Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Yeni Türkiye’nin göç ikliminden hikâyeler

Yeni Türkiye’nin göç ikliminden hikâyeler

Kalmak ve gitmek başlı başına bir hikâye. Bunların zorunluluk hâline gelmesi ise ayrı bir fasıl. Bugün hangi yöne dönsek Türkiye’den giden ya da gitmeye niyetlenenlerle karşılaşıyoruz. Ayrılmak isteyenler, çoğunluğun aksini savunan, hayata bambaşka bir pencereden bakan ve yaşamın inceliklerini kavrayan yönleriyle öne çıkıyor.

Geldiği yeri unutmadan yüzünü evrenselliğe vermiş insanların hikâyelerini dinleyen Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna, “Bu Ülkeden Gitmek” isimli kitapta göç fikrinin, göçmenin ve göçememenin yarattığı gerilimi aktarıyor.

“Huzursuz yurttaş”

Hikâye iki boyutlu aslında: Türkiye’den gitmeye karar verenlerin gözlemlediği memleket ve yeni bir ülkeden Türkiye’ye bakış. İbrahim Sirkeci, kitaba yazdığı sunuşta Türkiye’den göçe niyetlenenler ve bunu gerçekleştirenlerin mesleklerinin çeşitlilik gösterdiğini, her etnik gruptan, inançtan ve kültürden insanın yollara düştüğünü belirtiyor. Temel sorunlardan biri siyasi temsil. Bununla birlikte, son on altı yılda ülkede esen “bizden değilsen yok ol” rüzgârı.

Görüşmecilerin hikâyeleri buralardan besleniyor. Dünyada yükselişe geçen anti-entelektüelliğin, Türkiye’de kendisine daha fazla taraftar bulmasıyla “huzursuz yurttaş” sayısının hızla artışını buraya eklemek gerek. Kazaz ve Mavituna, mevcut durumun ayrıntılarını şöyle aktarıyor: “Orta ve üst-orta sınıftan, politik olarak Türkiye’deki mevcut iktidara ya da genel olarak Türkiye’deki siyasal gidişata muhalif, çoğunlukla küresel işgücü piyasasına eklemlenebilecek mesleklere sahip olmakla birlikte esasen mesleki değil, güvenli ve huzurlu bir ortamda yaşamakla ilgili kaygıları bulunan, son yıllarda yaşanan sosyokültürel dönüşümden ve onun sonuçlarından huzursuzluk duyan ve en genel tabirle ‘bunalmış’ kitlenin göçü, göçler coğrafyası olan Türkiye’de, özellikle son altmış yıldaki kitlesel göçlerden farklı. 1960’larda Avrupa ülkelerine yönelik göç hareketindeki gibi tek saik geçim derdi olmadığı gibi 12 Eylül 1980 darbesinin ardından yaşanan göçteki gibi gidenlerin çoğunluğu siyasi bir kimliğe de sahip değil. Ayrıca 1990’larda hızlanan ve ‘beyin göçü’ olarak adlandırılan süreçte gidenlerden de farklılar: Eğitim ya da mesleki amaçlarla yurtdışında yaşarken ülkeye yatırım yapma ve kesin geri dönüş ihtimali de pek gözetilmiyor; çoğu, “ülkeden yaka silkerek bir daha dönmemecesine gidiyor”.

Üst sınıfın yanında prekarya (gazeteci, akademisyen, sanatçı gibi “zihin emekçileri”) da hayal kırıklığı ve bıkkınlıkla göçüyor Türkiye’den. Kazaz ve Mavituna’nın dinlediği hikâyeler, hem öznel hem de yukarıda sıralananlarla doğrudan bağlantılı.

Ortak neden kaygı

Düşlediklerinden çok farklı bir noktaya evrilen ve eskisinden de beter hâle geleceğine inandıkları Türkiye’den ayrılmak isteyenlerle ve ayrılanlarla görüşen yazarlar, bir göç anlatısının ortasına düştüğünü fark edip istatistik ve genellemeleri cepte tutarak “göçü ve memleket tahayyüllerini, kişisel hikâyeler düzeyinde anlamak gerektiğine” karar verince “Yeni Türkiye’nin göç iklimi” diye adlandırdıkları sürece dair önemli verilere ulaşmış.

İnsanlar arasında hızla yayılan Türkiye’ye ilişkin “olumsuz deneyim birikimi”, giden ve gitmeye niyetlenenlerin itici gücü. Öte yandan Kazaz ve Mavituna’nın altını çizdiği bu gerçek, “idare etme kültürü”nü (mutsuzluğa neden olan koşulların değiştirilemeyeceği inancını) pekiştiriyor. İdare edenler, kuralsızlığın “kural”a dönüştüğü Türkiye’de “yapacak bir şey yok” diyerek yaşarken idare etmek istemeyenler ise gözünü karartıp ülkeden gidiyor. Kalanlar, en az şekilde idare etmek için kendi seçtiği ilişki ağıyla oluşturduğu fanusta (“geçici bir sığınakta”) yaşıyor.

Gitmek isteyenlerle gittikleri yerden Türkiye’ye bakanların hikâyelerinin kesişim noktasında kaygı var: Yıpranan, uzaklaşma arzusu duyan ve umduğunu bulamayanlar silkelenmek üzere yollara düşüp yeni bir hayata başlıyor. Görüşmecilerin büyük çoğunluğu, “Türkiye’de her şeyin mümkün olduğunu” ve “her an her şeyin olabileceğini” düşünerek ülkeden ayrılmış. Ayrılamayanlar ise en azından zihinsel olarak terk etmiş Türkiye’yi.

Gidenlerin ve gitmek üzere bekleyenlerin dilinden düşmeyen şiddet sarmalı ifadesi, hemen herkeste bir kaygı bozukluğu yaratmış. Bundan mustarip olanlar, kendisini Türkiye’de herhangi bir yere koymakta epey zorlanıyor. Dolayısıyla kalmak, gitmek ve gidilen yer tam anlamıyla huzurlu olmak güçleşiyor.

İçeride ve dışarıda ‘azınlık’

Konunun Türkiye’den gitme isteği ve göç süreci dışında, yeni hayatın başlangıcı ve oradan Türkiye’ye bakış kısmı var. Kazaz ve Mavituna buna ayırdığı bölümde, yakın zamanda gidenlerin daha mutlu olduğunu, görece eskilerin ise nötr bir tablo çizdiğini not ediyor. İlk günlerin heyecanıyla konuşanları dengeleyen onlara göre “eski” göçmenler; yeni hayatında “sınıf düştüğünü, gittiği ülkenin olumsuz taraflarını da görmeye başladığını ve tutunmak için çok daha fazla çabalaması gerektiğini” anlamış. Kültür ve dil kaybının yarattığı bocalama da cabası.

Bir başka kayıp derinlikle ilgili; Türkiye’den Batı’ya gidenler, günlük ilişkilerin ve konuşmaların “sığlığından” ve “diplomatikliğinden” dem vuruyor. Ancak bu durum, bazı göçmenlerin motivasyonunu artırmış. Görüşler muhtelif; bir yanda özgürlükler diğer yanda kapitalizmin çarklarının daha acımasız dönüşü… Araya Kazaz ve Mavituna’nın yorumları giriyor: “Türkiye’den ayrılıp başka bir ülkede yaşamaya karar vermek -söz konusu bir Batı ülkesi olduğunda- zaman zaman ‘azınlık kimliği’ni en baştan kabullenmek anlamına gelebilir. Öte yandan, bazıları için azınlık kimliği, yurt sayılan ülkede de geçerli olup oradan oraya taşınmak zorunda kalınan bir tür ‘yazgıya’ dönüşebiliyor.”

Hayli zorlu göçmenlik politikalarına, var olan ve son dönemde dönüşüm geçiren ayrımcılık, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi sorunlar da ekleniyor. Görüşmecilerden bunları dile getirenlerin sayısı hiç az değil. Mevcut durum, ülkesinde kendisini yabancı gibi hissedenlerin, göçtüğü memleketlerdeki yabancılığını artırıyor.

Bavullarını toplayanlar ve toplamayanlar

Kazaz ve Mavituna’nın karşılaştığı en ilginç şeylerden biri, bazı görüşmecilerin yaşadığı süreci göç olarak tanımlamaması. Göçü ve göçmenliği olumsuz anlamda kullananlar, bu durumu “dramatize etmek istemediği için” deneyimini herhangi bir göç şablonuna oturtmuyor. Yazarlara göre bunun bir başka önemli nedeni daha var: “Yüzyıllardır göçler coğrafyası olagelen bu ülkenin toplumsal belleğinde savaşlar, çatışma ve travmalarla yan yana duran göç eyleminin her daim olumsuz çağrışımlara yol açması.”

Türkiye’den gidenler, gitmeyi düşünenler ve kalanlar… Çok bilinmeyenli bir denklemi andıran, farklı soru ve sorunlara kapı aralayan göç fikri ve eylemi, bir yanıyla umuda ve mutluluğa yolculuk bir yanıyla geride kalanlara ya da bırakılacaklara dair gerilim dolu ve hüzünlü bir hikâye. Kazaz ve Mavituna, konuyu bağlarken hayaller ve gerçeklerden bahsediyor: “Sözün özü; her ne kadar öyle görünse de aslında herkes ‘bavullarını toplamıyor.’ Bilakis, topladığı bavulunu açıp içindekileri yeniden çekmecelere yerleştirmeye karar veren, bir ihtimal daha olduğunu düşünenler de var. Şimdi bütün bu koşullarda önümüzde yeni bir soru duruyor: ‘Her şeye rağmen’ kalmayı seçenler, Türkiye’de istisnasız ve ayrımsız herkesin özgürlüğünü ve mutluluğunu teminat altına alan ortaklaşa bir geleceği tahayyül edebilecek mi?”

Söz konusu yorumun ardından; gidenlerin, gitmeyi arzulayan ve kalanların bu noktaya nasıl geldiğini; Yeni Türkiye’nin göç iklimi hikâyelerinin nedenlerini özetleyebilecek anahtar kelime ve ifadelerden bir bölümünü sıralayabiliriz: Umutsuzluk, mutsuzluk, geleceksizlik, öfke, güvensizlik, toplumu toplum yapan değerlerin erozyona uğraması/ yozlaşma, doğanın ve hayvanların katli, bilginin ve liyakatin değersizleştirilmesi, nezaketsizlik, azınlık hissi, ayrımcılık, yersiz-yurtsuzluk duygusu, kaybetmişlik düşüncesi, nefes alacak yer bulamama, ifade özgürlüğünün yok edilmesi, çaresizlik, ekonomik koşulların kötüleşmesi, emeğin karşılığının alınamaması, siyasi baskı ortamı, sosyal linç ve toplumsal kutuplaşma…

Bu Ülkeden Gitmek, Gözde Kazaz-H. İlksen Mavituna, Metropolis Yayıncılık, 136 s.     

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar