Reklam Reklam

Ümmü Gülsüm’ün ya da kendi kendinin peşinde

Ümmü Gülsüm’ün ya da kendi kendinin peşinde

Şirin Neşat’ın “Ümmü Gülsüm’ün Peşinde” (Oum Kulthum) adlı ikinci uzun metrajlı filmi özel bir film. Sinema dili uzaktan “Yeni Roman” ile Alain Resnais çağrışımları yaratıyor. Renk, kadraj, çevre tasarımındaki doygunluk yönetmenin görsel sanatçı olduğunu hissettiriyor. “Ümmü Gülsüm’ün Peşinde” Neşat’ın ilk filmi “Erkeksiz Kadınlar”dan daha iddialı bir anlatıma sıçramış; film içinde film, hem klasik sinema, hem modern…

Filmde adeta Neşat’ın alter-egosu, bir İranlı kadın yönetmenin Mısırlı diva Ümmü Gülsüm’ün hayatını filme çekme sürecini anlatmış. Doğunun batıdan algılanışındaki farklılıklar, bir kadının analık göreviyle mesleği arasında yaptığı seçim farklılıklarıyla beraber anlatılmış. Bazen de bunlar birbiriyle metaforik ilişki içinde gösterilmiş.

Bu bağlamdaki ipuçları Ümmü Gülsüm’ün kariyerinin zirvesinde görüldüğü bir sahnede çözülüyor. Konserinin sonundaki bir resepsiyonda Gülsüm, Kral Faruk’un tebriğini kabul etmek üzere ona doğru yürürken ürkekliğini bir türlü gizleyemiyor. Sahnede ilginç bir şekilde ailesi de arkasında durmakta. Şarkıcının ailesini bırakıp Kral’a, kendi kariyerine doğru yürümesi gerekiyor. Ama o dönüp uzunca anne-babasına bakıyor.

Yönetmen oyuncusuna dönüp ailesine bakmamasını, Gülsüm’ün bu sahnede büyük bir star olduğunu, artık sadece kendi şöhretini ve kariyerini düşündüğünü söylüyor. Setteki Mısırlılar yönetmene itiraz ediyorlar. Yabancı yönetmenin ulusal starlarından hiçbir şey anlamadığı, Gülsüm’ün ününün zirvesinde dahi ailesine, halkına bağlılığını mesleğinin üzerinde tuttuğu konuşuluyor. Ne söylenenler ne de başrol oyuncusunun itirazları sahneyi düşündüğü gibi çekmesine engel olamıyor. Ta ki yönetmenin onu devamlı ilgisizlikle suçlayan öz oğlunun şikâyet mektupları yazarken sonunda Amerika’daki evlerinden kaçıp kayıplara karışmasına dek. Bu noktada yönetmenin iç dünyasında bir değişim oluyor. Filmi bırakıp Amerika’ya dönmek istiyor ama izin alamıyor ve büyük bir acıyla filme devam ediyor.

Sanatının bedelini çocuğunun kaybolmasıyla ödedikten sonra yönetmen, filmin sonunu sıra dışı şekilde değiştirmeyi öneriyor. Artık yalnızca bir filme daha imza atmış olmak için film yapmak istemiyor. Film, çalışmasının karşılığında büyük bir cezaya çarptırılan yaratıcının artık dünyevi hırslar için bir iş üretemeyeceğini gözler önüne seriyor. Ruhunu iyileştirme ihtiyacının kendisini değişik içerik ve biçim arayışlarına yönelteceğine işaret ediyor.

Böylece film anlaması güç üslup ve diller kullanan sanatçıların bu seçimleri neden gerçekleştirmiş olabileceklerine farklı bir ışık tutuyor.

Tanrı Mısır’ı terk etti…

Yönetmenin düşündüğü yeni son, filmi Gülsüm’ün sesinin bir konser sırasında tamamen gittiği ve bir daha hiç geri gelmediği bir şekilde bitirmek. Yapımcılar bu sonu asla kabul edilemez buluyor ve yönetmen filmi bırakıyor.

Filmin başında Gülsüm ilk kez sahneye çıktığında şarkıya başlamadan, hiç söyleyemeyecek gibi uzun bir süre durup bekler salonda bir gerilim olur. Sanki Gülsüm bir gücün yardımına gelmesini bekliyor ve o güç bir türlü gelmiyor gibidir. Sonunda salondan bir izleyici ayağa kalkıp sizin güzel sesinizi dinlemeye geldik diyerek cesaretlendirir ve bir mucize gerçekleşir: Gülsüm şarkıya başlar… Bu deneyime Gülsüm’ün esler vererek söyleyiş tarzı eklenince dinleyici çok nadir bir ses dinlendiği hissiyle sesin her an gitmesinden korkar. Ses sanki Gülsüm’e zorlukla gelen Rabbin sesi gibidir ve dinleyenler onun aracılığıyla Tanrı’yı duyuyormuş hissini alırlar.

Yönetmen yapımcıların reddettiği son sahnenin bir denemesini çeker. Cumhurbaşkanının izlediği bir konserde Gülsüm ipteki bir cambazın heyecanını yaratarak şarkı söylemektedir. Her este izleyici dikkat kesilmektedir. Gülsüm bir anda susar ve bir daha sesi çıkmaz. Tüm salon sesin gelmesini bekler… Ama Tanrı’ya ait olan ses gelmez. Mısır halkının tüm gücü gitmiştir. Gülsüm sessizliğe gömülüp bir dilsize dönüşür. Cumhurbaşkanı bütün iktidarlarını kaybetmiş gibi başbakana bakar. Tanrı Mısır’ı terk etmiş, bir anda yaşam son bulmuştur. Mısır’ın dördüncü piramidi, cenazesine 4.5 milyon kişinin geldiği büyük diva susarak ülkesini de filmi de karanlığa gömer.

Filmin sonunda yönetmen bir hayal görür. Gerçek Ümmü Gülsüm kendisiyle konuşmaya gelir, finalde yanlış yaptığını, bilet alarak kendisini izlemeye gelen izleyicilere haksızlık ettiğini söyler. Ümmü Gülsüm yönetmenin alter-egosu ise, bu sahneyle tüm film yönetmenin kendi kendiyle bir iç çatışması haline gelir. Hangi tarafın haklı olduğunun bilinemediği filmin bu asıl finali çarpıcıdır.

“Ümmü Gülsüm’ün Peşinde” aslında kendi kendinin peşinde olan bir kişinin ikilemlerini son derece başarıyla sergilemiş. Bize tebrik etmesi kalıyor.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal