Yazarın yorumculuğu, romanların yorumu

Yazarın yorumculuğu, romanların yorumu

Kurmaca yazmak kadar, onun üzerine düşünmek de yetenek istiyor. Dahası, geçmişle bağlantı kurmayı, beslenilen kaynakları anımsayıp onları eleştirel gözle yeniden değerlendirmeyi, hatta onlarla hesaplaşmayı, yorumlamayı ve sonunda çok fazla dillendirilmeyenleri söylemeyi gerektiriyor.

Kolombiya’da son dönemde öne çıkan romancıların başında gelen Juan Gabriel Vásquez, hatırlama ve tarih temalı kitaplarının yanı sıra kurmacaya dair yazdıklarıyla da bilinen bir isim.

Hafızanın derinliği ve sığlığının yazarı

“Costaguana’nın Gizli Tarihi”, “Gammazcılar”, kendisine şöhreti getiren “Düşen Şeylerin Gürültüsü”yle birlikte “Bütün Azizlerin Âşıkları”, “Yersiz Yurtsuz Adam” ve İtibarlar” başlıklı kitaplarıyla tanınan Vásquez, gazeteci kimliğini Kolombiya ve Latin Amerika tarihiyle bir araya getirip acıları anlama ve onlarla bağ kurma yeteneğine vurgu yapıyor metinlerinde.

An ve anıları buluşturduğu romanlarında, çoğunlukla farkına varılmayan geçmiş ile bugün arasındaki ilintilere yoğunlaşan Vásquez, “İtibarlar”ın başkarakteri Javier Mallarino’nun deyişiyle “pusulasını şaşırmış zamanlara” dair bir şeyler söylemeyi tercih ediyor.

Vásquez, kurmacanın sınırlarını zorlayıp hayali ülkeler yaratırken zaman zaman gerçek karakterlerden esinleniyor. 1940’ların Bogotası’na ya da 1990’ların Medellini’ne giderek ihanet, itibar, suç ağı, savaş, kuşku, yolculuk ve hakikat etrafında romanlar kaleme alan Vásquez yükseliş ve düşüşlerin, ortak geçmişlerin, ayrılış ve buluşmaların, siyasi ayak oyunlarının, şöhretin bedelinin, ‘vatan hainliği” ithamlarının, ‘yaşanmayan şeyleri de hatırlatan hafıza’nın derinliğinin ve sığlığının, aşağılama ve aşağılanmanın tarihini kurmacayla birleştiriyor.

Yazar, “İtibarlar” romanı için kaleme aldığı uyarı metninde, ‘Bir kurgu eserin gerçeklikle benzerliği sadece tesadüftür’ demişti. Bu cümle, Vásquez’e Simón Bolívar Gazetecilik Ödülü kazandıran ve Türkçeye Süleyman Doğru tarafından yeni çevrilen “Çarpıtma Sanatı”nın okuru sokacağı yolu anlamak için bir ipucu olabilir.

İki kardeş: Uydurma ve kurmaca

Vásquez, ‘ustam’ dediği Cervantes, Márquez, Conrad, Philip Roth ve Sebald geleneğinin bir temsilcisi olarak niteleniyor. Bir kurmaca incelemesi olan “Çarpıtma Sanatı”nda Vásquez’in yaptığı şeylerin başında, ustalarının eserlerini yeniden okuyup eleştirmek geliyor. Kurgu okumayı uyuşturucu kullanmaya benzeten yazar, bu bağımlılığı açıklama girişiminin de akıl dışılıkla sonuçlanma ihtimalini gözden uzak tutmuyor. Bu yolculukta, Latin Amerikalı bir yazar olarak dünya edebiyatında hangi konumda yer aldığını da araştırıyor.

Uydurma ve kurmacanın iki kardeş olduğu fikriyle Vásquez, kurmaca karakterlere ve romanlara kendimizi kaptırışımıza kafa yorarken ilginç bir soru soruyor: “Okur ve romancılar olarak vaktimizi neden bu karakterlere, kaprisin çok benzeri bir şeyden doğmuş izlenimi veren bu dünyalara adıyoruz?”

Hayal gücünden doğan kurgu dünyaların okura mutluluk verdiğini söyleyen Vásquez, yukarıdaki soruya yanıt ararken kurmacanın gerçekliğe kazandırdığı düzenden ve anlamdan bahsediyor. Tabii yazarın başka yanıt bulma denemeleri de var; onlar da okumanın okuması, diğer bir deyişle kaynaklara ve ustalara yeniden bakma girişimi.

Kurgu yazarının amacı

Vásquez, okumalarının okumasını yaparken zihnini “Modern romanın icadı Cervantes’e atfedilirken roman okuru kim tarafından icat edildi?” sorusu kurcalıyor. Başka bir ifadeyle okurluğun ne zaman ete kemiğe büründünü sorguluyor. Yalanların içinde gizlenen hakikatin keşfinin bunda parmağı olabilir mi ya da Vásquez’in deyişiyle ‘poetik hakikatin’ okuru yarattığı söylenebilir mi? Bunları, ‘Neden kurgu okuruz?’ sorusuna verilebilecek yanıtlardan biriyle cevaplamayı uygun buluyor yazar: “Kurgu okuru bir hoşnutsuzdur, bir isyankârdır, hoşnutsuzluğunun ve isyanının sebebiyse insani hayatın ona giydirdiği katlanılmaz deli gömleğidir: Bu hayatın tek olduğu -yani, ölümden sonra bir başkasının olmadığı- ve üstelik onun tek bir tane olduğu -yani aynı anda birden fazla kişi olamayız- gerçeği. Aynı anda hem kadın ve erkek, sadık ve sadakatsiz hem de ateist ve inançlı olamayız. Ama öyle olduğumuzu hayal edebiliriz ve iyi bir kurgu okuması, bu durumda, yönlendirilmiş hayal gücünün bir deneyimidir ya da başka bir hayal gücünün (bizimkinden daha zengin, daha derine nüfuz edebilen, daha çağrışımsal), elimizden tutup daha önce hiç gitmediğimiz o yerlere götürdüğü bir deneyimdir. Dikkatimizi ve bilincimizi, onları daha iyi yerlere götürecek birisinin ellerine bırakmak için okuyoruz; dünyayı tanımanın çok özel bir biçimi olan edebî kurgu tarafından ele geçirilmek için okuyoruz.”

Toplumsal olana inanmamanın ve kuşkuculuğun bir tezahüründen hareketle okuru ‘antisosyal’ diye niteleyen Vásquez, kitabın ona sağladığı ‘entelektüel, ahlaki ya da estetik mutluluğu’ hatırlatıyor.

Kurgu yazarı, hem bu mutluluğa hem de sürekli dağıtılan dikkate yoğunlaşıyor Vásquez’e göre: “Halkın dikkati, neticede kurgu yazarının hedeflediği büyük avdır. O dikkati ele geçirip birkaç saatliğine manipüle ettikten sonra, belki dönüşmüş biçimde gerçek dünyaya göndermek: Kurgu yazarının amacı işte budur.”

Romanın yaşamı ve öykünün ‘silik varlığı’

Gerçekleri tersyüz etmek kadar, bir yazar tarihi de kurgulayabilir. Vásquez, bu noktada Márquez’e gönderme yaparak anlatılan tarihin, gerçeklerin çeşitlemelerinden yalnızca biri olma ihtimalinden söz ediyor. Başka bir deyişle ‘tarihi çarpıtma’ özgürlüğünün varlığını hatırlatıyor. Bunun doğal sonuçlarından biri de poetik hakikat; hikâye anlatma sanatıyla bağlantılı söz konusu durum, Vásquez’e göre bunu başaran yazarın üslubunun bir parçasına dönüşüyor aynı zamanda.

Söz konusu çarpıtma yoluna gitsin veya gitmesin, hakiki roman yazarlarının eserlerinde başka metinlerin eleştirisine yer verdiğini düşünüyor Vásquez; bir bakıma yazarın yorumculuğa soyunduğunu belirtiyor.

Romanın yaşamı ve ‘ölümü’ ile öykünün ‘silik varlığı’ arasında, teknik ve tarihsel analizlere de girişen Vásquez, ‘öykünün daha iyi yaptığı bir şeyi, başka hiçbir edebî biçim öyküden daha iyi yapamaz’ derken bu türün hakkını teslim edip öykücülerin gözlemciliğini ve mimarlığını anımsatıyor. Bu analiz, aynı zamanda yazarın beslendiği öykücülerin ve romancıların metinlerini yeniden okuma, yorumlama ve eleştirme anlamı taşıyor.

Kolombiya’daki suskunluk

Vásquez; öykü, roman ve günlük gibi türlere dair kalem oynatırken hem Kolombiya hem de Latin Amerika’nın edebî geleneğiyle ilgili çözümlemelere girişiyor. Ribeyro’nun günlüğündeki ‘Benim arkamda sadece efsaneler, gelenekler ve tek perdelik skeçler var; bir Güney Amerikalı için devrim yapmak roman yazmaktan daha kolay’ cümlesi de geleneğe ve coğrafyadaki genel duruma ilişkin veriler barındırıyor.

Kolombiya özelinde suskunluğun, şiddeti romanlaştıracak yazar arayışının, kuşkuların ve uzun süren eser yoksunluğunun var olduğu dönemlerden patlamanın yaşandığı zamanlarla ilgili değerlendirmeler yapan Vásquez, ülkesindeki edebî geleneğe dair eleştirisini şöyle özetliyor: “Bilinen şeyleri anlatmak, gereksiz tekrar yapma kabahatini işlemek demek ve bu, bir romancının işleyebileceği en büyük kabahat, Şiddet Dönemi romancılarının yarım asır önce işlediği kabahat.”

Edebiyat nedir, ne değildir?

Yukarıdaki eleştirinin yanı sıra Kolombiya’da eleştirinin güdük kalma nedenlerinin başında ‘tenkit’ yayınlayacak mecra eksikliğinin, ‘bu yapmacık, sahte ve gerekçesi de şu’ diye yazacak insan azlığının ve okuyacak kişi noksanlığının geldiğini söyledikten sonra Vásquez, lafı meselenin özüne getiriyor: “Eleştiri şu korkunç soruyu sürekli olarak gündeme getirir: ‘Edebiyat nedir?’ Piglia’ya göre yazar edebiyatın ne olduğunu anlamak için yazar. Ama şimdi beni ilgilendiren bir kurgu kitabının ne olduğuna dair o uzun ve karmaşık cevap değil, bu sorunun, çok apaçık olmadığı için içinde çok daha korkunç bir başkasını barındırması: ‘Edebiyat ne değildir?’ Eleştirinin olmadığı bir ülkede bu son soru asla cevaplandırılmadı, bu yüzden de edebiyat olmayan şeyler edebiyattan sayılıyor ve bunun çok daha vahim bir sonucu oluyor: Eleştirinin olmadığı bir ülkede, yazarların ortamlardaki varlığı bir anlamda, eserine verilmesi gereken önemi talep etme eğilimi taşır. Başka bir şekilde ifade edecek olursak eseri önemsiz bir ilaveye, hareketlerinin, imajının, fikirlerinin bir tür aksesuarına, bir yazarda bayağı olan her şeye dönüşür.”

Eleştiri, yorum ve deneme

Vásquez, bir ölçüde yanıtını verdiği söz konusu sorulardan yola çıkarak “Don Quijote” okuması gerçekleştirip kitabın farklı algılanışları, yorumları ve metne dair tarihî yanılgıları gündeme getiriyor. Cervantes’in bıraktığı mirası, bu mirasın yağmalanışı ve doğru değerlendirilişi üzerine kalem oynatan yazar, Kundera’nın ‘Roman muğlaklığın krallığıdır’ sözünü merkeze alıp eserin estetik, edebî ve tarihî yönlerine ilişkin çözümlemelere girişiyor.

Vásquez’in kurmaca metinlerin tarihle, gerçekle ve uydurma ya da çarpıtmayla ilişkisini incelediği yeniden okumalar, hem birer eleştiri hem de yorumlama olarak değerlendirilebilir. Bunların ötesinde, kitaptaki metinlerin tamamı birer deneme olarak da okunabilir. Vásquez’in, meşhur yanlışları ve az bilinen gerçekleri vurgulama çabası, eleştiri ve denemeyi birbiriyle buluşturuyor. Üstelik yazar bunu, Kolombiya ve Latin Amerika edebiyatından hareketle başlatıp Avrupa ve Kuzey Amerika’ya uzanarak başarıyor. Kısacası, yerellikte sıkışıp kalmadan dünya edebiyatına dair bilgisini ve karşılaştırmalı yorumlarını işin içine katarak çözümlemeler yapıyor.

“Çarpıtma Sanatı”, Juan Gabriel Vásquez, Çeviren: Süleyman Doğru, Everest Yayınları, 234 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal