Bir müze hayali: ‘Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında’

Bir müze hayali: ‘Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında’

Nâzım Hikmet, 65 yıl önce, 17 Haziran 1951’de Türkiye’den ayrıldı, Rusya’ya gitti. Bir anlamda, gitmeye mecbur bırakılmasıyla, ömrünün 12 yılı bizden çalınmış oldu. Ürettikleri, fikirleri insanlığın ortak mirası; ama anıları, mezarıyla birlikte, Türkiye’den uzakta kaldı.

Moskova’da, son eşi “saçları saman sarısı, kirpikleri mavi” Vera Tulyakova’yla yaşadığı ev, edebi bir Kâbe gibi, yıllarca okurları ve yoldaşlarınca ziyaret edildi. Vera, Nâzım Hikmet’in ölümünden sonra evi korudu, ondan kalanlara sahip çıktı. Gelenlere hem evinin kapısını açtı, hem de hafızasındaki anıları. Bir de, 1977 ve 1978 yıllarına ait iki takvime, konuklarının notlar almasını, imza atmasını sağladı: Bir tür müze defteri gibi…

Bugün, o notlar, imzalar sayesinde, Nâzım’ın Moskova’daki evi bize daha yakın. Arif Keskiner ve M. Melih Güneş, 40 yıl boyunca korunmuş bu takvimlerden yola çıkarak bir kitap hazırladı: “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında”. O eve, sofraya konuk olmuş 30’a yakın kişinin tanıklığından oluşan bir hafıza kaydı:

Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, A. Kadir, Genco Erkal, Fatma Girik, Türkan Şoray, Adalet Ağaoğlu, Nedim Gürsel, Can Dündar, Zeynep Oral, Coşkun Aral ve diğerlerinin…

hikmet2‘Dünyanın en güzel saman sarısı’

Yerinden edilen Nâzım Hikmet Vakfı, 15 Ocak’ta, Şişli Belediyesi’nin tahsis ettiği Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’ne taşındı. Kitabın burada tanıtımı yapıldı, takvim sayfalarından oluşan bir sergi açıldı. Vera’nın kızı Anna Stepanova da konuklar arasındaydı. Böylece Arif Keskiner ve Melih Güneş’ten kitabın hikâyesini, Anna Stepanova’dan da evin bugününü dinleme fırsatı buldum.

Arif Keskiner, Vera Tulyakova’yla 1977’de Moskova’daki film festivali sırasında tanışmış:

“Vera bizi evinin kapısında karşıladı. Merakla Nâzım’ı soruyoruz. Oturdu karşımıza, bize anekdotlar anlattı. Şiirler okundu o gece, şarkılar söylendi.”

Takvime, Ali Özgentürk, Zeki Ökten, Vecdi Sayar’la birlikte ilk imzayı atanlardan biri Arif Keskiner: “Dünyanın en güzel saman sarısına saygıyla.”

Uzun yıllar sonra, Vera’nın yakın dostu M. Melih Güneş, takvimleri ona gösterdiğinde büyük şaşkınlık yaşadığını söylüyor. Kitap ve sergi fikri de o zaman doğmuş.

Türkiye’ye gelen oyuncak bebek

Melih Güneş, “Her şey Vera’nın kültür bilinci sayesinde” diyor. Takvimi, diğer yadigarlarla birlikte saklaması bunun kanıtı.

İmzası olan ya da evi ziyaret ettiği bilinen kişilerle tek tek görüşülerek oluşturulan kitaptaki her hikâye kıymetli. Ama Fatma Girik’inki ayrıca anlamlı. Vera’nın kızı Anna Stepanova, çok küçükken, Nâzım Hikmet’in ona ilk armağanı, 11 yıl boyunca sakladığı oyuncak bebeği, 1974’teki ziyaretinde Fatma Girik’e vermiş: “Memleketim, memleketim diyerek sayıklardı. O gidemedi, size bu bebeği hediye etmek istiyorum. Lütfen bunu Türkiye’ye götürün.”

Bugün Anna Stepanova, oyuncak bebeği neden verdiğini şu sözlerle anlatıyor:

“O yetenekli ve güzel kadının yanında, o bebeğin kendini iyi hissedeceğinden emindim, o yüzden ona verdim.”

hikmet3

Nâzım Hikmet müzesi kurulamaz mı?

Evin şimdiki halini merak ediyorum: Nâzım Hikmet’in eşyaları halen orada mı? Korunuyor mu?

Melih Güneş, orada şimdi Anna Stepanova’nın yaşadığını anlatıyor. Fakat Nâzım Hikmet’in çalışma odası, kitaplarıyla birlikte ve o dönemden kalma kimi eşyalarla korunuyor.

Buraya taşınamaz mı? Mesela Türkiye’de bir Nâzım Hikmet müzesi kurulamaz mı?

hikmet4Anna Stepanova’ya bırakıyorum sözü:

“Kalan her şeyi ben muhafaza etmeye gayret ediyorum. Çocukken çok isyan ediyordum. Kendi hayatımı yaşamak istiyordum, ama annem ve Nâzım’ın birtakım kuralları vardı, ev onlara aitti. Nâzım gittikten sonra her şey onun anısına saklanıyordu ve ellenmiyordu, yine yasaktı birçok şey, yine isyan ediyordum.

Bugün, elbette çok kıymet verdiğim bu eşyaları, sahiplenmemem gerektiğini, onları yeni kuşaklara ulaştıracak bir kuruma vermem gerektiğini biliyorum.

Annem Moskova’da bir Nâzım müzesi kurulması için çok mücadele etti ama maalesef olmadı, bundan  sonra da olacağını sanmıyorum. Bu nedenle en büyük sorun, onları gerçekten güvenilir ellere verebilmek.

Benim için bu güvenilir el Melih’in eliydi, o nedenle birçok şeyi zaten ona emanet ettim. Kalanlarla ilgili büyük sorumluluğum var, kaybolacağı, değerinin bilinmeyeceği bir yere kesinlikle gitmemeleri gerekiyor. Uzun süre yaşayacağına ve değerlendirileceğine inandığım bir yapıyla karşılaşırsam hepsini onlara devredebilirim. Bir gün Türkiye’de Nâzım’ın Moskova’daki evi kurulur, inşa edilirse eşyaları teslim ederim. Ama tabii her şeyden önce bu yapının da Türkiye’de kendini kanıtlaması gerekiyor. Çünkü onun hatıralarının üzerinde sadece Nâzım’ın değil, annemin de payı var ve ona karşı da sorumluluğum var.”

hikmet5

Bugün o evin kapıları kapalı

Anna Stepanova’ya son olarak, halen kapılarının çalınıp, Vera’nın sağlığındaki gibi, davetsizce Nâzım Hikmet’in evini görmeye gelenler olup olmadığını soruyorum.

Net bir dille “Tanımadıklarıma evimi açmam artık söz konusu olamaz” diyor: “Annemin ölümünden sonra evi ziyaretlere kapattım ben. Çünkü gelenlere üçüncü ağızdan bir şeyler anlatmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Annem için de insanlara Nâzım’ı anlatmak çok ağırdı. Ama bir yandan da bu onun için çok doğal bir ihtiyaçtı, çünkü Nâzım’dan sonra da yine Nâzım’la yaşıyordu. Ama benim için çok daha zor, yapamazdım.”

hikmet6

* “Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında”, Arif Keskiner – M.Melih Güneş, Mitos Boyut Yayınları

** Yeni Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’ndeki sergi, bir ay boyunca izlenebilir. Şişli Halide Edip Adıvar Mahallesi, Darülaceze Caddesi No: 2. Merkezde bir de Nâzım Hikmet için anı odasıyla, kütüphane bulunuyor.

** İlk fotoğraftakiler Arif Keskiner, Fatma Girik, M. Melih Güneş, Girik’in halen sakladığı oyuncak bebek ile / Ortadaki fotoğrafta Anna Stepanova / Son fotoğrafta Vera, Halet Çambel ve Nail Çakırhan ile Nâzım’ın evinde.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal