Aç kapa, aç kapa; İTÜ Radyosu 70 yaşında

Aç kapa, aç kapa; İTÜ Radyosu 70 yaşında

Öğrencilere, akademisyenlere teknik deneyim kazandırmayı amaçlayan bir deneme radyosuydu aslında… İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Elektrik-Elektronik Fakültesi’ne bağlı Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü’ne laboratuvar işlevi görüyordu. Amaç, vericilerin kurulması, çalıştırılması, sesin kıtalar ötesine sorunsuz aktarılması, yani elektronik haberleşme mühendisliğinde ustalaşmaktı.

Türkiye’nin ilk üniversite radyosunu 1945’te Profesör Mustafa Santur, asistanı Adnan Ataman’la kurmuştu. Teknik deneme radyosunun daha kuruluş aşamasında bir kültür radyosuna dönüşmesini sağlayan, klasik müzik tutkunu elektronik mühendisi Adnan Ataman’dı.

İstanbul Şehir Orkestrası’nın konserlerini kaçırmayan, tek çocuğunu müzisyen olmaya teşvik eden Ataman, birlikte çalıştığı akademisyenleri, öğrencilerini de kuşaklar boyunca müzik beğenileriyle etkilemişti.

Haftada üç gün Mozart’ın Türk Marşı ile açılan deneme yayınları, 200 Watt’lık vericiden Gümüşsuyu’ndaki İTÜ binasının çatısındaki antene, oradan dünyaya ulaştı. Elçiliklerden, akademisyenlerin kişisel arşivinden plaklarla klasik müzik yayımladılar. Önceleri kısa, sonra uzun dalga üzerinden dünyaya yayın yaptılar. Avustralya’ya kadar ulaştı sesleri.

Tepeden tırnağa radyocu

itu21954’te mezuniyete hazırlanan Pertev Apaydın’a özel bir diploma ödevi verildi. Türkiye’nin ilk Frekans Modülasyonlu (FM) vericisini hazırlayacaktı. İTÜ, Amerika ile neredeyse aynı dönemde FM teknolojisini Türkiye’de uygulamaya sokuyordu. O güne kadar kısa ve uzun dalgadan dünyaya yayın yapan İTÜ, yayın menzilini kısaltıp, ses kalitesini çağın en ileri düzeyine taşıyacaktı. 500 kW’lık vericiyle Gümüşsuyu Kampusu’ndan yapılan yayın, engebesiz coğrafyada 100 kilometre çapında bir alana nitelikli ses ulaştırabiliyordu. Deniz üstünden yayın menzili yüzde 50’ye kadar artıyor, Yalova’ya kadar ulaşıyordu. Fakat dinlemek için FM’li radyo gerekliydi. O dönemde TRT, uzun dalgadan ulusal, orta dalgadan İstanbul’a, kısa dalgadan İzmir’e yerel yayın yapardı. Dünya radyoları ise uzun ve kısa dalgalardan dinlenirdi. Piyasadaki radyolar bu dalga boylarına uyumluydu. FM’li radyoların yaygın üretimi için 1970’leri, Türkiye’ye yaygın ithali için 1980’leri beklemek gerekecekti. 

itu3Meraklı müzikseverler Türkiye’nin ilk stereo yayınlarını 1971’den itibaren Teknik Üniversite Radyosu’ndan dinledi. Stereo kodlayıcıyı yapan akademisyen, daha sonra kürsüde profesör olacak Osman Palamutçuoğulları’ydı. Stüdyonun neredeyse tüm ekipmanları akademisyenler tarafından yapılırdı. Aynı akademisyenler, kültür ateşeliklerini gezer, plak toplar, mikrofonun başına geçip program sunar, aylık program bültenleri hazırlayıp abone dinleyicilere postalardı. Yıllar sonra TRT’nin vericilerden sorumlu teknik müdürü, genel müdür yardımcısı olacak Vural Tekeli bu isimlerden biriydi.

Radyonun yanı sıra 1953’te ilk TV yayınını da gerçekleştiren Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü ekibi, yeniliklere o kadar meraklı, yayıncılık konusunda o kadar heyecanlıydı ki özveride sınır tanımazdı. Örneğin, 1953 sonbaharında “harika çocuklar” İdil Biret ve Suna Kan’ın Taksim Belediye Gazinosu’nda verdiği konseri radyodan canlı yayımlamaları başlı başına bir maceraya dönüşmüştü. Yetersiz ekipmana karşın, buldukları pratik çözümler mühendis çevresinde kuşaktan kuşağa anlatılmıştı. 

1962’de Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü’ne katılan, TV’nin yanı sıra radyo yayınlarında önemli sorumluluk üstlenen Edirne doğumlu mühendis Aldo D’Orfani, 22 Aralık 1974 gecesi misafirliğe gittiği evde İTÜ yayınlarını izleyememekten yakınan ailenin şikayeti üzerine anteni düzeltmek için çatıya çıkmış, apartman boşluğuna düşerek hayatını kaybetmişti. 39 yaşındaydı öldüğünde…

Korsan radyo İTÜ’ye karşı

itu4Tuhaf ama gerçek… Türkiye’nin resmi yayın kurumu TRT yıllarca “korsan” radyo yayını yaparken, İTÜ Radyosu, Türkiye’nin ilk uluslararası frekans patentli radyosuydu. International Telecommunication Union’a üye olmuş, ilk günden itibaren tüm yayın frekanslarını onaylatmıştı. TRT’nin frekanslarının ise uluslararası lisansı yoktu. 

1950’lerde Diyarbakır’dan bile “9’uncu Koral Senfoni” çalınması yönünde dinleyici istekleri alan, 1970’lerden sonra İstanbul’da geniş dinleyici kitlesi edinen İTÜ Radyosu darbeciler ve baskıcı sivil yönetimler tarafından pek çok kez cezalandırıldı. İlk kez 1960’ta,  Menderes iktidarınca susturuldu. Ardından 1971’deki 12 Mart Cunta’sınca… İlkinde bir ay, ikincisinde birkaç yıl.

Ben İTÜ Radyosu’nu, 12 Eylül Darbesi yaklaşırken keşfettim. O yıllarda uzun dalgadan Bulgar ve Romen radyolarından klasik müzik, kısa dalgadan siyasi yayınları takip ederdim. Kesintisiz klasik müzik dinleyebileceğim bir radyonun hayalini kurardım. Bir gün müziksever sınıf arkadaşım Yücel Kamçez elinde yepyeni bir radyoyla çıkageldi. Dayısı Almanya’dan getirmişti. UKW (Almanca FM) işaretli banttan klasik müzik dinlenebiliyordu. “İki istasyon var sadece, stereo ve harika müzik yayını yapıyorlar” demişti Yücel. “TRT’den rock, caz bile dinliyorum.  İTÜ Radyosu günde 3 saat klasik çalıyor…”

itu5Bir yıl sonra Yücel ile İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’na girdik. 12 Eylül’ün ilk günleriydi, Türkiye terörün ardından şimdi de cunta kabusunu yaşıyordu. Kulağımız hep İTÜ Radyosu’ndaydı. Birinci sınıfta, mesleğimizdeki ilk haberimizi İTÜ Radyosu hakkında yazmaya karar verdik. Daha sonra Cumhuriyet Gazetesi Yazıişleri Müdürü olacak sınıf arkadaşımız Mehmet Sucu’dan ödünç aldığımız fotoğraf makinesiyle İTÜ Maçka Kampusu’nun yolunu tuttuk. Radyoda hep sesini duyduğumuz Ali Irvalı ve ekibiyle tanıştık, sohbet ettik. Birkaç saat sonra İTÜ Radyosu’ndan ayrılırken ekip üyeleriyle adeta 40 yıllık dost olmuştuk… “İstediğiniz zaman uğrayın, sohbet edelim, hatta yayınlarda bize yardım edin” dediler.

Heyecanla eve koşturup haberimizi yazdık, filmi yıkatıp seçtiğimiz kareleri bastırdık. Ertesi gün okulda hocamız Oktay Kurtböke’nin karşısına dikildik. “Hocam bunu Cumhuriyet’te yayımlatabilir misiniz” diye sorduk. Cumhuriyet’in efsanevi yayın müdürü, o yıllarda gazetesinden ayrılıp Hürriyet’in yayın danışmanı olmuştu. Hemen okudu haberi, fotoğraflara baktı. “Çocuklar çalışmak ister misiniz, size iş bulayım” dedi…

İTÜ Radyosu sayesinde iş bulduk, fakat haberimiz hiçbir yerde yayımlanmadı…

itu61981’den itibaren Cağaloğlu’nda stajyer muhabir olarak çalıştığım, radyo sayfasını hazırladığım TV’de 7 Gün dergisindeki işimden her akşam çıkışta Maçka’ya İTÜ Radyosu’na koşardım. Yüksek Frekans Tekniği Kürsüsü’nden ders alan dört gönüllü öğrenciydi yayınları yürüten. Şefleri Ali Irvalı ise Mimarlık Fakültesi’ni bitirip İnşaat Fakültesi’nde su mühendisliği öğrenimi gören bir müzikseverdi. İkişerli ekipler her akşam 19.00-21.30 arasında yayın yapıyor, çoğu kez sınavlar nedeniyle kadro tek kişiye düşüyordu. Bir yandan çıkış gücü sürekli dalgalanan eski FM vericisini kontrol altında tutmak, diğer yandan pikapları ayarlayıp canlı yayını yönetmek, bu arada çalan telefona cevap vermek gerekiyordu. Önceleri iki kişilik ekiplerin gönüllü yardımcısıydım, birkaç ay sonra tek başına yayın yapanlardan biri oldum.

İki bin plaklık arşiv odasından her gece yayın plaklarını seçmek, fırsat buldukça aylık program taslağı hazırlamak, yayın öncesinde yeni plaklar dinlemek gerçekten mutluluk vericiydi. Bir süre sonra radyodaki arkadaşlarımı telefonla dinleyici istekleri alacağımız, dinleyicilerin sevdikleri plaklarla stüdyoya gelip eserlerin öykülerini anlatacağı programlar yapmaya ikna ettim. Film müziği arşiviyle Atilla Dorsay, Erken Çağ müziği arşiviyle Cem Taylan, çağdaş Yunan müziği arşiviyle Panayot Abacı ve daha pek çok meraklı müziksever “dinleyicilerin arşivinden” programlarıyla İTÜ Radyosu’na destek verdi.   

itu7Yıllardır radyo arşivi yenilenmemişti. İstanbul’daki kültür ateşeliklerini ziyaret edip yardım istedik. Sadece Hollanda’dan birkaç koli dolusu bant alabildik. İçinde festival kayıtları vardı. Bunları heyecanla yayımladık.

Aylık program baskıdan çıktığında heyecanla Cumhuriyet Gazetesi’ne götürür, Kültür Servisi Şefi Aydın Emeç’e teslim ederdik. Filarmoni Derneği’nin düzenlediği gitar ve caz festivaline gelen konuklarla radyo için röportajlar yapar, yayın günü Cumhuriyet’in kültür sayfasında yayımlanmak üzere hazırladığımız özet metni Aydın Emeç’e iletirdik. Röportajlar Cumhuriyet’te yayımlandığında programların dinlenme oranı ciddi şekilde artardı. Bunu yayın sırasında stüdyoya gelen öneri, eleştiri, teşekkür telefonlarının sayısından anlardık.

Bir gün program götürdüğümüzde Aydın Emeç “Çocuklar biz bunu neden her gün Cumhuriyet’te yayımlamıyoruz ki” dedi. Çok sevinmekle birlikte uyardık: İTÜ Radyosu sadece İstanbul çevresine yayın yapıyordu. “Olsun, tüm Türkiye varlığınızı duysun” dedi Emeç… O günden sonra TRT Radyoları’nın programlarının altında İTÜ Radyosu da yer aldı. Tıpkı 1950’li yıllarda olduğu gibi… Ankara’daki TRT çevreleri de varlığımızı sürdürdüğümüzü kısa zaman sonra bu yolla fark etti…

Başımıza ne geldiyse heyecandan 

İTÜ Radyosu’nun bir kez daha kapanmasını sağlayan olay 1982’de yaşandı. Eylül ayında müzik eleştirmeni, radyo ve TV programcısı, viyolacı Faruk Güvenç öldü. Programlarıyla binlerce kişiyi klasik müzikle tanıştıran, düzenlediği Çoksesli Türk Müziği Haftası’yla birçok çağdaş eserin bestelenmesini sağlayan, Ankara Oda Orkestrası gibi nadide bir grubun kurulmasına önayak olan Güvenç’i sessiz sedasız uğurlayamazdık… Bir gece, üç saatlik yayınımızı ayırdık, vefa borcumuzu ödeyecek özel bir program hazırladık. Bülent Arel, İlhan Usmanbaş, Suna Kan, Doğan Hızlan, Filiz Ali ve daha pek çok isim bu programda Güvenç’i anlattı. İşbölümüyle hazırladığımız programda benim görevim Suna Kan’la konuşmaktı. Şehirlerarası görüşme için santrala Suna Kan’ın Ankara’daki telefon numarasını yazdırıp tam 6 saat beklemiş, hatlar çok kötü olduğu için konuşamayıp elimde teyple Ankara’nın yolunu tutmuştum…

itu8Program yayımlandıktan birkaç gün sonra Cumhuriyet gazetesinde Filiz Ali’nin “TRT’nin yapamadığını bir grup amatör genç başardı” başlıklı bir yazısı yayımlandı. Yazı, dönemin TRT Genel Müdürü Macit Akman’ın da önüne gitmişti. Hukuk müşavirini çağırıp “Şunu inceleyin, bu radyoyu kapatın” talimatını vermişti.

Evet, Türkiye’de demokrasinin “şak, tak” dönemiydi… Fakat o dönemde “korsan” radyo yayıncılığı yapan kurumun gelen müdürü 1 Mayıs 1964’te yürürlüğe giren 359 Sayılı TRT Kanunu’nu bilmiyordu. Yayın tekeli istisnalarını belirleyen 2’nci madde, Ankara’da eğitim amaçlı yayın yapan Meteoroloji ve Polis, İstanbul’da İTÜ Radyosu’nu koruma altına almıştı.

O günlerde İTÜ Radyosu’nun kurucusu Prof. Dr. Adnan Ataman, TRT Yönetim Kurulu üyesiydi. Yeni TRT Kanunu hazırlanıyordu. Ataman’a haber verilmeden İTÜ Radyosu istisna dışına çıkarıldı. Yeni yasa 14 Kasım 1983’te Resmi Gazete’de yayımlandı. Aynı gün ilgililer bizzat Prof. Dr. Ataman’ı arayıp, yayını durdurmasını istedi.

O akşam yayın için gittiğimde, Maçka Kampusu’nun giriş kapısında, stüdyo anahtarlarını teslim aldığımız güvenlik kulübesinin önünde Radyo Sorumlusu Ali Irvalı ve Prof. Dr. Ataman’la karşılaştım. Çok sevdikeri bir yakınlarını kaybetmiş kadar üzgündü ikisi de. Telefonla uyaran kişi “Yayını durdurmazsanız hapis cezası var” diye tehdit etmiş, onlar da panik halinde radyoya gelmişlerdi.

Yanlış hatırlamıyorsam o gün duymuştum TRT’nin Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’ne henüz başvurmadığını, radyo frekansı tahsislerini almadığını. Belki sonraki yıllarda başvuru yapılmış, TRT uluslararası onaylı frekanslara kavuşmuştu, fakat o günkü duruma bakılırsa “korsan”, lisanslıyı kapattırmıştı.

Ticari sen geç, eğitimci sen bekle

itu9İTÜ Radyosu’nun stüdyosu dağıtıldı. Yetenekli kadrosu birer birer yurtdışına çıktı. Soyadını hatırlayamadığım Tamer ile 8 yıl sonra İngiltere’de karşılaştım. Londra Metrosu’nun elektronik sistemlerinden sorumlu mühendisler arasına girmişti. Yalçın ise ABD’de, önemli bir üniversitenin akademik kadrosuna başvurmuş, kabul edilmişti.  

Aradan 15 yıl geçti. Gazeteciliğin yanı sıra, TRT-3’te altı yıl caz programları hazırlamış, bir süre yurtdışında yaşamış, yine İstanbul’a dönmüştüm. Çalışma odamdan yayın yapacak, İTÜ Radyosu’nun anısını yaşatacak “Karınca kararınca yayın yapan Karınca Radyosu”nu kurmak konusundaki hayallerim çok geride kalmıştı…

Bir gün internette “İTÜ Radyosu Stüdyoları’nda izleyicili konser kaydı” haberini okuyunca tekrar Maçka’nın yolunu tuttum. O gün öğrendim ki, İTÜ Radyosu 1995’te Ayazağa Kampusu’ndan düzenli yayınlara başlamıştı. FM bandından, geçmişe oranla daha uzun saatler müzik yayını yapıyordu. Üstelik birkaç yıl sonra internet istasyonu açılacaktı.

Bu saadet 1999’a kadar sürdü. Muhtemelen uluslararası lisansı bile olmayan bir “ticari” radyo, “frekansımın üstüne biniyor” şikayetiyle RTÜK’e (*) başvurunca üniversiteye “şirketleşin ya da radyonuzu kapatın” uyarısı geldi. İTÜ Radyosu bir kez daha vericilerini kapattı, internette sığındı.

itu10Doğan Hızlan, Hürriyet’teki köşesinde bu olay hakkında şunları yazacaktı:

“İhtilaller, darbeler sadece insanları değil, radyoları da susturmuş.

 İTÜ Radyosu, yayınlarıyla, diskoteğiyle klasik müzik alanında önemli, eğitici bir sesti. 

Demokrat Parti döneminde kapatılmış, 27 Mayıs İhtilali’nde Prof. Dr. Mustafa İnan’ın – Mustafa İnan’ın hayatını öğrencisi Oğuz Atay, ‘Bir Bilim Adamının Romanı’nda yazdı – ısrarıyla açılmış. Son yıllardaki serüveni ‘Aç-Kapa’ olarak özetlenebilir.

Son darbe de RTÜK’ten gelmiş. RTÜK’ün tavsiyesi şu: Şirket kurun, AŞ olun…”

Bugün 24 saat yayım yapan iddialı bir internet radyosu (**). Klasik müziğin yanı sıra caz/blues ve rock yayımlayan iki kanala daha sahip. Web sayfasından gördüğüm kadarıyla Suha Çalkıvik’in sorumluluğundaki gönüllü yayın kadrosu 16 kişiye ulaşmış. 

Ne mutlu…

Nice yıllara İTÜ Radyosu…             

(*) İTÜ Radyosu’nu kapatmak için hemen harekete geçen RTÜK, yıllardır FM bandında daha geniş yer tutabilmek adına harmonik frekansına ayarlamayan, İstanbul’da Radyo 3 (88.2 FM) yayınlarının üstüne binen Cübbeli Ahmet Hoca’nın radyosu Lalegül FM’e (88.4 FM) göz yumuyor. 

(**) Derya Bengi’nin, İTÜ Radyosu’nun geçmişi ve bugünüyle ilgili İTÜ Vakfı Dergisi’nde yayımlanan röportajlarını İTÜ Radyosu’nun web sayfasında okuyabilirsiniz. Bu yazıda röportajlardaki bilgilerden de yararlanılmıştır. 

Serhan Yedig’in yazısı.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal