Ahmet Oktay’a veda

Ahmet Oktay’a veda

Edebiyatımızın üretken kalemlerinden, şair, yazar, gazeteci, eleştirmen Ahmet Oktay, bugün 83 yaşında hayata veda etti. Ahmet Oktay’ın cenazesi, yarın Erenköy Galip Paşa Camisi’nden öğle vakti uğurlanacak ve Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Özellikle şiirleriyle tanınan ve toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla eserler üreten Ahmet Oktay, 1987 yılında “Yol Üstündeki Semender” kitabıyla Necatigil Şiir Ödülü’ne, “Ağıtlar ve Övgüler” kitabıyla 2002’de Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer görülmüştü. Ahmet Oktay aynı zamanda Yeditepe Şiir Armağanı (1965), Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü ve Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Onur Ödülü’nün sahibiydi.

Ahmet Oktay, bir söyleşisinde şiir yolculuğunu şu sözlerle anlatmıştı:

“Gençlik yıllarımda Nâzım Hikmet’le Ahmed Arif’ten esinlendim elbet. Hatta Ahmed Arif’ten etkilendim bile. Ama çabuk bildim yolumu ayırmayı. ilk kitabımdaki ‘Kan Taşı’ ve ‘Ay Vura’ adlı şiirlerimde Ahmed Arif’in mısra yapısını, deyiş özelliğini, çok ters bir yerde ‘hece vezninde’ kırmayı, terk etmeyi denedim. Şöyle diyeceğim: Tek tek şairler değildir beni ilgilendiren, Türk şiirindeki global eğilimler, yönelmelerdir. O eğilimlerle hesaplaşmayı, beliren yeni biçim/içerik ilişkilerini kendi şiirime eklemlemeyi amaç bilmişimdir hep. Örneğin vaftiz adıyla anarsam ‘İkinci Yeni’nin kimi ögelerinden yararlandım ama, hiçbir zaman, o yıllarda savunulan ‘anlamsızlık’ gibi saçmalıklara ve dilin kendi üstüne kapalı olarak ‘deforme’ edilmesine ilgi duymadım. Hatta, ilk günden karşı çıktım o eğilimlere. Aynı şekilde Rıfat Ilgaz’ın şiirine de karşı oldum.

Bugün geriye dönüp baktığımda özellikle Ahmed Arif’in şiiriyle arama hayli uzaklık girdiğini görüyorum. Dahası: O şiirin, büyük ölçüde benci olduğunu. Aslında, Ahmed Arif’in şiiri yazıldığı günlerin (1945-1955) izler çevresinin toplumcu beklentilerinden çok, 1968’den sonra yetişen üniversite gençliğinin bazı kesimlerinin beklentilerini karşılamıştır. O şiirdeki benci ve ‘kefaretçi’ içerik, bu kesimler tarafından yeniden üretilmiştir.”

Orhan Kahyaoğlu da 2002’de yayımlanan toplu şiirleri kitabı “Poyrazda Kımıldayan Salıncak” üzerine yazısında, Ahmet Oktay’ın şiir anlayı hakkında şunları yazmıştı:

“Ahmet Oktay, ilk şiirlerinden bu yana toplumcu kimliğinden, duyargalarından hiç vazgeçmez. Ama, bunun yanında, birey olmanın yarattığı sancıları kıyasıya yaşayan, ben’ini şiirinde devamlı sorgulayan bir şair olarak da, özellikle ikinci şiir kitabı ‘Her Yüz Bir Öykü Yazar’la önemli bir şiirsel değişimin habercisi olacaktır. 1966’da yayımlanan üçüncü kitabı ‘Dr. Kaligari’nin Dönüşü’yle birlikteyse, bugüne dek sürecek poetikasına dair büyük adımını atmıştır. Oktay’ın bu poetikasının en çekici ayrıcalıklarından biri, politik dünya görüşünü şiirlerinin hemen tümünde saklı tutmayı becermesidir. Onun duyguları bu poetik-politik algısının sıkı uyumu içinde üretilir ki, bunu gerçekten beceren şair sayısı Türkiye’de iki elin parmağını geçmez.”

Ahmet Oktay ise dünya görüşünü başka bir söyleşisinde şöyle ifade ediyordu:

“Tabii tarafım. İnsan önünde sonunda bir yerdedir, bir taraftır. Toplum meselelerinde siyasete bağlı, solda duran bir yazar ve Marksist olmaya çalışan birisi olarak saydım kendimi hep. Edebiyata girdiğim günden bu yana da aynı doğrultuda gittiğimi düşünüyorum. 

Edebiyatın son kertede sadece insanları eğlendirmek amacı gütmediğine, edebiyatın da bir sorumluluğu olduğuna inanan bir insanım. Dün de öyleydim bugün de öyleyim.”

Ahmet Oktay hakkında

Ahmet Oktay, 1933 yılında Ankara’da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı.

Ahmet Oktay, 1950’li yıllarda Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda “parlamento muhabiri” olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde ve TRT Haber Merkezi’nde muhabirlik, haber müdürlüğü yaptıktan sonra 1982’de TRT’den emekli oldu. Bir süre daha Milliyet gazetesinde çalışmaya devam eden Ahmet Oktay, 1993 yılında görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.

Başlangıçta yazdığı şiirlerle Ahmed Arif şiirinden etkilendiği izlenimini verirken, 1960’lardan sonra toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni’ye doğru yöneldi. Şiirlerinde destansı bir söyleyiş kullandı, zengin sözcük dağarcığı ile kendini hemen belli eden bir tarzla şiirler yazdı.

Şiir Kitapları
Gölgeleri Kullanmak (1963)
Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964)
Dr. Kaligari’nin Dönüşü (1966)
Sürgün (1979), Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi (1981)
Kara Bir Zamana Alınlık (1983)
Yol Üstündeki Semender (1987)
Ağıtlar ve Övgüler (1991)
Bir Sanrı İçin Gece Müziği (1993)
Toplu Şiirler (1995)
Gözüm Seğirdi Vakitten (1996)
Söz Acıda Sınandı (1996)
Az Kaldı Kışa (1996)
Hayalete Övgü (2001)
İnceleme/Araştırma kitapları
Bir Yazı’nın Arayışları (2001)
Yazın, İletişim, İdeoloji (1982)
Yazılanla Okunan (1983)
Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (1986)
Kültür ve İdeoloji (1987)
Toplumsal Değişme ve Basın (1987)
Karanfil ve Pranga (1990)
Raffaello’nun Direnişi (1990)
Zamanı Sorgulamak (1991)
Kabul ve Red (1992)
Şair ile Kurtarıcı (1992)
Sanat ve Siyaset (1993)
Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993)
Türkiye’de Popüler Kültür (1993)
Medya ve Hedonizm (1995)
Şiddet, Söz, Yaşam (1995)
İnsan, Yazar, Kitap (1995)
İsrafil’in Sûr’u (1997)
Şeytan, Melek, Soytarı (1998)
Siyasal İslama İtirazlar (2000)
Postmodernist Tahayyüle İtirazlar (2000)
Şairin Kanı (2001)
Romanımıza Ne Oldu? (2004)
Anı/Anlatı kitabı
Gizli Çekmece (1991)
Günlük
Gece Defteri (1998)
Oyun
Kurt Dişi (1971)

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal