Bukowski’nin az bilip çok öğreten kedileri

Bukowski’nin az bilip çok öğreten kedileri

“Beni kedilerime sorun” gibisinden bir cümle hatırlıyorum. Vakti zamanında, dergilerin birinde görmüştüm. “Pis Moruk”, kendisiyle röportaj yapmaya gelen muhabiri kedilerine yönlendiriyordu. Derginin sayfası, kedi fotoğraflarıyla doluydu. Bukowski’nin ağzından çıkan tek cümle ise yukarıdakiydi.

Bukowski, insan “severliği” kadar kedilere düşkünlüğüyle de meşhurdu. “Yazmayı kedilerinden biri sayan” bu adam, onlara şiirler döşendi, hayatının önemli bir bölümünü açtı. Eve topladığı sokak kedilerine lakaplar takan “Pis Moruk”, dünyada hüküm süren aptallığa laf yetiştirmekten yorulduğunda onları izlemeye koyuldu. “Kediler” isimli kitabı, hem bu temaşanın hem de onları anlayıp anlatma çabasının bir ürünü. Yine beklenmedik ölçüde ağır, yine aklı zorlayacak kadar açık ve sade metinler toplamı.

buko2

Daktilo edilmiş sayfanın üzerinde…  

Bukowski’nin hayatını, evine aldığı ve sokakta karşılaştığı kedilerden ayrı düşünmek imkânsız. Nasıl ki daktilosu ve şişesi, kendisinden kopmayan bir parçaysa kedileri de öyle; bazen ilham kaynağı, çoğunlukla arkadaş… Müzik dinler, yazar, düşünür, gezer veya hiçbir şey yapmazken kediler tepesinden, yanından yöresinden eksik olmuyor. Anlattığı hikâyeler, aslında kedilerin dilinden dökülüyor; kediler, Bukowski’nin zihninde sonsuza dek yürüyor.

Bukowski de kendisi gibi oyuncu gördüğünden olsa gerek kedilere özel bir yakınlık duyuyor. Kitaptaki bütün şiir ve kısa metinler, bu oyunun iki tarafı olan Bukowski’ye ve kedilere gönderme yapıyor. Badireler atlatan; vurulan, ezilen, kuyruğu kesilen ama hayatta kalmayı başaran “güçlü kaçık” dediği kediye ise bir saygı duruşunda bulunuyor yazar.

Kitaptaki metinler, bir bütün halinde düşünüldüğünde kedi destanına benziyor. Bukowski, yazdığı her satırda çok içten: “Hayvanlar, insana esin verir. Yalan söylemeyi bilmezler. Doğal güçler gibidirler. Televizyon beni beş dakikada hasta eder fakat bir hayvanı saatlerce seyredebilir, zarafetten ve görkemden başka bir şey görmem, olması gerektiği gibi hayat.”

Kediler, daktilo edilmiş sayfaların üzerinde dolanıp mektupların orta yerine pisledikçe Bukowski’nin içinin yağları eriyor. Kedilerin yaptığı her cinlik, Bukowski için hayatın neşeyle yeniden başlaması demek.

buko3

‘Ne kadar çok kediniz varsa o kadar uzun yaşarsınız’

Bukowski’nin kedilere hayranlık duymasını sağlayan şeylerden biri, hayat karşısında takındıkları tavır. Çoğu zaman da umursamaz oluşları. Geçimsizlikleri ve kimi anlardaki soytarılıkları da cabası. Onların bu hallerini izleyen ve kendisini dostlarına kaptıran bir adam duruyor karşımızda: “Ortalıkta birkaç kedi bulundurmak iyidir. Kendinizi kötü hissediyorsanız kedileri seyredin, daha iyi hissedersiniz. Heyecanlanmak için bir neden yok. Kediler bunu bilir. Kurtarıcıdırlar. Ne kadar çok kediniz varsa o kadar uzun yaşarsınız.”

buko4Bukowski, insanların sefilliği, öfkesi ve tek amaçlılığı yüzünden bir sonraki hayatında sağda solda gezinen ve yalanan bir kedi olmak istediğini söylüyor. O, kedilerle pragmatik bir ilişki kurmuyor kesinlikle ama onlardan çok şey öğrendiğini de itiraf ediyor. Bu süreç, Bukowski’nin, kedileri en üst mertebeye koymasıyla ilerlemiyor, yalnızca izliyor ve onları anladıkça cesareti yerine geliyor, kedilere “öğretmenim” diyor.

Bukowski, kedilerin hepsine aynı derecede saygı duyup sevgi besliyor. Belki de insanlar arasında sürüp giden kavga ve aldatmacayı, kedilerin ağırbaşlılığına ve kedi barışına bakıp unutuyor.

Bukowski’ye göre kediler, az şey bilen ve çok şey öğreten yaratıklar. Öyle değil mi gerçekten?..

Kediler, Charles Bukowski, Çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayıncılık, 110 s.     

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal