Yeryüzünün tepkilerini anlayacak bir bilinç

Yeryüzünün tepkilerini anlayacak bir bilinç

Bugünlerde dünya gündemini meşgul eden üç ana mesele var: İlki, yeryüzünün tamamına yayılan ve daha da belirginleşen eşitsizlik. Hindistan’dan Balkanlar’a, ABD’den Arjantin’e kadar pek çok ülkede yolsuzluklara, kıtlığa ve yoksulluğa karşı halklar ayağa kalkmış durumda.

İkincisi, göç ve göçmenler; bu, ilkiyle bağlantılı olmasının yanında bunu yaratanların organizatörlüğüne soyunduğu savaş ve çatışmalarla da ilintili.

Üçüncüsü (sıralama yapılsa en tepeye rahatlıkla yerleştirilebilecek) iklim değişikliği. Bütün bunlar, ilk anda birbiriyle ilişkili gibi görünmese de aslında Bruno Latour’un dediği gibi tek bir probleme; ‘jeo-toplumsal yer mücadelesine’ işaret ediyor.

Peki, mevcut tablo karşısında politik olarak hangi çözümler üretiliyor? Daha doğrusu, çözüm üretiliyor mu?

Latour, “Rota” isimli kitabında, sorunları belirledikten sonra bunları yorumlayıp onların nasıl giderilebileceğine dair fikirler öne sürüyor.

Tarih sonlanmaz

Göçmenlere karşı ortaya konan direnç ‘politikaları’ (İtalya ve Almanya’nın sınır kapılarını kapatması, Trump’ın Meksika sınırına duvar örme planı vd.), iklim değişikliğini ısrarlı reddedişler (örneğin Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun böyle bir sorun olmadığını dillendirmesi), küreselleşme ve kapitalizm politikalarının küresel eşitsizliği derinleştirmesi, Latour’un kitabının omurgası.

Laf lafı açıyor, sorular yenilerini doğuruyor: ‘Nereye gideceğiz?’, ‘Nasıl gideceğiz?’, ‘Kimlerle yaşayacağız?’, ‘Bir yer bulmak için ne yapmalıyız?’ ve ‘Yönümüzü nasıl bulacağız?..’

Bazılarının iddia ettiğinin veya eksik bilgiyle söylediğinin aksine doğa intikam almıyor, olağan işleyişini sürdürmek üzere hareket etmeye uğraşırken insanın yarattığı yıkımı onarmaya ve yaralarını sarmaya çabalıyor. Bu sürecin farkına varanlar, yeniden yaşanabilir bir dünya kurmanın peşine düşerken göç yollarının hızla dolduğunu gözlemliyor. Beri yanda pek çok kent meydanı, göstericilerin eşitlik ve adalet taleplerinin sahnesi hâline geliyor.

Latour, olup biteni gözlemlemekle kalmıyor, hem kendi sorularına hem de başkalarının dile getirdiklerine yanıtlar bulmaya çabalarken tarihin bitmediğini, bitemeyeceğini ve koşullara göre yazılmaya devam ettiğini belirtiyor. O tarih de şimdilerde kuralsızlığı ‘kurala’ dönüştürenlerin elinde, ‘herkese yer yok’ temasıyla; ‘ortak dünya’ yerine, ‘bazıları eşittir, bazıları daha eşittir’ ilkesiyle eskisinden daha sert olarak şekilleniyor.

Palyatif ‘çözümler’

Latour’un deyişiyle iklim sorununun inkârı, eşitsizliğin politik söylem hâline gelmesi ve göçmenlerin göz ardı edilmesi ‘dünyasallaşmadan uzaklaşma’ anlamına geliyor. Yazara göre gidişata bakıp sorunun ve sorunların karşısında takınılan tavırlar birbirinden çok farklı: “Kaçıp gitme hayallerimizi sürdürecek miyiz, yoksa yollara düşüp hem kendimiz hem de çocuklarımız için yaşanabilecek bir yurt mu arayacağız? Ya sorunun varlığını inkâr ediyor ya da bir rota belirlemeye çalışıyoruz. Sağcı ya da solcu olmamızdan çok hepimizi bölen şey bu artık. Bu, aynı zamanda zengin ülkelerin eski sakinleri için olduğu kadar aynı ülkelerin gelecekteki sakinleri için de geçerli. Çünkü eskiler dünyasallaşmaya uygun bir gezegen olmadığını ve yaşam biçimlerini bütünüyle değiştirmeleri gerektiğini anlıyor, yeniler de yerle bir olmuş eski topraklarından ayrılıp yaşam biçimlerini bütünüyle değiştirmeyi öğrenmek zorunda.”

Latour, ‘herkesin toprağından yoksun kalma duygusuyla sınandığı’ bir dünyada göçe, eşitsizliğe ve iklim sorunlarına kayıtsız kalanlar ile bunu bizzat yaşayanlar arasındaki çelişki ve gerilimlere dikkat çekiyor. Bunda politik kontrol kaybı da bir hayli etkili.

Yazar, toprağın hemen herkesin ayağının altından kaydığını düşünüyor, bu durumu yaratanlar ve sürdürenler ise gezegenin durumuna bakıp üç maymunu oynamaya devam ederken adaletsizliği derinleştirmede herhangi bir sakınca görmüyor. Aynı kişiler, sağlam (ya da ‘yüksek güvenlikli’) sınırlar kurmak, problemleri göz ardı etmek, göçmenleri terörist diye yaftalamak ve alternatif ‘gerçekler’ yaratmak gibi palyatif ‘çözümler’ üretmenin peşine düşüyor.

Yeni dünya: Yerküresellik

Latour’un belirlemesine göre bugünkü sorunların kökeninde, yeryüzünün tamamının ‘modernleşmesini’ savunanlarla buna şüpheyle yaklaşanlar arasındaki gerilim bulunuyor: “Modern dünya ifadesi, bir oksimorona dönüşmüş gibi; ya modern ama ayaklarının altında bir dünya yok ya da gerçek bir dünya ama asla modernleştirilemeyecek. Belli bir tarihsel eğrinin sonu. Birdenbire, her yerde, üçüncü bir çekim merkezi ortaya çıkmış, çatışmanın tüm öznelerini rotalarından saptırmış, kendi içine alıp eritmiş, yönün eski kaçış çizgisine göre bulunmasını olanaksızlaştırmış gibi. İşte bugün, biz tarihin bu ânında, bu eklemlenme noktasındayız.”

Latour’a göre bugün, yerellikten küreselliğe ve oradan da yerküreselliğe varan bir noktaya geldik: Politik ayrımlara dayanmayan ve daha çok bir var oluş sorunu hâlini alan bu durum, bir keşfe değil yeni bir aidiyete yani sahip çıkmaya denk geliyor: “Yerküresellik bir Yeni Dünya’dır kuşkusuz ama Modernlerin eskiden ilk iş olarak büyük ölçüde nüfusunu azaltarak ‘keşfettiği’ dünyaya benzemez. Sömürgeci miğferleri giymiş kâşifler için yeni bir terra incognita (bilinmeyen toprak) değildir o. Kesinlikle sahip çıkılacak bir res nullius (sahipsiz bölge) değildir.”

Latour’un önerisi

Kitapta geçen ‘eski dünyasallık’ önemli bir kavram; politik çölleşmeyi, değersizleştirmeyi, anti-çevreciliği, fikrî kısırlaşmayı ve insanları dışlamayı ya da ayrımcılığı bünyesinde barındırıyor. Latour, buradan baktığında yirmi birinci yüzyılın ‘jeo-toplumsal sorun çağı’ olduğunu söylerken bir çözüm önerisi de getiriyor: Yeryüzünün insan eylemlerine nasıl tepki vereceğini öngören bir bilinç.

Yazar, bir adım daha atarak söz konusu bilinçle dikkatleri ‘doğa’dan Yerküreselliğe çekip toplumsal ve ekolojik mücadele bağlamındaki politik hareketsizliğin ve ilişkisizliğin sona erdirilebileceğini düşünüyor.

Toprağa (tekrar) bağlanma ve (yeniden) dünyasallaşma da bu şekilde biraz daha anlamlı hâle geliyor.

Latour, rotayı böyle çiziyor.

Rota, Bruno Latour, Çeviren: Orçun Türkay, Kolektif Kitap, 128 s. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal