Benim Küçük Tımarhanem”, o bahsi geçen mirasın kısa bir özeti gibi. Kısa dediysem de epey kapsamlı bir metinle karşı karşıya kalacağınızı baştan söyleyeyim. Emmanuelle, çocukluğuna bakıp aynı yıllarda annesinin, babasının ve ev ile ailesinin ilişki ağının nasıl göründüğü konusunda bizleri bilgilendiriyor.

Yetişkin delilerin mekânı: La Borde 

Bir evde derin mevzular; mesela felsefe, psikanaliz ve sanat gibi konular ve disiplinler ağırlığını hissettiriyorsa oradan “normal” çocuklar yetişmesini beklemek hayalcilik olur. “Normal”i açıklama mecburiyeti bakî kalmakla birlikte, Emmanuelle’in yaptığı gibi konuyu masalvari bir şekilde aktarırsak belki bize deli demezler. Hem zaten hangimiz Lacan’la oturup iki çift laf ettik ki? Emmanuelle’in böyle bir olanağı varmış, kitapta bunu görüyoruz. Masal gibi anlayacağınız, biraz da rüya…

Emmanuelle’in anlattıkları içinde aile yaşantısının ötesinde, pansiyonerlerini hastaların (delilerin) oluşturduğu La Borde kliniği önemli bir yere sahip. Burası, Guattarilerin evi aynı zamanda: “Pansiyonerler, ki onlara hastalar da denirdi, bizim duygularımızın ne eksiğine ne de fazlasına sahipti. Bazılarıyla yakındık ve içlerinden bazılarını çok seviyorduk. Bizim gibi çocuklar için her şeyden önce onlar yetişkindi. Bunun yanında bir makamın temsilcisiydi ve bizlerden çok daha güçlüydü; aramızdaki ilk ayrım buradan geliyordu. Bize sürekli onları rahatsız etmememizi ve ağlamamamızı söylüyorlardı.”

buyumek2

Emmanuelle, bulunduğu bu ortamı, hastalara dokunmadan geçilen “paralel evren” olarak niteliyor. Yani müthiş bir otokontrol mekanizması işliyor. La Borde’u anlatırken gerçeklikle fantastik arasında konumlanıyor. Bu ise çocukluğunun en belirgin manzaralarının başında geliyor.

Metni, bizimle konuşur gibi yazan Emmanuelle’in zihninde o günlerden kalma başka bir resim ise annesinin ölümü. Savaşın etkilerini benliğinde hissettiği için o sırada kendisine tuhaf gelen alışkanlıklara sahip annesini anan Emmanuelle’in, “savaş yüzünden” ifadesini sık aralıklarla kullanması her şeyi açıklıyor. Onun da beyhude bir savaş verip annesiyle eksik kalan saatlerini geçirmek için yapmayacağı şey bulunmadığını söyleyişine rastlıyoruz.

Guattari ailesinin La Borde’la sarmalanmış yaşamı, neredeyse bütün anılarının vazgeçilmez bir parçası. Tüm fotoğraflarda, akşam yemeklerinde, ölümlerde ve kalımlarda, telaşlarda ve sükûnette hep orası var. Ebedi delilerin mekânı, Emmanuelle’in kafasına işliyor ve böylece o günlerde aklına bir soru düşüyor: “La Borde’da yalnızca yetişkin deliler tedavi edilirdi, çocuk deli yoktu. Büyüdüğümüzde deliler gibi konuşmayı sona erdirebilir miyiz?”

Bir yolculuk metni

Emmanuelle’in anlattıkları içinde annesinin savaştan kalma karanlık hatıraları da yer alıyor babasının zaman zaman klinik konusunda onu uyarışı da. Hatta üvey annesinin kardeşleriyle beraber Emmanuelle’i korkutması ve La Borde’dan uzağa taşınmaları da.

Kliniğin kurulduğu şato, Emmanuelle için tam bir oyun ve hayal alanı. Şehirden uzak ve doğanın ortasında. Dolayısıyla uydurduğu oyunlara inanmak ve çocukluğu yaşamak için biçilmiş kaftan.

La Borde’dan uzaklaşıp şehre yaklaştığında ise orada biriktirdikleri kentin koşturmacasına karışıyor. Yetişkinlerin arasındaki çocukluğunda “başkalarının evindeki hayatın kendisine huzurlu geldiğini” düşünüyor. Belki de bu yüzden, karşılaştığımız bu kısacık anı kitabı, biraz masal gibi ve metnin fantastik kimi tarafları da var.

buyumek3Emmanuelle, “Benim Küçük Tımarhanem”le bir yolculuğa çıkmış. Orada buldukları ise geçmişin zaman zaman bozulan görüntüleri. Yani aslında o, görüntülerle bilerek oynuyor. Evvelden kalma hiçbir şeyi halının altına süpürmüyor fakat halının renk ve desenlerini, bir çocuğun yorumlayabileceği hale getiriyor. Bu nedenle “Benim Küçük Tımarhanem”, alışılmış ve “normal” anı kitaplarına pek benzemiyor.

“Kedince meşgul delileri” gözleye gözleye büyüyen Emmanuelle’in hep küçük kalan tarafını yansıtıyor bu metin. O küçük tımarhanenin etrafından uzaklaşmak istiyor mu, işte orası hayli şüpheli.

Benim Küçük Tımarhanem, Emmanuelle Guattari, Çeviren: Melis Oflas, SUB Yayınları, 42 s. 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal