Bir adım ilerisi: ‘İkinci Cihan’

Bir adım ilerisi: ‘İkinci Cihan’

Altı Derece Uzaklık (Six Degrees Of Separation) diyorlar. Teoriye göre; dünyadaki her insan bir diğerinden sadece altı adım, altı derece ya da altı ilişki uzaklıkta. Yani hamburger getiren çocukla Bilal, Kerimov’la Gandhi, Axl Rose’la Serdar Ortaç, Birsen Tezer’le sen arasında… Hep aynı, altı adım. Ve “İkinci Cihan” bu altı adımın yollarını kısaltıyor.

birsen2Birsen Tezer’in ikinci albümü, yayımlandığı ve dahası anlaşıldığı, sindirildiği ve usul usul yayıldığı dönem itibarıyla oldukça manidar. 2013’ün Ocak ayında raflarla buluşan albüme emek veren müzisyenler kuşkusuz stüdyoda ter dökerken bir ağaçla başlayan, umut ve acılarla harmanlanacak bir direnişin ortasında kalacaklarını bilmiyorlardı. Mayıs 2013, birçok şeyin olduğu gibi “İkinci Cihan”ın da kaderini değiştirdi. Sonrasındaki süreçte, evine ekmek götürmeye çalışırken öldürülen çocuklar, onlar üzerinden politika yapanlar derken; bilindiği üzere toplumsal buhranımız içinden çıkılamaz bir hal aldı. Sanat işte tam da böyle zamanlarda ivme kazanıyor. Direniş sloganlarının yükseldiği bir dönemde, Tezer’in albümü de sessiz sedasız ve mütevazı bir şekilde geri planda durmak zorunda kaldı.

Zamansız albüm

Şunu atlamamak gerek. Bazı albümlerin bir son kullanım tarihi olur, eğer vasatsa. Ve bazı albümlerin zamanı bile olmaz, eğer gerçek duygularla, güzel sesler ve gerçek yeteneklerle yapıldıysa. Bu yüzdendir; aradan 2.5 yıl geçmiş olmasına rağmen birçok dinleyicisinde daha dün çıkmış hissiyatı yaratıyor bu albüm. Ateş almaya gelmemiş de yanında bavuluyla kapınıza dayanmış, belli ki yerleşecek ve gitmeyecek albümlerin kendine has özelliklerinden biri bu.

Dinleyicisi, “Yeni albüm ne zaman çıkacak?” gibi bir soru sormuyor, hadsizleşmiyor. Halbuki “popüler” olan, aynı tornadan çıkma parçalarla karşınıza çıkan, beste fabrikatörlerinin en büyük sıkıntısıdır bu albüm yapma telaşı. Sonrası tükenmişlik sendromu, sonrası “bir süre dinleneceğim”ler, “müziği bıraktım”lar, sonrası bomba gibi geri dönüşler… Birsen Tezer’in müzikal çizgisi, kuşkusuz, bu bahsi geçen beste fabrikatörleriyle aynı paralelde bile değil. Ayrı dünyaların insanları onlar. Haliyle albümleri de öyle. Bir tarafta çer çöp, bir tarafta duygusuyla, sesiyle, sözüyle, sazıyla bir ömür dinlenebilecek bir albüm.

Bir ömürlükse yaşamak

birsen3Albümün ilk şarkısı “Nefes”. Erkan Oğur’un kopuzu, Tarık Aslan’ın erbanesi, bendiri, Tezer’in sesiyle birleşince derin bir nefes aldırıyor. Izdıraplı bir bekleyişin sonunda çaresizlikten ya da ermişlikten gelen bir kabulleniş gibi: “Bir ömürlükse yaşamak, ya seninle ya da sensiz”…

Hemen arkasından gelen “Delikanlı”; şarkının yazarı Zafer Cimbil tarafından yorumlandığında başka, Tezer tarafından yorumlandığında başka yollara çekiyor dinleyeni. Yine de gönül yorgunluğunun din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan vurgun yaptığını kanıtlayabiliyor. Cimbil’le Tezer’in müzikal uyumuna ilk kez bu şarkıda tanık olmadığımız bir gerçek.

İkili daha önce yine bir Cimbil bestesi olan “Sevdanın Yolları”nda bir araya geldiğinde yine bir vurguna imza atmışlardı. Erkan Oğur ve Akın Eldes’le sahne aldıkları bir gecede dörtlü parçayı seslendirmiş ve ardından yapılan amatör kayıt YouTube’a düşmüştü. Parça, sanki aşk ve ayrılıkla harmanlanmış bir dost meclisinde, boşalan bardakları “şerefine” kaldırdıktan hemen sonra seslendiriliyor gibiydi. “Burada kalmamalıydı ki, burada kalmamalıydı, Akın?!” Videonun ses ve görüntü kalitesindeki olumsuzlukların hiçbiri konu edilemezdi, edilmedi de. Pamuklara sarılıp saklandı ama henüz bir albüm kaydı da oluşmadı.

Biraz çekilme zamanı

Albümün üçüncü parçası; “Kuş Masalı” sözleriyle bir yakarışı dillendirirken müziğiyle biraz daha sükunete çağırıyor gibi. Özer Arkun’un çellosu bu anlamda şarkıda önemli rol oynuyor, huzurlu bir ses tonuyla telkinde bulunan bir dost gibi arkanızda bekliyor.

Bir hikâye gibi bağlanıyor albümün bu bölümü. Aşkın bünye üzerinde yarattığı sarsıcı duygu değişimleri gibi yine bir kabulleniş ve bu kez içe dönme vakti. “Kusura bakma, biraz çekilme zamanı”. Akın Eldes’in tam orta yerde attığı gitar solosu da oldukça ikna edici.

Buraya kadar her şey belli bir çizgide, belli bir duygu yoğunluğunda. Ardından gelen “Arı Maya” ise uzayın boşluğunda süzülüp giden bir zihne usulca dokunuyor. Albümün en neşeli şarkısı olmakla birlikte şarkı sıralaması göz önüne alındığında bir aidiyet problemi yaşanıyor gibi. Rahatsız etmiyor ama soru işareti bırakıyor, sanki fark etmeden başka bir kanala geçilmiş gibi.

Düşman bile değiliz

birsen4“Şarkıcının Şarkısı” ise kaldığı yerden, daha da yoğun bir hüzünle ilerliyor. Ama bu hüzün fazlasıyla kadına özel bir duruş sergiliyor. Savunmasız bir anda yakalanmış, fethedilmiş bir ruhun ve hatta tutsaklığa ramak kala yaşanan hayal kırıklıkları ve yüzleşmelerin itirafı gibi. Sibel Köse’nin eşliğiyle bir “duble” etkisi yaratmıyor değil.

Bitmiyor. Hüsranların ardından hep aynı klişeler tekrarlanır; klişe olduğunu bile bile. Çünkü işe yarar, boşvermek. Söz ve müziği Sami Batok imzalı parça Tezer’in sesiyle dört dörtlük bir uyum yakalamış. “Bak artık düşman bile değiliz” naifliği ve gizlenemeyen bir umutsuzlukla kadeh kaldırıyor.

Ve sonrası eksiklik. “Aşk yarım, hayat yarım” diyerek acısını bu kez İlhan Şeşen’le paylaşıyor. Parça, Şeşen’in 1995 yılında “Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey” filmi için yazıp bestelediği şarkıydı. Ancak sonrasında Şeşen’in “Ne kadar iddialı bir laftır bu, böyle bir anlamın sorumluluğunu alamam” diyerek parçanın ismini değiştirmeyi teklif etmesi üzerine, albümde “Ne Tuhaf” adıyla yer aldı. Şarkı, bir kez daha Özer Arkun’un çellosuyla zenginleşiyordu.

Sonrası bekleyiş

Albümün finali ise Tezer’in “Bir ömür onunla çalmak isterim” dediği Ortaçgil’in sözleri ve Gürol Ağırbaş’ın bestesiyle “Kendi Kendime”yle yapılıyor. Bütün duygu devinimlerinin, yalnızlıkların, debelenmelerin, yüzleşmelerin sonunda yine kürkçü dükkânına, içe dönüş gibi. Kendi kendini telkin eder gibi. İşte iyileşmenin başladığı yer; son şarkı.

“İkinci Cihan” bir hikâyenin sonu, bir başkasının başlangıcı gibi. Altı adım, altı ilişkinin bir adım ötesi gibi; Tezer sayesinde hayatla, aşkla bir derece daha yakınlaşıyoruz. Sonrası bekleyiş, sonrası yeni bir cihan…

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal