Bir fotoğraf bin sözcüğe bedel

Bir fotoğraf bin sözcüğe bedel

Bugün Kumkapı deyince aklına meyhanelerden başka bir şey gelmeyenlere Ara Güler’in “Kumkapı Ermeni Balıkçıları” adlı kitabını okumalarını öneririm. Aslında Güler’in 1952 yılında Jamanak gazetesi için yapmış olduğu bir röportajdır o. Beş yıl kadar önce Aras Yayıncılık tarafından kitaplaştırılmıştı; Jamanak’taki yazı dizisinde yer alan yedi fotoğrafa “fotomuhabiri”nin arşivinden alınan pek çok fotoğraf da eklenerek.

O siyahbeyazlara bakıldığında, birçoğunun “başkişisi”nin balık ağları olduğu görülür. Yazgısı balık ağlarıyla örülmüş bir mahalle. Acemdağı mahallesi, bir balıkçı köyü.

Güler’in 1993’te “İstanbul” dergisinde çıkan bir yazısını anımsatmalıyım:

 “Yıl 1952, Kumkapı hâlâ ufak bir balıkçı köyüdür, İstanbul ise sularla çevrili bir kıyı şehri. Birkaç yıl sonra Sahil Yolu yapılınca bu şirin balıkçı limanı büsbütün başka bir biçim alacak. Ama o zaman bunun böyle olacağını kimse bilmiyor, tahmin edemiyordu; ne balıkçılar, ne balıkçı reisleri, ne Kumkapı halkı, ne de ben! İşte bu siyahbeyaz fotoğraflar çoktan yitmiş olan bir dünyanın belki de tek tanıklarıdır.”

Geçende, Stuart Franklin’in Guardian gazetesinde yayımlanan “Sözcükler dünyasında fotoğraflar hâlâ önemli” başlıklı yazısını okuyunca, Güler’in o siyahbeyaz “Kumkapı tanıkları” geldi aklıma.

konusan2

Fotoğraf ölüyor mu?

Franklin, tıpkı bir zamanlar Ara Güler’in olduğu gibi Magnum Photos ajansının bir üyesi; 2006-2009 arasında başkanlığını da yapmış bu ajansın. Daha önce Paris’teki Sygma basın ajansıyla çalışmış. O sıralar Lübnan’daki iç savaşı, Britanya’daki işsizleri, Sudan’daki kıtlığı, Heysel Stadyumu’nda yaşanan faciayı fotoğraflamış. Magnum Photos’a geçtikten sonra, Beycing’de Tiananmen Meydanı’ndaki ayaklanmanın fotoğraflarıyla Dünya Basın Foto Ödülü’nü kazanmış. 1980’lerin sonlarında Antarktika’da Greenpeace’le çalışmış. National Geographic için pek çok çalışma yapmış. Son yıllarda, Suriye’de görev yapan hekimler ve Calais’deki sığınmacılarla ilgili belgesel projeler gerçekleştirmiş.

Yazısına, “Eskiler ne demişler: Bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir. Ama fotoğrafın, özellikle de röportaj fotoğrafının albenisini yitirmekte olduğu söyleniyor. 2010’dan bu yana birçok fotoğrafçı fotomuhabirliğinin geleceğinden kaygılı olduğunu dile getirdi” diye başlıyor Franklin. Kimi fotoğrafçıların fotoğrafın hiçbir şeyi değiştirmediğine, sefalet ve savaşların sürüp gittiğine ilişkin sözlerinden örnekler veriyor.

konusan3

‘Fark ettiren’ fotoğraflar

Kolay kolay hiçbir şey tek başına bir şeyleri değiştirmez. Ama geçmiş, insanlara pek çok şeyi “fark ettiren” fotoğraflarla dolu. Yirminci yüzyılda toplumsal konutlar, çocuk işçiler, acımasız çalışma koşulları, akıl hastanelerinin insanlıkdışı ortamı, Güney Afrika’daki ırk ayırımcılığı, savaş ve kıtlık, fotoğrafçıların insanlığın gözleri önüne serdikleri konulardan birkaçı. İkinci Dünya Savaşı’nda Pasifik cephesinin unutulmaz fotomuhabiri W. Eugene Smith, “Fotoğraf küçük, ama önemli bir sestir” dememiş miydi?

Stuart Franklin, somut örnekler veriyor: Palalarla doğranmış kauçuk işçilerini gösteren slaytlar dünyanın gözleri önüne serildiğinde, Kral Léopold’un Kongo’daki kanlı yönetiminin sonu geldi. Soykırım görüntülerinin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin hazırlanmasındaki etkisini azımsamamak gerekir. McCullin gibi fotoğrafçıların saptadığı görüntülerin, çocukların açlıktan öldüğü Biafra’ya yardımların başlamasına büyük katkısı oldu.

Ünlü gazeteci ve haberci Christiane Amanpour, 1999’da Bosna’yla ilgili olarak, “Gazeteciler ve fotoğrafçıların Bosna’daki nesnel gerçekleri anlatma çabalarının çok şeyin fark edilmesini sağladığına inanıyorum” diyordu. “NATO en sonunda 1995’te müdahale etti ve savaşı sona erdirdi.”

konusan4Sessiz sahneler

Bütün bunlara karşın, Franklin, son dönemde İngiliz gazetelerinin fotoğrafa yaklaşımından yakınıyor: “Fotoğraf gittikçe gelişen görsel bir dildir. Röportajda trajedinin yanı sıra komedi ve yergiyi de yansıtır. O yüzden, gündelik yaşamdan sessiz sahneler sunan bazı fotoğraflar akıldan çıkmaz. Ama yine de, bugün ülke çapında yayımlanan gazetelerimizden en az üçünün kadrolu fotoğrafçısı yok.”

Franklin’in söylediklerine katılmamak elde değil.

An’ı sürekli kılmak 

Günümüzde sayısız imgenin, görüntünün, çoğu zaman ayırdında olmadığımız saldırısı altında yaşıyoruz; bütün bunlar gözümüzün önünden ve ucundan geçip gidiyor, uçsuz bucaksız bir görsel çöplüğü boyluyor. Ama nitelikli bir fotoğraf bir an’ı mekândan ve zamandan yalıtır ve sürekli kılar. Bazen gerçeğinde göremediğimiz bir gizi açığa çıkarır, kimi zaman da gerçekliğin küçücük bir parçasını yakalayarak bütününü görünür kılar. Ustaların ustası Cartier-Bresson’un dediği gibi, “Fotoğrafçılar, sürekli olarak yok olan ve bir kez yok oldular mı yeryüzünde hiçbir gücün bir daha geri getiremeyeceği şeylerle uğraşırlar”.

Fotomuhabirlerin bugün hâlâ ne denli etkili olabileceklerinin son örneklerinden biri de, DHA’dan Nilüfer Demir’in, geçen eylül ayında Bodrum’un Akyarlar kıyısında çektiği ölen sığınmacı çocuğun fotoğrafı değil miydi?

konusan5

Kusur fotoğrafta mı?

Gazeteler açısından bakıldığında, bana kalırsa, eksiklik ya da yetersizlik ne fotomuhabirlerinde, ne de fotoğrafta. Eksiklik ya da yetersizlik gazeteleri yönetenlerde.

Fotoğrafı habere eşlik eden bir süs, dahası bir leke olarak mı göreceksiniz; yoksa fotoğrafı çoğu kez sözcüklerden çok daha fazla şey anlatan, başlı başına bir haber olarak mı algılayacaksınız? Fotomuhabirini muhabirin habere gittiğini “kanıtlayan” bir eşlikçi olarak mı görevlendireceksiniz, yoksa çektiği fotoğrafla haber oluşturan bir haberci olarak mı göreceksiniz? Gazetenin başsayfası ya da arka sayfasını, başlıklar, spotlar ve anonsların aralarına serpiştirilen, dolayısıyla birbirini görünmez kılan fotoğrafçıklarla mı donatacaksınız; yoksa haber niteliği taşıyan, gündem yaratabilecek büyük bir fotoğrafı sayfaya egemen mi kılacaksınız?

Bu seçenekler arasında bir seçim yapmak gazeteyi yönetenlerin yetkisinde olduğuna göre, kusur fotoğrafta ya da fotomuhabirinde değil, onlarda olsa gerek.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal