Birinci Bölüm: Türkiye’de sinema desteğinin doğuşu

Birinci Bölüm: Türkiye’de sinema desteğinin doğuşu

Türkiye’de sanat ve devlet arasındaki ilişkinin tarihi sorunlu ve tartışmalı bir tarih. Sanatı desteklemek Cumhuriyet’in kuruluşundan beri çeşitli biçimlerde tartışılmış ve farklı destekleme metotları oluşturulmuştur. Destekler Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Bale Kurumları, Belediye Tiyatroları ve TRT üzerinden ağırlıklı olarak müzik ve sahne sanatlarına yönelik olmuştur. Bu destekler ulus devlet inşası ve milli kültür tartışmalarının da önemli bir unsuru olagelmiştir.

Sinema ise yıllarca destek verilecek bir alan olarak görülmedi. TRT’nin belli dönemlerde yönetmenlere proje ısmarlayarak film çektirmesi, sinema sanatını destekleyen uzun erimli bir politikadan çok, özellikle belirli temalarda (tarihsel hikâyeler, edebiyat uyarlamaları gibi) prodüksiyon üretmeye dayalıydı. Sinema Türkiye’de ilk dönemlerinden itibaren özel sermayeyle gelişmiş bir sanat dalı oldu. Ancak 80’li yıllardan itibaren diğer tüm alanlar gibi sanat ekonomisi de daha farklı tartışılmaya başlandı. Sinema filmi üretimi 80’li ve 90’lı yıllarda kriz içindeydi. Sinemaya destek tartışmaları da bu dönemde başlamış oldu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen sinema destekleri hem Türkiye’de sinemanın gelişimi, hem de devlet ve sanat arasındaki gerilimli ilişki açısından önemli bir tartışma konusu. Sinemanın kitleleri etkileyen bir sanat dalı olduğu gerçeğinden hareketle birçok ideolojik tartışmanın yansımasını da bu tartışmanın içinde bulabiliriz.

Bu yazı dizisinde Türkiye’deki sinema desteklerinin tarihine, destekleme metotlarına ve formuna, desteklerin ekonomik ve sanatsal yansımasına ve geleceğin sinemasına neler devredeceğine bakacağım. 2005 yılından itibaren verilen sistematik destekler için ekonomik, yapısal ve politik açıdan onuncu yıl değerlendirmesi yapmaya çalışacağım.

İlk destekler: 1988-2000

1986 yılında çıkan 3257 sayılı “Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu” Türkiye sinemasını düzenlemek ve desteklemek adına çıkarılan ilk kanun. Şu anki gibi sistematik olmayan biçimde verilen destekler 80’li yıllardaki Türkiye sinemasının krizine çare arayışının bir parçasıydı. Her ne kadar şu anki yönetmen kuşağına ve sinema endüstrisine devrettiği katkı tartışmalı olsa da 90’lı yıllardaki önemli filmlerin üretilmesine olanak sağladı. Dönemin gişe geliri elde eden “Ağır Roman”, “İstanbul Kanatlarımın Altında” ve “Hoşça kal Yarın” filmleri bu desteklerle çekildi. Bunun yanında “Düş Gezginleri”, “Laleli’de Bir Azize”, “Melekler Evi”, “Kara Kentin Çocukları”, “İki Kadın” gibi hem dönemin sineması açısından ses getirmiş, hem de şu an bahsettiğimiz “yeni Türkiye sinemasının” ayak seslerini oluşturan filmler bu fondan destek almıştır.

yazi2

Destekler hem endüstriden, hem de yasanın ve yönetmeliklerin eksikliklerinden kaynaklı birçok sorunu barındırıyordu. Yönetmen İsmail Güneş o dönemin desteklerini şöyle açıklıyor:

“O zaman ben bir tane destek aldım, fakat kullanamadım. Çünkü yeterli değildi. O destek, üzerine bir şeyi koymayı gerektiriyordu, ben en azından öyle yapmak istedim. O dönemin destek alan filmlerinin hiçbiri sinemalarda gösterilmedi diyebilirim. Çünkü insanlar oradan aldıkları desteklerle geçimlerini de sağladılar. Yasa, ‘destek film bütçesinin yüzde 50’sini kapsıyor, gerisini sen bulmalısın’ diyordu. Ama genelde insanlar, çoğunluk demeyelim, bunun üzerinden geçimlerini sağlayarak televizyon filmi bile olmayacak hikâyeler yaptılar. Ceplerinden para çıkmadığı için vizyona sokup para kazanmak gibi dertleri de olmadı. Bunu döndürelim ve sermaye olsun, diye dertleri olmadı.”[1]

Güneş’in vizyona dair söylediklerini verilerle de doğrulamak mümkün. Deniz Yavuz’un kitabına göre destek alan 79 filmden sadece 37’si vizyona girip bilet satışı gerçekleştirdi. 37 filmin toplam biletli gişe getirisi ise 2 milyon 847 bin liradır. Verilen destek miktarı ve vizyon geliri karşılaştırıldığında sorunlu bir model görüyoruz.[2]

O dönemin destekleme modeli kamuya açık ve şeffaf değildi. Şu an olduğu gibi destekleme kurulunda kimlerin olduğu ve hangi filme, ne kadar bütçe verildiği açıklanmıyordu. Destekleme Kurulu ile destek alan sinemacılar aynı olabiliyordu ya da arkaik ilişkilerle destekler veriliyordu.

yazi3İsmail Güneş’in tanıklığına göre:

“İki komisyon vardı, tam bilmiyorum ama üçer-beşer kişilerdi. Komisyondakiler kendileri de başvuruyordu. Bir komisyondaki kişinin filmi diğer komisyonda değerlendiriliyordu. Hatta birbirlerinin projelerini destekliyorlar diye bir dedikodu çıktı. Gerçekti ama yapılabilecek bir şey yoktu. Mesela Halit Refiğ komisyondaydı, diğer komisyonda da filmi değerlendiriliyordu. Şöyle bir cümle dediler: ‘Kime verecektik? Sinemacı olan biziz.’ Bildiğimiz anlamda yolsuzluk, kendi arkadaşını korumak gibi bir şey değildi. Onlar sinemanın akil insanlarıydı, iyi iş yapan insanlardı. Sistem de böyle bir şeye engel koymadığı için dedikodular dönmüştü. İrfan Tözüm, Halil Ergün, Halit Refiğ gibi isimler komisyondaydı, benim hatırladıklarım bunlar.”

Şu an emekli olan dönemin bir bürokratı o dönem devlet destekleri için yurtdışındaki farklı modelleri incelediklerini, Türkiye’deki fonun gelişmesi için çalışmalar yaptıklarını, raporlama yaptıklarını, raporları meslek birlikleriyle paylaştıklarını belirtti. Ancak hem siyasi hafızamızın zayıflığı nedeniyle dönemin çalışmaları kümülatif bir şekilde 2004 yılındaki yasa tartışmalarına aktarılamadı, hem de arşivleme sorunları nedeniyle bugüne kamuya açık bir veri bırakmadı.

2004 yılına gelirken…

2004 yılı Kasım ayında çıkan 5224 sayılı “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun” ile yukarıda bahsettiğim sistematik olmayan sinema destekleri sonrasında, Türkiye’deki ilk sistematik sinema desteği oluşturuldu.[3]

2004 yılına gelirken birçok tartışma yaşandı, çalıştaylar, forumlar, toplantılar düzenlendi. Bu dönem sinema desteklerinin sistematikleştirilmesi konusunda arayış yıllarıydı. Kültür Bakanlığı bürokratlarının yönlendirmesiyle sektörle birlikte toplantılar yapılmaya başlandı.[4] AKP hükümeti süreci ve tartışmaları devam ettirdi.[5] Ancak dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu süreci hızlandıran ve sonuçlandıran baş aktör oldu.[6] Yazı dizisi dolayısıyla görüştüğüm birçok kişi Mumcu’nun bu konudaki kişisel çabaları konusunda hemfikirdi.

AKP hükümeti kriz sonrası yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmiş, özellikle ekonomi çevrelerinde heyecan yaratmıştı. Ancak kültür ve sanat dünyası AKP’ye, kadrolarının Fazilet Partisi’nden gelmesi ve “muhafazakâr demokrat” bir siyasi çizgi izleyeceğini belirtmesi nedeniyle tereddütle yaklaşmıştı. Radikal gazetesi Abdullah Gül başbakanlığındaki 58. hükümetin Kültür Bakanı Hüseyin Çelik’e sorular yöneltmiş[7], Çelik de “AKP hükümeti, başında bulunduğum bakanlığı, şu veya bu ideolojiyi halka telkin ve dikte etme enstrümanı olarak kullanma niyetinde asla değildir. Biz, demokrasinin çoğulcu tarafına inanan insanlarız. Herkesin damak tadına göre mönü hazırlamak ama tercihi insanlara bırakmak asli görevimiz olacaktır”[8] açıklamasını yaparak rahatlatıcı bir tavır sergilemişti.

Ancak sanat dünyasının AKP’ye bakışı tek bir açıklamayla değişmedi. Yaşanan tedirginlik nedeniyle Erkan Mumcu, kültür sanat dünyasının tümünün katılacağı arama konferansları düzenlemeye başladığını belirtti:

“AK Parti hükümeti yeni gelmişti ve kültür sanat çevrelerinde korku ve endişe vardı. Bugün herkes birçok şeye alışmış görünüyor ama o zaman kaygı ve endişe vardı. Ne yapalım, nasıl yapalım diyerek çalıştaylar zinciri, arama konferansları düzenledik. Ve tam bir mutabakatla geldiğimiz için yasadan etkilenecek olanlarla uygulayacak tarafların tamamını bir arara getirerek bu sinema yasasını çıkardık. O yasa muhalefetin de oylarıyla çıkmıştır. Belki de AK Parti iktidarının muhalefetsiz geçirdiği tek yasadır.”[9]

Sinema yasasına dair tartışmalar uzun süredir sinema dünyasının gündemindeydi. Erkan Mumcu ile toplantılar hızlandı. İsmail Güneş’in belirttiğine göre 50’ye yakın toplantı, konferans, çalıştay düzenlendi. Bunların yirmisine Erkan Mumcu bizzat başkanlık etti, yönetmenler, yapımcılar, sinema dünyasının diğer aktörleri toplantılara katıldı. En büyük toplantılardan biri de 2003 yılı Ekim ayındaki Antalya Altın Portakal Film Festivali bünyesinde gerçekleştirilen “4. Sinema Kurultayı” olmuştur. Bu kurultay sonrasında kapsamlı bir komisyon raporu hazırlanarak hükümete sunulmuştur.[10]

Yasanın ve fonun biçimi 

Peki, bu destek mekanizması nasıl oluşturuldu? Model ve formülasyon nasıl gerçekleştirildi? Kaynak nereden bulunacak ve nasıl dağıtılacaktı?

Yasanın ve oluşturulacak fonun biçimi önemli tartışma konularından biriydi. Dönemin diğer gündem maddelerinden biri de bağımsız bir sinema merkezi öngören “Türkiye Sinema Kurumu”ydu.

İsmail Güneş dönemin tartışmalarını şu şekilde özetliyor:

“Türkiye Sinema Kurumu olsun mu, olmasın mı önemli unsurlardan biriydi. Paranın nasıl dağıtılacağı, teminat mektubu sorunu tartışılıyordu. Bunlar bizim sektör açısından zor işlerdi. Devlet ne kadarını versin, nasıl şartlar olsun? Benim toplantıyı terk edesim bile geldi zaman zaman. En nihayetinde Bakan (Erkan Mumcu) yasayı kendi başına kaleme aldı. Türkiye Sinema Kurumu’nu niye kurmadık diye sorunca, iki sorun vardı, ilki bir kurum kurulduğunda, sektör diyor ki biz idare edelim, o da dedi ki, siz idare edecekseniz parasını siz bulursunuz, parasını devlet verecekse biz idare edelim. Yani parayı verenlerin devletin sisteminin içinde olması gerekiyor. Sektör böyle olsun istemedi. Yıllar sonra bakanlıktan ve siyasetten ayrılınca söylediği bir şey var bana, ‘Ben fark ettim ki bu toplantılar içerisinde eğer bir sinema kurumu kurup idaresini sektöre versek, sektör birbirini katlederdi’. Fikir bazında bile insanlar birbirine hakaretamiz şeyler söylüyordu ki para söz konusu olduğunda nasıl dağıtılacağıyla ilgili handikaplar vardı.”

Güneş, bu konuda Mumcu’yla aynı fikirde olduğunu belirtiyor. “Ben de toplantılardan sonra sektörün bunu idare edemeyeceğini düşünenlerdenim. Paylaşmamıştık öncesinde ama bana göre de parayı devlet verirse devlet idare etmez zorunda. Diyelim ki uydurdular kılıfına ve parayı sektöre verdiler, o işin adil olmayacağını gözlemledim. Destekleme Kurulu üyeliğimde de bunu gördüm. Şu anda parayı aslında sektör dağıtıyor. Ben de kurul üyeliğimde tuhaf şeyler döndüğünü gözlemledim. İyi ki bu haliyle çıkmış. İyi demiyorum yasaya ama o kavgaların içinde biraz daha gecikmiş olsaydık herhangi bir yasa çıkmayabilirdi. Çünkü sonraki gelenler yasaya pek sahip çıkmadılar.”

yazi4Erkan Mumcu ise 5227 No’lu yasanın Türkiye’deki destek mekanizmaları açısından yeni bir model olduğunu vurguluyor: “(Daha önceki destek modeliyle karşılaştırırsak) 2004 sonrası başka bir süreçtir, yeni bir hukuk tanımlanmıştır, yeni bir yönetsel teknoloji kurulmuştur. Hem finansmanın sürekli sağlanması, hem kullanılması, hem geri dönüşler üzerinden yeni bir tasarıdır. Bizim teşvik sistemlerinde örneğine rastlamadığımız bir uygulamadır. Tamamen yenidir.”

Yasanın ve bütçenin formülasyonu hakkında Mumcu:

“Sinemada da belediyeler tarafından rüsum harcı adı altında kesintiler yapılıyordu. Ya bu vergileri kaldırmak gerekiyordu, ya da genel bütçeye kaydırmadan özel bir kaynakta toplamak gerekiyordu. Biz de Maliye Bakanlığı’na, zaten para vermiyorsunuz, bari bu parayı almayın ve tekrar sinemaya döndürelim dedik. Tabii mücadele ettik ve kabul etmek zorunda kaldılar. Maliye devlete giren bir paranın kendi kontrolleri dışına çıkmasını hiç sevmez. Neticede muvaffak olduk.”

Mumcu, rüsumlardan toplanan gelirin sinemaya aktarılmasına dair modelin oluşma şeklini şu sözlerle açıklıyor:

“Para bulmak zorundaydım. Maliye genel bütçeden kaynak vermeyecekti, belliydi. Harç bitti, yapı paydos diyebilirdim. Ama alana özel kaynak yaratma düşüncesiyle yola çıkınca bunları buldum. Birinci tekil şahıs düşüncesi kuruyorum çünkü kişisel olarak benim üzerine gittiğim bir şey. Ama sektör bu fikri hemen benimsedi. Destek verdi, arkamızda durdu ve sonuçta başardık.”

Bütün bu tartışmalar ışığında sektörün çekinceleri olsa da bir model oluşturuldu. Mevcut destek modeline göre sinema biletleri üzerinden kesilen rüsum vergileri bir kaynakta toplanıyor ve Sinema Meslek Birliklerinin gönderdiği birer temsilciden ve bakanlık tarafından görevlendirilen üç temsilciden oluşan bir kurul tarafından nasıl dağıtılacağı belirleniyor. Bu konuyu yazı dizimin ileriki bölümlerinde ayrıntılarıyla inceleyeceğim.

Siyasi konjonktür:

Görüşmecilerimin çoğu çıkan yasanın AKP hükümetinin politikalarından bağımsız olarak Erkan Mumcu’nun çabalarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Ancak Yamaç Okur, AKP’nin 2002 yılındaki demokratikleşme ve büyüme politikalarına vurgu yaptı. Sinema destekleri Türkiye’nin büyüme politikalarının önemli uzantılarından biriydi.

Yasanın ve desteklerin siyaset ve sanat bağımsızlığı arasındaki ilişki modeli hakkında Mumcu şunları söylüyor:

“Ben sanat kurumlarının devletten siyasetten bağımsızlaşması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu tam bağımsızlık gerçekte iktisadi ilişkilerin de koparılmasından geçer. Bir taraftan teşvik, himaye, korunma isterken bir yandan da bağımsızlık isteyemezsiniz. Ekonomik olarak da bağımlı olmaktan kurtulacaksınız. Ekonomik bağımsızlığın sağlanamadığı, korunmaya, özel bir iklimlendirmeye ihtiyaç duyulan alanlarda da devletin, siyasetin etkisini en aza indirecek mekanizmaları düşünmek gerekiyor. Bunun için de devletteki bağlı ya da ilgili kuruluşların dışında özellikle iktisadi alanında düzenleyici denetleyici kurumlar SPK, BDDK gibi bir tür düzenleyici, denetleyici örgütlerdeki bağımsızlığa sahip, yönetimine sektörlerin katılabileceği, ama kolektif bir kaynağın yaratılıp adil bir biçimde de yeniden döndürüleceği bir mekanizma tasarlıyordum, arıyordum. Bu arayışın beni götürdüğü bağımsız sanat kurumudur. Şimdi konuşulduğu, yapılmaya çalışıldığı gibi değil. Daha kültür alanından insanlarla oluşturulmuş bir şey. Ama mümkün olmadı, anlaşılmadı. Bordrolu sanatçılar, TRT, Kültür Bakanlığı, Devlet Tiyatroları gibi kurumlarda çalışanların kaygıları, devlet şemsiyesinin altından çıkacakları korkuları olumsuz atmosfer oluşturdu. Korku ve kaygıyla oluşturamazsınız. Onlar için çok iyi olacağından emin olsam da, genel olarak Türkiye’deki kültür yaşamı için değerli olacağından emin olsam da yapamadık. Sinema çevreleri daha rekabetçi bir arka plana sahip oldukları için yeni fikre daha çabuk intikal ettiler. Devletle birlikte çalışan sektör içinden seçilmiş bir kurul ve kurul gözetiminde ve iradesinde dağıtım sağlama gibi bir model tasarladık.”

İlk destekler 

2005 yılında açıklanan ilk desteklerle bugüne kadar gelen süreç başlamış oldu. “Yeşilçam sokakları” hareketlendi.[11] İlk yıllardaki destek mekanizması gerek sektörün eksikliklerinden, gerekse bakanlığın sektörü bilmemesinden ötürü sorunluydu. Bu dönem destekleri nedeniyle bazı yönetmen ve yapımcılar bürokratik nedenlerle zor durumda kaldı. Desteğe hak kazanan yönetmenlerden çoğu destek parasını almamayı tercih etti. Alanlardan Handan İpekçi (ve başka yönetmenler de) bürokratik nedenlerle sorun yaşadı.[12] Ancak yasadaki ve yönetmeliklerdeki açıklar bulundukça düzeltmeler yapıldı. O dönem kısa filmine destek alan Umut Aral kendisinin yaşadığı arızi durumu şu şekilde açıklıyor:

“Başlatılan sinema destek projesinin ilk ayağında proje dosyamı gönderdim. İnternet sitesindeki ilk açıklamalarında amatör çalışmalara yönelik bir yardım söz konusu değildi. Daha sonra ortaya çıktı ki amatör projelere de destek var. Kısa metraj için mi değil mi, o da belli değil, ortada muğlak bir durum var. Bana, siz yine de gönderin projenizi, dediler. O başvurudan da sadece benim filmime yardım çıkmış.”

İlk yıllardaki sorunlara rağmen bakanlık destekleri Türkiye sinemasının önünü açtı ve bugüne gelen tartışmalar da başlamış oldu. Yazı dizimin diğer bölümlerinde desteklerin veri analizine, ekonomik yapısına, yapımcılarla ilişkisine, filmlerin seçilme süreçlerine, siyasi gelişmeler gibi desteklerin farklı alanlarına bakacağım.

yazi5

[1]Kişisel görüşme

yazi6[2]Türkiye Sinemasının 22 Yılı, (Antrakt Sinema Kitaplığı), syf: 102-103

[3]http://www.zaman.com.tr/gundem_sinemaya-tesvik-yasasi-kabul-edildi_67338.html ve http://www.zaman.com.tr/gundem_onaylanan-7-yasa-resmi-gazetede-yururluge-girdi_72054.html

[4]http://www.radikal.com.tr/radikal2/turkiyenin_sinema_merkezi-868090

[5]http://arsiv.zaman.com.tr//2002/12/25/kultur/h10.htm ve http://arsiv.zaman.com.tr//2002/12/29/kultur/h7.htm

[6]http://www.radikal.com.tr/kultur/film_uretimine_devlet_dopingi-736967

[7]http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=57121

[8]http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=59250

[9]Kişisel görüşme

[10]Türkiye Sinema Kurumu Komisyonu, 4. Türkiye Sinema Kurultayı; Bildiriler-Raporlar kitabı, Antalya, 2003

[11]http://www.radikal.com.tr/kultur/film_uretimine_devlet_dopingi-736967

[12]http://www.radikal.com.tr/kultur/destek_mi_kostek_mi-771620

 

yazi7

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal